Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Allaha İman Konusunda Gençliğin Sıkıntısı
Ekleme Tarihi: 11.09.2020

Yuvarlak bir cümle olarak her insan Allah’a inandığını söyler. Cumhuriyet döneminde üç-beş kâfiri istisna tutacak olursak, bunların dışında kalan herkes Allah’ a inandığını söylemiş ve O’nu açık olarak inkâr ettiğini söylememiştir.
Hatta inancından ötürü işkenceye tabi tutulan nice Müslümanlara işkence edenler de “Biz de Müslümansız” demekten kendisini alamamışlardır.


 Bir zamanlar Müslümanlığımız; 54 farzlarla kayıt altına alınırken, sonraları 32 farza düşürülmüş, zamanla sadece İslam’ın beş şartı gündemde tutulmuş, daha sonra ise Müslüman olmanın şartı “Elhamdülillah ben de Müslüman’ım” sözü ile noktalanmıştır.


Meseleyi kavrama açısından kısa bir müddet Peygamberimizin yaşamış olduğu asra dönelim ve İslam’a kılıç çeken, Müslümanlara işkence eden bir kaç müşriğin, münafığın inanç yapısına göz atalım. Elinizdeki mikrofonu o dönemde yaşayan Ebu Cehil’e ve Ebu Leheb’e uzatsaydınız ve sorsaydınız, acaba cevapları ne olurdu? Merak mı ediyorsunuz. Onların verdiği cevapları Kur’ an-ı Kerim bizlere haber vermektedir:
‘‘Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette Allah, derler.” (Zuhruf, 43/87)
‘‘Onlara: Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir? diye sorsan, mutlaka Allah, derler.” (Ankebut, 29/63)
‘‘Yine onlara: Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir? diye sorsan, mutlaka Allah, derler.” (Ankebut, 29/61)
Özet olarak Allah’a ortak koşanların cevapları böyle. Peki, Kur’an böyle inanan insanlara ne diyor? Onun cevabı da var:
“Onların çoğu, ancak, ortak koşarak Allah’ a iman ederler.” (Yusuf, 12/106)
Şimdi günümüze gelelim:
21. asrın çağdaş gençliği, Allah’ ı açık olarak inkâr etmediği halde, Allah’a hiç bir yetki vermez. Melekleri kabul etmez, cinleri inkâr eder, yağmurun yağmasını, soğuk ve sıcağı, kış ve yazı sadece doğa ile yorumlar. ‘‘Modern bir hukuk devletini çağ dışı bir kitapla idare edemezsiniz” der. Ekonomiden faizi kaldıramazsınız, der. Allah göklere karışsın, biz yeryüzünü idare ederiz, der der der, başından büyük laflar eder... Ama bu adam yine de Allah’ a iman ettiğini söylemeye devam eder...
Şimdi şu suali soralım: Cidden böyle düşünen ve böyle inanan bir adam Allah’a iman etmiş olur mu?
Biz, konuyu yine Kur’an’a taşıyalım:
Allah’a iman etmenin iki temel unsuru vardır;
1. İtikadî tevhid: Allah’a Rabb olarak inanmak,
2. Amelî tevhid: Allah’a iman etmesi için, Allah’ı hem Rab olarak ve hem de ilah olarak kabul etmesi gerekir. Eğer Allah’ı Rab olarak kabul eder de, ilâh olarak kabul etmezse, bu adam müşrik olur. Tıpkı Mekke müşrikleri gibi…
Öyle ise Rab ve ilah olarak Allah’a nasıl iman edilir?
Bu inanç şekli insana iki ilah verir. “Ve öylece insan, hayatının bazı bölümlerine Allah’a ve bazı bölümlerine ise başka yetkilileri karıştırır. Yani hayatına müdahale hakkını hem Allah’a hem de Allah’ın dışındaki mercilere kaydırırsa, bu insan Allah’a şirk koşmuş olur. Ve Rabbimiz olan Allah, iki tane ilah edinilmesini Nahl suresinin 51. ayetiyle yasaklamıştır: “Allah, şöyle dedi: İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek ilâhtır. O hâlde, yalnız benden korkun.” (Nahl, 16/51)
