Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Moda, Tesettürümüzü Esir mi Aldı Acaba
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Abdullah Büyük-Haziran/2012

Nice çağdaş ve kaba-saba günahlara mağlup olan günümüz kadını, ne yazık ki tesettürü bırakarak, modaya mağlup oldu. Diğer taraftan tesettür ismi kullanılarak açılan mağazalardan birçoğu, farkında olarak veya olmadan, tesettürün içini boşalttı. Burada modaya kurban olan hanımlar kadar, hatta daha da ileride modaya çanak tutan mağaza sahipleri de sorumludur.

Tesettür yerine konulmak istenen modaya dayalı tesettür, hanımın görülmemesi istenen yerlerini örtmek yerine daha cazibeli hale getirmek anlayışını beslemektedir. Bu anlayış “Bana bakar mısın? Bak bana!” dercesine bir hal aldı.

Ekranlardan duyulan “caizdir” kelimesinin, hayatımızda girmediği yer kalmadı. Maymuncuk gibi her yeri açar hale sokuldu. Nur, Ahzab, Nisa Surelerinin imtihanı, ahirette çok zor olacağını şimdiden bildiriyor gibi.

Hâlbuki Müslüman hanımların başörtüsünü farz kılan Rabbimiz, farz kıldığı örtünün niceliğini, niteliğini, şeklini de bildirmişti. Rabbimi bir manada gönderdiği ayeti kullarına tefsir etmiştir.

İlgili konuyu, M. Hamdi Yazır Merhumun, tefsirinden okuyalım:

“Buyuruluyor ki “وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّ - ve başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar, başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, göğüslerini, açık tutmayıp bu şekilde sımsıkı örtünsünler ve o halde bu emri yerine getirebilecek başörtüsü kullansınlar. Tefsircilerin nakline göre cahiliye kadınları da hiç başörtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerine bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı, ziynetleri görünürdü. Demek ki, son zamanlarda asrîlik sayılan açık saçıklık böyle eski bir cahiliye âdeti idi. İslâm böyle açıklığı yasaklayıp başörtülerinin yakalar üzerine örtülmesini emir ile tesettürü farz kılmıştır. Görülüyor ki, bu emirde tesettürün yalnız vacip oluşu değil, özel bir şekli de gösterilmiştir ki, kadın edep ve temizliğinin en güzel ifadesi budur.”

Yaz mevsiminin getirdiği sıcaklığa sığınarak, Rabbimizin farz kıldığı tesettürü kenara koymak veya moda ile değiştirmek ifadesini yazarken bile zorlanıyoruz. Tüm bu söylenenlerin zihinlere nakşedilmesi için, tekrardan ibaret olmayıp, tesettürün gerçek kimliğini öğrenmek adına, mesajımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Tesettür… Tesettür deyince acı bir düğüm oluşuyor boğazımda, gözlerim buğulanıyor, ister istemez bir hüzün beliriyor kalbimde. Elinde çok kıymetli mücevherler taşıyan fakat onların değerini bilemediği ve güzelliğini göremediği için parçalayan biri canlanıyor zihnimde. Yahut kendisine sunulan büyük bir hazineyi çok değersiz bir karşılıkla gözden çıkarıveren biri…

Evet, maalesef ki, tüm bunlar, tesettür hakkında bu gün gerçeğe dönüşmüş durumda. Kâbe’nin örtüsünden daha şerefli olan tesettürü, hoş olmayan şeyler ile değiştirdiler. Tesettürü vererek yerine türbanı aldılar. Vicdanlarından gerçeği ve doğruyu haykıran sesi bir nebze susturmak veya bu sese kulaklarını tıkamak için sadece başörtüsü kullandılar. Tesettür başta olmak üzere diğer tüm emirleri görmezlikten geldiler. Rabbimizin kendilerine sunduğu izzetli konumu, neticesi hiç de hoş olmayan şeylerle değiştirdiler. Dahası bu da yetmezmiş gibi, bu kârsız alışverişi yapmayıp, şeref ve izzetini koruyanlar için “yobaz” yahut “gerici” yaftalarını kullandılar. Rabbin ayetini hakir gördüler. Şimdi,  Nur suresi 31. ayet ile bu tabloyu yan yana koyduğunuz zaman, gözleriniz yaşarmıyor mu?

Günümüzde tesettür tahribatının bu boyutlara ulaşmasının sebebi muhakkak ki bilinç ve şuur eksikliğidir. Daha niçin başörtüsü kullandığını bilmeyenler ve bunu taklitten öteye geçiremeyenler, tesettürün izzetini nasıl idrak edebilirler? Yani asıl mesele, tesettürün maksadını ve amaçladığını bilmektir.

