Her Yaşta Hayat Yoldaşı

Bana ev bulacağınıza koca bulsaydınız keşke.” demiş yardım işleri ile uğraşan arkadaşıma yaşlı teyze. Kocası öldükten sonra İstanbul’da yaşayan iki evladı onu istemeyince arkadaşımın yaşadığı ilçeye bir vesile ile gelmiş teyze. Kadıncağızın halini duyan arkadaşım ilçe müftüsünün de yardımıyla hemen küçük bir ev kiralamışlar içini döşemişler. Ev hazır olunca müftü bey ve arkadaşım teyzeyi yeni evine götürüyorlarmış. Teyze arabada söylemiş bu sözleri. “Ben yalnız yaşamaya, korkarım, bir evde nasıl tek başıma yaşayayım.” demiş. Müftü bey “Öyle mi diyorsun teyze? İyi o zaman, tanıdığım bir amca var, karısı öldü evlenmek istiyordu, hemen doğru oraya gidiyoruz.” Evden önce amcayı görmeye gitmişler. İki yaşlı birbirlerini pek beğenmişler, şimdi evli ve mutlular.

Teyzenin cesaretini takdir ettik. Bizim toplumda kadınlar elli yaşından sonra kolay kolay evlenmezler. Kadınlar evlenmeyi kabul etmeyince erkekler de mecburen yalnız kalmış oluyorlar. Boşanmayla ya da eş ölümü ile pek çok insan hayat yoldaşını kaybediyor. Ülkemizde her yıl yüz bini aşan boşanma sayısını düşündüğümüz zaman bu yaklaşık iki yüz bin kişinin dul kalması demek oluyor. Bu kadar kişi hayatını elbette yalnız geçirecek değil.

Boşanmış ya da eşi vefat etmiş erkeklerin yeniden evlenmelerine toplum tarafından gayet hoşgörü ile bakılırken durum kadınlara geldiğinde aynı hoşgörüyü çoğu zaman göremiyoruz. Boşanan kadının evlenmesine biraz daha hak verilirken kocası ölmüş olanların hiç evlenmeyip ömür boyu rahmetli kocasının yasını çekmesi bekleniyor.

Oysa sebep ne olursa olsun sonuç aynı. Yalnız bir kadın var ortada. Çocuğu olması da o yalnızlığı gidermiyor. Kocası öldükten sonra aile, çocuk ve çevre baskısı ile evlenemeyen ve ömrünü yalnız geçirmek zorunda kalan çok kadın var. Bu kadınlara yeniden evlenmemeleri konusunda psikolojik baskılar yapılıyor. Çoğu zaman bu baskıları kadınlar kadınlara yapıyor. Ayıp olmasın, el gün ne der diye kızlarının tekrar evlilik yapmasına engel olmaya çalışan anneler çok. Öncelikle bu el sözüne kıymet vermemeyi öğrenmek lazım. İnsan evladının mutluluğunu elin günün sözünün üstünde tutmalı.

İkinci evlilikler konusunda okuyucularımdan çok sorular geliyor. Dul bir hanımın bekar erkekle evlenme meselesi çok soruluyor. Peygamberimizin ilk evliliğini daha önce iki kez evlenmiş dul ve üç çocuklu olan Hz. Hatice ile yaptığını düşünürsek bence hiç bir mahsuru yok. Tabii taraflardan biri bunu sonradan dert etmeyecekse. Kadın değil de bazen erkek dert edebiliyor. Bu yüzden erkeğin bu evliliği gerçekten canu gönülden istemesi gerekiyor. Baştan tereddütleri varsa, vesveseli ve kıskanç bir yapıya sahipse, kadının ilk eşi ile ilgili sorular sorup duruyorsa, gönlünün istediğini aklı kabul etmiyorsa o evlilikten uzak durmak gerek. Zaten erkeğin ailesi genellikle sorun çıkarıyor. Bekar oğullarının dul bir hanımla evlenmesini hazmedemiyorlar. Bir de karı kocanın kendi tereddütleri varsa işin içinden çıkmak çok zor olur.

Bekar erkek, dul hanım evliliği bizim toplumda çok yaygın değil, benim tanıdığım iki aile var. İkisinde de karı kocalar iyi anlaşıyorlar. İkisinde de hanımların ilk evliliklerinden çocukları da var. Eşleri çocuklara babalık yapıyorlar ve kendi içlerinde mutlular. Yalnız birinde erkeğin annesi çok problem çıkarttı. Erkek ailenin tek oğluydu ve annesi bu evliliği o kadar dert etti ki ölene kadar kabullenemedi. Oğlunun başkasının çocuklarına babalık etmesini ve dul bir hanımla evlenmesini hazmedemedi. Ara ara onlara da çok sıkıntı verdi. Ömrünün son dönemlerinde aklı da bir hoş olmuştu kadıncağızın. O istemediği gelini baktı ona.

Diğer ailede ise yine erkeğin ailesi baştan istemedi fakat fazla sorun çıkarmadılar. Gelin baştan onların isteksiz olmalarını dert etmedi hatta hak verdi, güler yüz ve kibarlığıyla kendini çabuk sevdirdi. Aile gelinlerinin önceki eşinden çocuklarını da kabullenip sevdiler. Kısacası bu durumu kabullenmede erkeğin ailesinin kindarlığı, dindarlığı, oğlunun tercihine saygı duyması oldukça önemli.

