Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Uygulanması Zaruri ve Kolay Olan Bazı Konular
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Bu yazıyı sesli dinlemek ister misiniz ? Üye girişi yapın

Abdullah Büyük-Mayıs/2012

Yaz mevsimine girdik. Uzun uzun yazılan makaleleri okumakta zorluk çekeceğinizi düşünerek bu ay huzurunuza pratik, kolay ve lazım olan konulardan bazılarını seçere çıktık.

Buna paralel olarak, Rabbimizin kelamı olan Kur’an-ı Kerimi de ellerinize tutuşturmak için, farklı bir usûl ve üslup kullanmayı vazife bildik. Bu mesajımın anlaşılması için de şöyle bir ricamızı sizlerle paylaşalım dedik: Önce okuyalım, okuduklarımızı anlamaya çalışalım ve gerekeni yapalım.

1. “Ben cinleri ve insanları, başka bir gaye için değil, ancak beni rab ve ilah olarak tanımaları ve böylece bana kulluk ve itaat etmeleri için yarattım. Ve bu kulluğun yararı bana değil. Bizzat kendilerine olacaktır.” (Zariyat, 51/56) Mesajımızın ilk adımını bu ayet meali ile başlatmanın, inşallah yazmamıza ve okumanıza bereket getireceğine inanıyoruz.

2. “İşte sana da Ey Rasûlüm, ölü kalplere emrimizle hayat bahşeden bu Kur’an’ı gönderdik. Oysa bundan önce sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat şimdi bu Kur’an’ı yürekleri aydınlatan bir nur yaptık ki, onunla kullarımızdan dilediğimizi karanlıklardan kurtarıp doğru yola ulaştıralım. O halde, hiç şüphe yok ki, sen Ey Peygamber, insanlığı dosdoğru bir yola çağırmaktasın.” (Şura, 42/52) Sakın ola ki şöyle bir düşünceye kapılmayalım: Bunlar her zaman okuduğumuz ayetlerdir. Ayetleri tekrarlamanın ne anlamı vardır (hâşâ). Böyle bir düşünceye kapılırsak, şöyle bir tehlike ile karşı karşıya gelmiş oluruz: “O halde Kur’an’dan sonra hangi söze inanacaklar?” (A’raf, 7/185).

“İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah’ın ayetleridir. Artık, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar? (Casiye, 45/6) Şimdi ise kalplerimizi küt küt attıracak bir başka ilahi buyruk: “O, âlemlerin rabbinden indirilmiştir. Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?” (Vakıa, 56/80-81) Öyle ise şimdi okuduğumuz her ayetin üzerimizdeki hakkını ödemede gevşeklik göstermeden rahat rahat okuyabiliriz.

3. “Bir ülkede zulüm, işkence işleniyorsa, orada nereden başlanmalı?” sorusunun cevabı Yunus Suresi’nin 87. ayetindedir.

Her şeyin bittiği, sıfırlandığı zor zamanlarda rabbimiz, mü’min kullarına nereden başlanacağını söylüyor: “Evlerinizden”. Böyle bir çözümü yok sayarak, başka adreslere yönelir ve evlerimizi ihmal edersek, başımızı taştan taşa vurmaktan başka yapacağımız bir şey kalmayacaktır.

4. Önde yürümenin, arkadan gelmenin eğitim ve yönetim alanlarındaki farkı göz önünde tutulmalıdır. Savaşta, hizmetlerde önde olmak güzeldir. Ya eğitimde? (Tövbe, 9/100; Ali İmran, 3/37)Eğitimdeki ihmalkârlığımız ve kendimizi yok sayarak veya çiğneyerek başka taraflara yönelmemiz, çocuklarımızı başka dünyanın insanı yapıyor, bu acı gerçeği kabullenelim.

5. Yorulmak, tembellik, iştahsızlık din için, İslam için olursa, tehlike işaretleri var demektir. Ticareti, hayatımızdaki günlük cirolarımızı, günlük karlarımızı göz önüne getirirsek, hiç yorulmadığımızı anlarız. Çünkü kardayız. Manevi, ilmi ticaretimizdeki tembellik, yorgunluk, çekilebilir bir hal değildir. (Saff, 61/10)

6. Dinde, Allah’ın yardımcısı olmanın şerefini tatmak, ücret ve mükâfatı O’ndan beklemek, yorulmamak, kalbi sürekli beslemek. (Şuara, 26/127; Bakara, 2/97) Yaşadığımız ülkenin üzerimizdeki haklarını da unutmamak gerekiyor. Ekonomide dünyada ikinci ve Avrupa’da birinci gelme gerçeği, kenara atılmamalıdır. Bu imkân ve nimetleri bizlere bahşeden Rabbimizin katından gönderdiği dini yaşayarak O’na yardımcı olmak, inanan bir insan için ne güzel bir şereftir.

