Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  İnsanın İktidarı
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Abdullah Büyük-Eylül/2012

İnsanın iktidarı:

•    Bilgi ile olursa adil,

•    Kuvvet ile olursa zalim olur.

Hicri 1433, Miladi 2012 yılında idrak ettiğimiz Ramazan Ayı, sadece ibadet hayatımızı değil, tüm hayatımızı besledi. İslam coğrafyasında aynı inancı paylaştığı halde, birbirinden kopuk ve habersiz yaşayan milyonlarca Müslüman ruhi yakınlığa, fiziki yakınlığı da ekledi. Böylece basmakalıp yaşanan Ramazan Ayımız, şuurlu, hedefli, maksatlı ve paylaşımcı Müslüman kardeşlerimizi kuşattı.

Her ne kadar 19 Ağustos 2012 günü bayramla birlikte birbirimizden ayrı düşsek bile, bu ayrılığımız sadece rakamsal ifadeler ile izah edilebilir.

Siz muhterem Ribat okurlarımıza sunacağımız mesajımız, bu sene birlikte olduğumuz bir aylık Ramazan Ayı sebebiyle adeta bir rapor takdim etmekle gerçekleşecektir. Mesajımızın bitiminde, yazımızın ilk parağrafının ne kadar doğru bir tespit olduğunu da idrak etmiş olacağız. İşte maddeler halinde raporumuz:

1. Tefekkür (düşünmek) en büyük ibadettir. Bir mesele, bir konu, bir olay hakkında zihni faaliyete tefekkür/düşünmek denir. Bir tarafta bodrum kattaki muhtaç komşumuzu düşünürken, diğer tarafta Arakan’da zulme uğrayan din kardeşlerimizi, bir diğer tarafta ise Suriye’deki mazlum ancak yiğit kardeşlerimizi düşündük. 60-70 yıllık ömrünü, evi, camisi ve dükkânı ile tüketen Müslümanın yerini, yeryüzünde olup biten olayları takip eden, vazifesini ve sorumluluğunu idrak eden Müslüman aldı.  Başta sivil toplum kuruluşları olmak üzere, devlet ricali ve Diyanet İşleri günü birlik olarak değil, enine, boyuna ve derinlemesine düşündük.

Son üç asırdır cahili sistemler, düşünen, akleden, tefekkür eden bir toplum istemediklerini, sözleriyle, icraatlarıyla, baskı ve işkenceleriyle ispatlıyorlardı. Ama şimdi durum değişti. Cahiliye kontrolü elinden kaçırdı. Derin ve detaylı tefekkürün neticesi, cahili zihniyeti paniğe soktu. Koz olarak ellerinde tuttukları laiklik, irtica, Atatürkçülük prim yapmıyor. Her ne kadar paniklemenin yerini iftira, tuzak ve sinsi planlar alsa bile ok yaydan çıktı. Yüce Yaratıcımız ne de güzel buyurmuş:

 “Onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Hâlbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer.” (Fatır, 35/43) Yani yeryüzünde, ülkede büyüklük taslayarak, serkeşlik ve zorbalık yaparak, sinsice kötülük tuzakları kurup, suikastlar tertipliyorlardı… Öyle olmadı mı?

2. Ülkesini ve milletini samimi olarak sevenler ile ülkeyi ve milleti sömürenler belli oldu. Peygamberimizin, ümmetinde görmek istediği şu muazzam nimetin gölgesi altında yaşanan bir hayatın farkına vardık.

