Kur'an Ayetleriyle Terbiye Olunmak

Allah’ı Rabb edinmek, kitabı Kur’an’ın terbiye sürecinden geçmeyi, Kur’an’ın terbiye sürecinden geçmekte kişinin nefsini, ailesini, cemiyetini ve devletini Allah’ın indirdiği hükümlerle sevki idare etmeyi gerektir. Kendi nefislerini, ailelerini, cemiyet ve devletlerini Allah’ın indirdiği hükümlerle sevki idare etme derdi, kaygısı, hassasiyeti olmayanlar için terbiye’den bahsedilemez. Dünyada en büyük terbiyesizlik, Allah’ın indirdiği hükümlere karşı müstağni davranıp muhayyerlik hakkını kendisinde bulmaktır.

Rasûl-i Ekrem’in İslam’ı tebliğ etme ve insanları terbiye metodu, Kur’an’ın tayin ettiği ve sınırlarını çizdiği ilkeler doğrultusunda gerçekleşmiştir. Onun davetinin ve taliminin temeli, hikmete, güzel öğüde, merhamet ve yumuşaklık prensiplerine dayanıyordu. Kur’an ona tebliğ konusunda şu öneride bulunmuştur: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et…” (Nahl, 16/125)

Kur’an, beşikten mezara kadar ömür boyu terbiyeyi emreder. Kur’an, Rabbü’l âleminin kitabıdır. Rabb, terbiye edendir. Allah’ın Rabb-Terbiye edici, yetiştirici- olması, insanın yetişme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz, tersine ona karşılık verebilmek için birtakım yükümlülükler, ödevler yükler. İnsanın bunları yerine getirmesi ölçüsünde de ilahi terbiyeden geçerek, insani eksik ve kusurlardan arınmış, olgun bir insan ve Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde gerçek bir Müslüman ortaya çıkar. Kur’an, mürtecileri medeni yapar.

Kur’an’ın terbiyesinden geçmek, Allah’ın terbiyesinden geçmektir. Rasûlüllah (sav) buyuruyor: “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi ne güzel yaptı.” (Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12) Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Allah Teâlâ'nın isimlerinden bir tanesi de "Rabb" yani "terbiye edici". Terbiye edici olan Rabb'imiz bizi terbiye etmek üzere bize bir kitap göndermiş. Ancak kulun terbiye edilmesi için Allah'ın bu terbiyeyi istediği kadar kulun da Rabb'i tarafından terbiye edilmeyi istiyor olması gerekir. Şayet biz, Kur'an'ın bizi terbiye etmesi için kendimizi Kur'an'a açarsak o zaman Hz. Muhammed (sav) timsali terbiye edilmiş insanlar zuhur edecektir.

Hz. Peygamber belki de bu durumun izahı için “Beni Rabb'im terbiye etti, terbiyemi de ne güzel etti.” (Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12) buyurdu. Biz Kur’an’a açılırsak, Kur’an da bize açılır. Kur’an’ın bize açılması, bizim Kur’an’a açılmamız miktarıncadır.

“Rab mastarı, terbiye’nin ism-i fâili olan “mürebbî” anlamında kullanılır. Bu, Rab kelimesinin, terbiye ile alakası bulunan, emir/emretme, nehiy/yasaklama, tergîb/teşvik, terhîb/korkutma, taltîf/ödüllendirme, tekdîr/kınama, inayet/yardım vb. manaları tam anlamıyla içermesindendir. Bu durumda Rab, terbiye’nin bütün gereklerini taşıyan bir mürebbi demek olur ki, dolayısıyla sahip ve malik anlamına da gelir.” ( Elmalılı, Hak DîniKur’ân Dili, I, 63) Netice itibariyle Rab, mutlak anlamda mürebbi demektir.

Kur’an’da varlığı yaratan (Hâlık), doğruya yönlendiren (Hâdî), ona rızkını veren (Râzık), mutlak hüküm sahibi (Melik), sınırsız güç sahibi (Kadîr) ve neticede kulluk edilmeye gerçekte hak sahibi (Ma‘bûd) Rab şeklinde anlatılan Yüce Allah’ın kullarını terbiyesi, ontolojik ve epistemolojik olarak iki alanda tecelli eder. O’nun, insanların maddi ihtiyaçlarını gidermesi ontolojik alanda; peygamberleri vasıtasıyla vahiyler gönderip insanları cennete ehil duruma getirmesi epistemolojik sahada bir terbiyedir.

yazar: Mustafa Çelik - Ribat Dergisi, 2020 Nisan



Etiketler:

Diğer İçerik Başlıkları

Tüm Başlıkları Göster

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!