Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Kulaklarımız Doydu, Ya Gözlerimiz
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Abdullah Büyük-Temmuz/2012

“İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır inandım. Fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra kesip parçala, her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır, koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azizdir, hâkimdir, buyurdu.” (Bakara, 2/260)

Okuduğumuz her ayet, önümüze bir gündem koymaktadır. Bu gerçeği kavrayamazsak, günü birlik güncel gündemlerle vakit geçirir ve eylem olarak da ortaya bir şey koyamayız. Günümüzde konuşmalar, dinlemelerin önüne geçmiş durumda. Herkes konuşuyor. Konuşmalar çoğaldıkça, ameller azalıyor. Bir insanın konuşması, amelinden çoksa, onda münafıklık alameti var demektir. Çok konuşup, ortaya bir şey koymazsak, halkımızın bizlere olan güveni azalır.

O kadar söz, konuşma dinliyoruz ki artık kulaklarımız iyice doydu. Ancak gözlerimiz aç. Her sözün, her konuşmanın karşılığı amel, eylem olarak karşımıza çıkmazsa, bu seferde Rabbimizden azar işitiriz: “Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” (Saff, 61/2-3)

Müminlere yakışan şey, konuşurken doğru konuşmak ve konuştuklarımızın üzerimizdeki haklarını yerine getirmektir. Böylece hem konuşanın ve hem de dinleyenin kalbi mutmain olur.

Bu kısa girişten sonra, siz kıymetli okuyucularımıza son 40-50 yıllık geçmişimizin bazı gündem maddelerinden örnekler vereceğiz. İçi boş gündem maddeleri, Müslümanları hem meşgul edip hem de zamanlarını israf ederken, sözü ve eylemi ile hareket eden din düşmanları bu esnada İslam dünyasının adeta içini boşaltmıştır.

Vereceğimiz örnek gündem maddeleri Osmanlının son dönemi, 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrası, 28 Şubat öncesi ve sonrası ve kısmen devam eden 2012 yılı. Bu yazılı mesajımızı Konya, Tarsus, Adana, Kahramanmaraş, Malatya, Bozkır gibi il ve ilçelerde konferans olarak halkımıza takdim ettik. Dinleyenlerimizin hayli dikkatini çekti ve birçoğu flaş belleklerine kopyaladı.

Yazılı olarak sunacağımız bu mesajımızın:

1. Sorumluluk duygularımızın artmasına,

2. Vazife anlayışımızın şuurlanmasına,

3. Birlik ve beraberliğimizin kuvvetlenmesine vesile olmasını umuyorum.

1. Hızır sağ mıdır, ölü müdür?

2. Yezid’e lanet etmek caiz midir?

3. Kahve içmenin hükmü…

5. Hz. Peygamber’in ebeveyni nerededir? Cennette mi, cehennemde mi?

6. Bid’at-ı Hasene var mıdır?

7. Kabirleri ziyaret etmek caiz midir?

8. Nafile namazlar cemaatle kılınır mı?

9. Firavun’un imanı geçerli midir?

10. Ezandan önce ve sonra salavat okunur mu?

11. Dönerek ayakta zikir caiz mi?

12. Hz. İbrahim’in babası Azer mi, başkası mı?

13. Güneşte ısıtılan su ile abdest alınır mı?

14. Hz. İbrahim’in kestiği koçun eti ne oldu?

15. 32 farzı bilmeyenin nikâhı kıyılır mı?

16. 40. ve 52. gecelerde helva-pişi yapmak caiz mi?

17. Üst üste yedi yıl üç ayları tutan kurban keser mi?

18. Duada eller nasıl tutulacak?

19. Hz. Âdem’in cennette yediği meyve neydi?

20. Hz. Havva, Hz. Âdem’i cennetten çıkardı mı?

21. Bir şeyhe bağlanmak gerekli midir?

22. Günümüzde Cuma namazı kılınır mı?

23. Bu düzende görev yapmak caiz midir?

24. İmamların arkasında namaz kılınır mı?

25. Partiye oy vermek şirk midir, küfür müdür?

26. Kız çocuklarını okutmak caiz mi?

27. İmam Humeyni’ye bey’at edilir mi?