7. Bugün, yeryüzünde çekilen sıkıntı, acaba bilgisizlikten mi yoksa amelsizlikten midir? İnşirah Suresi’ni nereye koyacağız? Kolaya kaçmak yerine, ellerimizi taşın altına koymak gerekmiyor mu? (Ankebut, 29/2-3) Amelsizlik hastalığını, bilgiyle yenmemiz düşünülemez. Kur’an-ı Kerim baştan sona kadar inanmak ve inancı yerine getirmek mesajını vermektedir. Ve bugün huzursuzluğun altında yatan acı gerçek, öğrendiğimiz bilgileri yerine getirmeme hastalığıdır.

8. İsrail oğulları ile ikaz edilen ümmetiz… Günde tekrarlanan dualar ve hem de kırk defa… (Cuma, 62/5) Merhameti büyük olan Rabbimiz, son ümmetin, ilk iki ümmet gibi olmamasını istiyor. “Peki, ne yapmış ilk iki ümmet?” derseniz, onun da kısa cevabı şudur: Yahudiler, ilme önem verip, eylemi, ameli azaltmışlar. Dinde terfide gitmişler. Yani dini makaslamışlar. İnsanın dışına önem verip iç dünyasını ihmal etmişler ve son olarak kendilerine gönderilen peygamberleri küçümsemişler, hakaret etmişler. Hıristiyanlara gelince, onlar da tam aksine, amele önem verip, ilmi terk etmişler. İnsanın içine önem verip, dış dünyasını ihmal etmişler. Ruhbanlık sınıfı oluşturmuşlar ve peygamberlerini insanüstü varlık görmüşler. Son ümmetin ilk iki ümmetin gittiği yoldan gitmemesi gerektiğini de Rabbimiz ayetleriyle beyan etmiş.

9. Kim, kimi şikâyet ediyor? Suçlarımızı örtbas edemeyiz. Saptırıcılar mı, sapanlar mı önde? (Taha, 20/86-92-95; Maide, 5/105) Bu konu aslında bir hastalık haline gelmiştir.  İlgili ayetlerin Müslüman ümmete verdiği mesaj bellidir. Herhangi bir olumsuzlukla, sıkıntı ve belayla karşı karşıya geldiğinizde, bu suçların ilk sorumlusu toplumun ta kendisidir. İkinci suçlu olan ise o toplumun lideridir, başkanıdır. Son suçlu olan ise o toplumu bozan ve o toplumu yozlaştıran kimsedir. Bizler cumhuriyet döneminde, suçluyu ters taraftan aramış ve sürekli kendimizi masum ve mazlum göstermişizdir. İşte yukarıdaki Taha Suresi’nin ilgili ayetleri bu yanlışı düzeltmektedir. Lütfen okuyalım.

10. Aile problemlerinin çözülmesi ve problemlerin oluşmaması, ailenin kurumsallaşmasına bağlıdır. Aile hayatımız başıboşluk içinde olamaz… (Nisa, 34-59; İsra, 17/84) Aile hayatımızla alakalı problemlerin çözülmesinde de Kur’an-ı Kerim’in ortaya koyduğu usûle riayet edilmemiştir. Böyle olunca yaralar sarılamamış, meseleler halledilememiş ve sonu mahkeme salonlarında boşanma ile sona ermiştir. Ülkemizde 2011 yılının temmuz, ağustos ve eylül aylarında boşananlar, evlenenlerin önüne geçmiştir. Ne korkutucu bir tablo değil mi? Çözüm belli. Nisa Suresinin 34 ve İsra suresinin 59. ayetlerini gündeme almak ve gereğini yapmak.

11. Tövbe, pişman olmanın özür dilemenin bir simgesidir. İstiğfar ise bağışlanmanın bir gerekçesidir. Her şeye rağmen geri adım atmak yok… (Tahrim, 66/8) Düşünelim bir kere. Peygamberimiz, kalbinin üzerinde siyah bulutlar gibi bir şeylerin döndüğünü bildirerek, günde 70 veya 100 defa istiğfar ettiğini bildiriyor. Müzzemmil Suresi’nin ışığında gerçekleşecek gece hayatımız azaldıkça, gündüz hayatımızdaki sıkıntılar sürekli çoğalmaktadır. Bu vurdumduymazlığımızı, seher neşteri ile çözebiliriz. Bunun aksini dile getirmek tembelliktir.