Öncelikle toplumumuzda oluşan yanlış yargılar tüm bu sebeplerin başında gelmektedir. Yani iş bu yönüyle yine eksik bilgi ve cehalete dayanmaktadır. Unutmayalım ki her kişinin ilm-i halini, yani bulunduğu durumun ilmini ve bilgisini öğrenmesi üzerine farz-ı ayındır. Bunu da hesaba katarak diyebiliriz ki, tesettür kelimesi, sadece başı kapatmaktan ibaret sayılamaz. Tesettür, bütün bedenin setri, yani örtülmesidir. Bunun yanı sıra tesettür sadece bedende kalmayıp, konuşmaya, yürümeye, ahlaka da yansır, yansıması gerekir.

Yani kişinin örtüsü kitabımızda üç farklı boyutta işlenmiştir. İlk boyutu “Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.” (Nur, 24/31) ifadesinde karşılığını bulan tesettürün bedendeki zahiri kısmıdır.

İkinci boyutu “İnanan kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar” (Nur, 24/31) emr-i ilahisi mucibince göze yansıyan, bakışların kontrol edilmesi kısmıdır.

Üçüncü boyutu ise “…Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin” (Ahzab, 33/32) ayetinde karşılığını bulan, ifade edilen tarzdaki konuşma üslubunun sese yansıyan kısmıdır.

Özetle, tesettür parçalanamaz bir bütündür. Kim ki bu bütünü bozmaya, parçalamaya uğraşırsa tümden kaybetmiş olur. Yani tesettürü çağrıştırmayan bir örtünmenin sahibine hiçbir faydası olmaz.

Bir toplumu imar eden, gidişatını belirleyen annedir. Bunu iyi bilenler, toplumumuzu bugün sahip olduğu duruma sürüklemek için, önce anneleri cahilleştirdiler. Kuşkusuz bunun da en kestirme yolu tesettür bilincini yok etmekti ve bunu başardılar. Bu bilinçten yoksun annelerin yetiştirdiği nesiller de, pek tabii şuur sahibi olamadılar. Bunun kaçınılmaz neticesi olarak da bugün toplumumuz iç acıtan hale getirilmiş oldu.

Fakat unutmamalıyız ki, Rabbimiz (c.c) şöyle buyurmaktadır: “Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Ve Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Al-i İmran, 3/54) Yüce Allah muhakkak, razı olarak indirmiş olduğu hak dininin önünü kesenlere bu yaptıklarının cezasını verecektir. Burada zikretmemiz gerekir ki, halkımızda henüz bir filiz de olsa, başlayan bir uyanış vardır. Bundan çok değil belki çeyrek asır önce olması ihtimal dışı, hatta yapanların ciddi yargı alacakları pek çok şey bu gün gerçekleşmekte ve bunun önü kesilememektedir. Bunlar için Rabbimize şükrü hiçbir zaman eksik etmemeli ve desteğin bir parçası olabilmek için elimizden geleni yapmalıyız. Toplumu cahilleştirme çalışmalarının tersine, ilimle donanmak ve insanlarımızı donatmak için çaba sarf etmeliyiz. Çünkü şu bir gerçek ki, toplumumuz tarihinde bu gün olduğu kadar, hiçbir zaman cehalet hastalığına yakalanmamıştı. İnsanlarımız daha önce hiç bu kadar ilimden uzaklaşmamıştı. Bunun tek panzehiri, insanlığın dalmış olduğu bu zulümatı aydınlatacak tek güç; yine şüphesiz ki ilimdir. Tabi bu ilmin yanında kaybedilen İslamî bilinç ve şuurun da geri kazandırılması gerekmektedir.

Her ne kadar tesettür sahibi bayanların tahsil yolunda önüne birçok engeller sıralanmış, bu hak ona çok görülmüş olsa da, kültürlü olmak ve İslamî ilimleri tahsil etmek yolunda şimdilik önümüzü kesen yok, çok şükür. Her ilmin menşeinin İslamî ilimler ve Kur’an-ı Kerim olduğunu düşünürsek bu yolda düşünce ufkumuzu buğulandırmadan “Hel min mezid” (Daha var mı?)  diyerek durmaksızın yürümeliyiz. Bu öyle geniş ve uzun bir yoldur ki, her kim safi bir niyetle girmek isterse onu kabul eder. Bu yol aynı zamanda mukaddes ama uzun ve derindir. Hatta öyle ki içine girdikçe derinleşen bir deniz gibidir. Rabbimizden bu kutlu davanın neferlerini arttırmasını ve yeryüzünde salih kullarının varis olduğu günleri bizlere de yaşatmasını diliyoruz

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!