28. Mevlana Moğolların ajanı mıydı?

29. Körfez Savaşı’nda ölen asker şehit mi?

30. Hanımlar özel günlerinde Kur’an okur mu?

31. Recm var mıdır?

32. Mealcilik ve sünneti dışlama…

33. Çıplak ayağa mesh konusu…

34. Çoraplar üzerine mesh olur mu?

35. Kur’an’a dokunmak için abdest şart mıdır?

36. Kadının imamlık yapması meselesi…

37. Kaza namazı var mıdır, yok mudur?

38. Gayri müslimlerin cennete girme konusu. vs…

Bazılarının başlıklarını sunduğum bu ve benzeri konular senelerce konuşulmuş tartışılmış ve ne yazık ki ortaya da bir şey konulamamıştır. Peki, İslam dünyasında bunlar konuşulurken, batı ne yapmıştır? Onların neler yaptıklarını sadece Afrika kıtası olarak vermeye çalışalım.

1900-2010 Afrika Kıtası ve Misyonerlik Faaliyetinden Bir Kesit

•      1900-1913 yıllarında Afrika’nın toplam nüfusu 300 milyondur.

•      Bu nüfusun:      % 55’i Müslüman            : 165 milyon.

                                % 3’ü Hıristiyan               : 9 milyon.

                                % 42’si Diğerleri              : 126 milyon.

•      1993’ten 2010 yılına kadar nüfusun ulaştığı rakam: 1.013.000.000

•      2010 yılı itibari ile son durum çok dikkat çekici:

Bir asır içinde değişen tablo:

•      Müslümanlar   : % 29 oranla, 293 milyon.

•      Hıristiyanlar   : % 57 oranla, 577 milyon. 9 milyondan, 577 milyona çıkmışlar.

•      Diğerleri ise    : %14 oranla, 143 milyon.

Toplam:1.013.000.000.

Yüz bin misyoner, yıllık 350 milyar dolar bütçe ile Afrika kıtasında Müslüman avına devam ediyor.

Geride kalan yüz yılda Müslümanlar 32 farzı bilmeyenin nikâhı olmaz gibi gündemlerle vakit geçirirken, gayr-i müslimler samanın altından nehir yürütmüşlerdir. Papa 6. Paul, “Mekke’yi güneyden kuşatmalıyız” demiş ve düğmeye basmış.

Allah’a hamdolsun son 9-10 senedir, ülkemizde fikir sahibi olanlarımızın, ilim ehlinin ayakları yere değmiş, dernekler, vakıflar, sivil toplum kuruluşları, zararın neresinden dönersek kardır, inancıyla harekete geçmiştir.

Harekete geçmekle, Müslüman halkımızın kulakları ile birlikte gözleri de doymaya başlamış, Kur’an’ı Kerim’in beyanı ile: “Onların önden gönderdiği her işi, geriye bıraktıkları eserleri, her izi yazarız” (Yasin, 36/12) ayetinin gölgesine yüz binler sığınmıştır.

Hizmetleriyle, eserleriyle göz ve gönül dolduran nice vakıflar, dernekler, salih kullar, yeni bir neslin yetişmesi için harekete geçmişlerdir. Efendimiz’in vefatından 1500 sene sonrasının talebeleri oldukları inancıyla, adeta karanlık gecelerin, karanlık oyun ve tuzakların yıldızları olmuşlardır.

Bir taraftan ümmetin derdini yaşayarak son nefeslerin tehlikeye girmesine engel olmaya çalışıyorlar, diğer taraftan ise kendilerini inşa ederek, toplumun inşasında başarılı oluyorlar. Hizmetlerini, ibadet veçhiyle yapan bu güzide insanlar, rehavete düşmemek için, hizmetlerini ikiye, üçe katlamanın mücadelesini veriyorlar. Bedel ödemeden dünyaya gelen insan, bugün bedel ödeyerek ahirete gitmenin hazırlığını yapıyor.

Böylesine onurlu, şerefli bir hizmet yolculuğuna revan olanlara selam olsun demekten kendimizi alamıyoruz. Gözlerimiz, nereye baksa, orada hizmet ehlinin eserlerini görmekteyiz. İçerisinde bulunduğumuz bu güzel aylar hürmetine, Rabbimiz dergâhında kabul eylesin. Âmin

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!