Erkek dul, kadın bekarsa daha az sorun çıkıyor. Eğer erkeğin ilk evliliğinden çocukları varsa ve annede kalan çocuklar sebebi ile erkek ilk eşle görüşmek zorunda kalıyorsa bazen bu konu problem olabiliyor. Yeni eş eski eşi kıskanıyor. Çocuklar babada kalacaksa genç kızlar genellikle bu duruma baştan razı olmuyorlar. Henüz kendi çocuğunu doğurmadan başka çocuklara annelik yapmak zor gelebiliyor. Çocuklar annede kalacaksa o zaman genç kızlar dul bir erkekle evlenmeyi kabul ediyorlar.

Evlilik kadın ve erkeğin ilk evlilikleri değilse ikisi de çocuksuzsa durum daha kolay. Fakat iki tarafında çocuğu varsa bu kez çocuklar meselesi ciddi sorun olabiliyor. Mesela adamın çocuğu annesinde kalıyorken, eski karısı rahatsızlık versin diye evlendikten sonra çocuğu babaya gönderebiliyor. Yeni eşin önceki evliliğinden çocuğu ile erkeğin çocukları anlaşamayabiliyor ya da kadın “Ben çocukların annesinde kalacak diye bu evliliği kabul ettim.” diye sonradan gelişen bu durumu kabullenemiyor.

Bizim toplumda bir üvey anne ve üvey baba ön yargısı var. Ailelerin ve eski eşlerin çocuklarını, boşandığı eşin yeni eşine karşı kışkırtması var. Çocuklar her şeye çabuk inanabiliyorlar. Üvey anne ve üvey babanın iyi davranışları anne, baba ya da anneanne gibi sevdiği yakınlar tarafından kötüleniyor: “İnanma onun davranışlarının hepsi sahte seni sevmiyor, bulduğu fırsatta zarar verir gibi.” zehirli cümlelerle sırf kıskançlık yüzünden çocuğu onları sevmesin diye kendi evladına kötülük eden pek çok anne ya da baba var.

Hatta çocuğuna onları sinir edecek şeyler yapması için yol gösterenler var. Bir aile biliyorum çocuklar babada kalıyorlardı, üvey anne çocuklara çiçek gibi bakıyordu fakat koca koca çocuklar ona eziyet etmek için yapmadıklarını bırakmadılar, dışarıdan anne dolduruşuyla. Üvey anne çocukların yaptıklarından bıktı, onları istemedi o sırada da çocukların annesi evlenmişti, çocuklarını almadı ve çocuklar perişan oldular, serseri olup çıktılar. Bu yüzden bu konuları baştan göze alıp evlenmek lazım.

Kocasının ya da karısının eski eşinden olan çocuklarını kıskanan, eşinin onlarla ilgilenmesine tahammül edemeyenler de olabiliyor. Önceki evliliğinden çocuğu olup yeniden evlilik düşünenlerin eşte aramaları gereken ilk şart merhamet olmalı herhalde. Genellikle hep kötü üvey anne konusu konuşulur ama başta karısının çocuğunu kabul edip sonradan istemeyen erkekleri de çok duyuyoruz. Bu yüzden önce merhamet olmalı.

Yeniden evlilik yapacak olan ve çocuğu kendi ile yaşayacak olan hanımların çocuklarının yaşları da onların durumu kabullenmeleri açısından önemli. On yaş altı çocuklar ya da on altı yaş üstü gençler durumu daha kolay kabullenip uyum sağlayabiliyor. Hele çocuk çok küçükse kendi babası gibi kabulleniyor. Fakat 10-15 yaş arası ergenlik dönemi çocuklarının anne ya da babanın yeni eşini kabullenmesi zor olabiliyor. Kıskançlıklar daha çok yaşanabiliyor. Bu dönem çocukları olup evlilik yapmayı düşünenler çocuklara karşı daha hassas davranmaya dikkat etmeliler.

Bazı çocuklar anne ve babanın evlenmesi meselesini pek dert etmiyor gibi duruyorlar. Hatta çocuklar kendiler teşvik edebiliyorlar. “Sen de evlensene” diye. Böyle çok örnekler görüyorum fakat çocuk kendi istese de yine de kıskanmaktan kendini alamıyor, anne ya da babasını düşünerek dilinden çıkan sözü gönlü kabul etmiyor. Bu durumda çocuğun ne kadar hassas bir yapısı olduğu çok önemli; çünkü hassas bir çocuksa akabinde ciddi hastalıklar gelebiliyor.

İlk evliliğinden çocukları olan kişilerin sonraki evliliklerinde eş adayında bakacakları ilk şey “Bana iyi eş olabilir mi?” nin yanında “çocuklarıma iyi anne ya da baba olabilir mi?” olmalı. Çünkü bu yüzden biten evlilik sayısı az değil.