12. Gecelerimizin mahiyetinde ve hâkimiyetinde olmayan gündüzlerimiz, denetimden uzak tutularak kullanılıyor. Unutmayalım ki günlerimiz misafirlerimizdir. (Müzzemmil ve Müddessir Sureleri) Yukarıdaki 11. maddenin biraz şerh edilmesi için konuyu pekiştirmek gerekiyordu, sadece onu yaptık. Uykularını kabre, rahatlıklarını cennete havale eden yiğit Müslümanlar, bu konuda ve bu sahada hayli başarılı oldu. Toplumumuz bilim adamlarını, ilim adamlarını gördü amma örnek alınacak insanlara hasret çekiyor bugün. Hayat tarzını ilahi bir kameranın altında geçirdiğini fark edemeyen bizler, evimizde çocuklarımıza bile örnek olma özelliğini nerede ise kaybettik. Vücut organlarımızın model alınacak bir vitrin haline gelmesini unuttuk. Ve neslimiz, yüz kızartıcı adresleri örnek almaya başladı. Öyle değil mi?

Öğrendiğimiz bilgileri ilimleri nasıl, ne şekilde, hangi usûlle sunacağımızın metodu, hikmetle elde edilir.  Aksi halde kaş yapalım derken göz çıkarırız. (En’am, 6/35) Asırların ötesinden gelen bir söz vardır. Atın önüne et, itin önüne ot konulmazmış. Ekranlardan yansıyan bazı bilgiler, fetvalar, konuşmalar, toplumumuzun gönül, fikir ve amel frekanslarıyla örtüşmedi. “Bekâra hanım boşamak kolay gelir” sözü tam da bazı ekran aktörleriyle tıpatıp örtüştü. Şirin görünmek adına, (hâşâ) dinimizi hoş göstermek adına yapılan bazı gayr-i meşru söz ve konuşmalar hikmetten uzak kaldı. Neyi, nerede, nasıl, ne şekilde, ne dozajda ölçülerine rağbet edilmedi.

13. Rasûlullah’ın terbiye tezgâhını bir daha gözden geçirmeliyiz. Bu bizler için çok önemlidir. Cennet bahçelerine dikkat edelim. (Bakara, 2/129)  Rasûlullah Efendimiz, ilim ve zikir meclislerini cennet bahçesi olarak gösterdi. İnsanın yetişmesinin, olgunlaşmasının, işe yarar hale gelmesinin ve örnek bir insan olmasının, cennet bahçesi ile yani ilim meclisleriyle, zikir meclisleriyle mümkün olacağını söyledi. Sigara dumanlarının altında sloganik sözlerle, bir toplumu inşa ve ıslah, sadece kuru bir hayaldir. Bir toplumun inşası, Bakara Suresi’nin 129. ayetinin ışığında gerçekleşebilir. O zaman buyurun inşa ve ıslah hizmeti bizleri bekliyor.

14. İnsan-kâinat münasebetleri mekanik olmaktan çıkmalıdır. (Sad, 38/34) İsra Suresi 44. ayet, kâinatta her şeyin tespih, zikir halinde olduğunu açıklar. Dillerimizin, cildimizin ve konuşma yetkisi verilecek her şeyin konuşacağı gerçeği, yaşarken bu dünyada gündemimizde olmalı. Kur’an-ı Kerim ahiretten haber verir, yaşanmasının dünyada olacağını hatırlatır. Ağzına aldığı lokmanın tespih sesini duymadıkça yutkunmayan insanların yerini, kimler aldı? Ayaküzeri, atıştırmakla(!) geçirilen, eşya ile irtibatı mekanik bir anlayışa mahkûm eden günümüz insanı, kendisini de robotlaştırdı maalesef.

15. Her çeşit terör olaylarının oluşması iki sebebe dayanır. Acaba bizler bu sebeplerin neresindeyiz? Karşısında mı, içinde mi? (Şuara, 26/183; Enfal, 8/73) İlgili ayetleri okur ve tanırsak, sadece dağdaki teröristleri değil, şehirdeki teröristleri de öğrenmiş oluruz. Hem de yakalarında kravat, altlarında son model arabalar olduğu halde. Dilimiz varmıyor ama şu soruyu sormaktan da kendimizi alamıyoruz: Müslüman terörist eylemlere bulaşabilir mi acaba? Kalbindeki imanını zulme bulaştırmak nasıl mümkünse (İman edip de, imanlarına zulüm bulaştırmayanlar, En’am, 6/82) farkında olmayarak teröre, anarşiye, bozgunculuğa çanak tutmak, alet olmak da mümkün gözüküyor!

Ribat’ın bu sayısını ve bu mesajımızı lütfen, sorumluluk duygularımızı tavan yaptırarak okumaya ve anlamaya çalışalım. Tüm okurlarımıza selamlar ve saygılar sunuyorum

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!