Şimdi, herhangi bir afette, depremde, selde, kazada Allah’ı hatırlayıp, Allah’tan medet umup, daha sonra hayatına Allah’ı, yani O’nun ölçülerini, kurallarını, hükümlerini hesaba katmayan, bunun ötesinde onları çağların ötesine havale eden bir insanın ‘‘Elhamdülillah ben de Müslüman’ım” sözünü Kur’an’ın hangi ölçüsünde, hangi terazisinde tartarak o inancı, o kimliği kabul edebilirsiniz…
“Ey iman Edenler, Allah’a İman Edin.” (Nisa, 4/136) ayetine sığınmaktan ve gereğini yapmaktan başka çaremiz yoktur.
Biz Allah’a İman Ediyor Muyuz?
Allah (cc) kendisini anlatırken, tarif ederken iki güzel ismini kullanır. Bunlardan birisi Rab ismi, diğeri ise İlah ismidir, bir insanın iman etmesi için Allah’ı hem Rab hem de ilah olarak kabul etmesi gerekir.
Eğer Allah’ı Rab ve ilah olarak kabul etmezse o insan kâfirdir. Yok, Allah’ı Rab kabul eder de ilah kabul etmezse veya Allah’ı ilah kabul edip Rab kabul etmezse bu insan da müşriktir...
Bir insanın Allah’ı Rab kabul etmesi için şu hususlara inanması, iman etmesi icap eder,
Rab olan Allah, yaratır ve emreder,
Rab olan Allah, herkesin rızkını verir,
Rab olan Allah, mülkü elinde tutar ve her şeyi terbiye eder,
Rab olan Allah, hükmeder, yönetir ve idare eder.
İşte bu özellikleriyle Allah, insanın yani iman eden kulunun yemesine, içmesine, oturup kalkmasına, giyimine kuşamına, eğitimine, öğretimine, yatmasına, kalkmasına, yazmasına, çizmesine, siyasetine, iktisadına, ekonomisine, seyahatine karışır, ölçüler koyar.
İnandığı Allah’a böyle bir yetki ve hak vermeyenler, Allah’ı teorik kabul etseler de pratik hayatlarında Allah’ı terk etmişlerdir...
Allah’ı Rab olarak kabul eden bir insanın, inandığı Allah’ı ilah olarak da kabul etmesi icap eder. Bunlar:
İlah olan Allah, her şeyin ihtiyacını giderendir,
İlah olan Allah, tüm çalışanların karşılığını verendir,
İlah olan Allah, insanlara huzur ve sükûnet bahşeder,
İlah olan Allah, insanları her türlü kötülüklerden korur,
İlah olan Allah, ancak kendisine ibadet ve dua edilendir.
İşte bu özellikleriyle Allah, yarattığı insanı kendisine ibadete davet etmiş, dua ve niyazını, istek ve ihtiyacını kendisine açmayı insandan istemiştir.
Şimdi, bir insan: ‘‘Ben Allah’ı Rab ve ilah olarak kabul ettim” derse, o insan müminindir. Yine bir insan “Allah vardır. Ancak günümüzde O’nun emir ve yasaklarını kabullenmek mümkün değildir” derse, Allah’ı inkâr etmiş olur. Yine başka bir insan “Allah’ın varlığını kabul, ediyorum ama O’nun yasalarını kabullenmek, akıl ve mantık dışıdır” derse o da Allah’ı inkâr etmiş olur.
Günümüzdeki inkârcılık olayı, cahiliye dönemi müşriklerinin inanç yapısından daha şiddetlidir. Çünkü o dönemin müşrikleri diyorlardı ki:
‘‘Biz bu putlara tapıyoruz ki onlarla Allah’a yaklaşalım.”
O dönemin müşriği, Allah’ a yaklaşmak için putları aracı olarak görüyordu. Günümüzde durum çok farklıdır.
Allah’ın katından gelen İslami hayata “Tehlike” diyen bir insanın Allah inancı, müşriğin inancından farklıdır.
Mesajımızı Hz. İbrahim’in sözleriyle tamamlayalım:
“İbrahim dedi ki: İyi de sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü? İyi bilin ki âlemlerin rabbi dışında taptıklarınız benim düşmanımdır; O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. Beni yediren ve içirendir. Hastalandığım zaman bana şifa verendir. Canımı alacak olan, sonra beni yeniden diriltecek olandır. Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum yine O’dur.” (Şuarâ, 26/75-82)


  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!