Bunun yanında “Bir daha evlilik mi tövbe” deyip yeniden evlenenler ve sonraki evliliklerinde mutluluğu yakalamış, eşinin çocuklarını kendi çocukları gibi benimsemiş çok çift var. İyi niyet ve akıllıca atılacak adımlar pek çok sorunu çözer.

Kültürel farklılıklar evliliklerde kendini gösteriyor. Sahabe hanımların hayatını okuyoruz o muhterem hanımlar o kadar çok evlilik yapmışlar ki. Kiminden boşanmış kiminde eşi ölmüş on evlilik yapan hanımlar var. Biz de kadın üçüncü evliliğini yapsa dul kalsa daha dördüncüyü mahalle baskısından yapamaz. Erkekler üzerinde bile böyle bir baskı var. Kaç kadın ilk dört eşinden ayrılmış bir erkekle evlenmek ister? Ya da kaç erkek bir kadının beşinci kocası olmak ister? Erkeğin ya da kadının hangi sebeplerden ayrıldığına bile bakılmaz çoğu zaman. Kesin kötüdür diye etiketlenir. Oysa Arap toplumunda bunlar hiç mesele bile değil. Bizim toplumumuz kınamayı, kimin ne yaşadığını bilmeden suizanda bulunmayı, insanları yargılamayı maalesef ki çok seviyor. Oysa bunlar Allah indinde vebali çok olan kötü huylar.

Yalnız kaldıktan sonra yeniden evlenmemiş olan kadınlar “çocuklarımı tek başıma büyüttüm” diye övünüyorlar; fakat çoğunda da yaptığı fedakarlığın karşılığı olarak çocuklarından beklentileri çok yüksek oluyor genellikle. Her şeye alınıyorlar, kırılıyorlar, yaptığı fedakarlığın karşılığı olarak kraliçe muamelesi görmek istiyorlar o da çocukları için oldukça yıpratıcı olabiliyor. Hatta çok genç yaşta dul kalmış kadınların oğullarını hanımlarından daha çok kıskandıkları anlatılır. Hele evladı yuvasını kurarken annesini düşünmemişse yalnız kalmışsa kırgınlıkları, sitemleri pek büyük oluyor.

Tabi bir de boşanmış erkeklerin evlenebilmeleri için maddi imkanlarının iyi olması lazım. Günümüzde erkekler eski eşlerine nafaka vermekten yeniden evlenecek maddi imkanı bulamıyorlar. Dinimize göre erkeğin ilk eşinden çocukları varsa ve annede kalacaklarsa erkek çocukları için nafaka ödemek zorunda fakat karısına sadece iddet müddeti olan dört ay içinde nafaka vermek zorunda. Bunun dışında kadın kendi için eski kocasından nafaka alamıyor.

Fakat konuyu bilmeyen pek çok kadın tazminat, nafaka eski kocadan ne alsam kar diye bakıyorlar. Bazı kadınlar yeniden evlendiklerinde eski eşten gelen nafaka kesilmesin diye resmi nikahla değil, dini nikahla evleniyorlar. Haram parayı da içlerine sindirip yiyip oturuyorlar. Aile kanunu ile ilgili yazdığım dönemde bu konuda mağdur olmuş pek çok erkekten e-posta gelmişti.

Eski karısına nafaka ödemekten yeniden evlenemeyen erkekler çok olunca bekar sayımızda artıyor. Memur maaşlarını düşündüğümüzde kaç erkeğin maaşı hem eski eşe nafaka vermeye hem de yeni eşi geçindirmeye yeter. Boşanmış erkeklerle evlenecek kadınlar da bekar kalmış oluyor bu durumda. Hem kadına hem erkeğe zulüm yapılıyor. Bir kadın hak etmediği parayı yerken başka bir kadının evlenememesine sebep oluyor.

Başbakanımız nüfusu artırmak için düğünlerde üç beş çocuk tavsiye etmekle uğraşacağına çocuksuz boşanan kadınların nafaka almalarını engellese ve çocuğu olanların da sadece çocukları için alması sağlansa evlilik sayısında büyük bir artış olacaktır. O zaman da çocuk sayısı da doğal olarak artacaktır. Öteki türlü nüfusumuz azalır, toplumda zina artar. Ahlaki yapımızın çökmemesi için evliliklerin kolaylaştırılması, teşvik edilmesi gerekir.

Not: Bir önceki yazıda “bir sonraki yazı bekarların evliliği üzerine olacak” demiştim fakat bekarları iki gruba ayırınca bu yazı ancak sonradan bekar kalanlara hitap etti. İnşaallah bir sonraki yazı ilk evliliğini yapacak geçler ya da yapamayan gençler için olacak. Neden evlenemiyorlar? Evlilik görüşmelerinde neler yaşıyorlar? Onlara göre bu sorunlar nasıl çözülür? İnternetten tanışıp evlenmeye nasıl bakıyorlar? İslami evlilik siteleri diye kurulan sitelerden evlenen var mı? Düşüncelerini yaşadıklarını:

Kaynak: http://www.cocukaile.net/her-yasta-hayat-yoldasi/



Etiketler:

Diğer İçerik Başlıkları

Tüm Başlıkları Göster

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!