“Savaştaki safları ile namazdaki safları birdir, aynıdır.” (Darimi, Sünen Trc.: 1/80)Bedir’de, Çanakkale’de, Dumlupınar’da Türk-Kürt, Çerkez vs. hep birlikte savaşta saf oldukları gibi, Erzurum Lala Paşa Camii’nde, Sivas Ulu Camii’nde, Edirne Selimiye Camii’nde kıldıkları namaz safları hep aynı olmuştu. Malatya’da sahur davulundan medet umacak kadar karakter zaafına uğrayan zihniyet, can çekişse de elindeki son kozları oynamak istiyor. Ama nafile…

En büyük cihadın Kur’an ile yapılacağını bildiren Rabbimizin bu emri, yeryüzü Müslümanları için çıkış noktası oldu. Geçtiğimiz Ramazan Ayında bunu yaşadık. Yıkmayı, bölmeyi, çalmayı değil; imarı, bütünleşmeyi ve alın terini tercih eden ve 43 derecelik sıcakta 17 saat oruç tutan hamalımız, ziraatçımız, memurumuz, öğrencimiz, bu ülkede hangi dolapların döndüğünü öğrendi.

Camilerdeki saf oluşumuzu, cami dışına taşıyınca her şey değişti. Dünyanın dört bir tarafına yayıldı hizmet erleri. Tüm dünya devletleri başta olmak üzere, halkına, milletine, vatanına hainlik yapanlar Hz. Ali’nin şu sözüne kulak vererek, durumlarını bir daha gözden geçirsinler:

“Şahsınıza kötülük eden bir düşmanı affediniz. Lakin vatanınıza ve milletinize kötülük eden bir kimseyi asla affetmeyiniz.”  İşte Ramazan Ayı ve Ramazan ayında inmeye başlayan Kur’an ayetleri, kendisine iman edenlere bu bilinci, bu şuuru vermektedir.

Bu ülkede 70-80 senedir devlet, irtica, laiklik adına kötülük yapanlar, vatana ve mazlum millete (Türk-Kürt- Çerkez vs.) hainlik, zulüm, baskı ve kötülük yapanlar, cezalarını bu dünyada çekmeseler bile, ahirette milyonlarca el, onların yakalarında olacaktır.

3.   Ramazan Ayında infak/hayır kanallarımız oldukça açıldı. Bu kanalların bir daha daralmasına fırsat vermemeliyiz. Zekât, dini bir görevimizdi. Mallarımızda hakkı olanların haklarını vermiş olduk. Şimdi sırada infak vardır.

Peygamberimizden bir hadisi şerif öğrenerek, sorumluluğumuzu ve vazifelerimizi bir daha gözden geçirmeliyiz: “Ahir zaman geldiğinde, insanlar için dirhem ve dinara ihtiyaç fazla olur. Zira insan, o zaman din ve dünyasını onlarla ayakta tutabilir.” (Taberani, K. Ummal, 3/238- 6333 nolu hadis)

Müslüman halkımız, “camiye yardım, camiye yardım” davetine daha çok aşinadır. İnanır mısınız, bugün derneklerimizin, vakıflarımızın gerek yurt içi ve gerekse yurt dışı hizmetleri, camiye yardım davetinden daha öne çıkmıştır. Cahiliye, tüm kurumları ile İslam’a karşı mücadele ederken, bizlerin sadece camilerdeki kürsü ve minberdeki hutbeleri ile karşı çıkmamız yeterli olmayacaktır.

İnfak kanalımızı sürekli hareket eder hale sokmalıyız. Bir taraftan camiler, kurslar, yurtlar; diğer taraftan misyonerlerin tuzağına düşmüş ve düşmek üzere olan Müslüman kardeşlerimize ellerimizi uzatmalar, inanıyoruz ki dengeyi sağlayacaktır. Bu hizmetin yani infak hizmetinin sistemleşmesi, aidattan geçer. Bir derneğe, bir vakfa, sivil toplum kuruluşlarına üye olmak ve imkânımız neyi gerekli kılıyorsa onu zamanında vermek. Bugün Avrupa’da gayr-i Müslim biri yok ki herhangi bir kuruma üye olup da aidat vermesin. İnşallah Ramazan Ayının kazandırdığı bu ruhi zenginliğimiz, bu vazifemizin de yerine getirilmesine vesile olacaktır.

4.   Bundan böyle ibadetlerimizin farkına varmalıyız. Secdemizin, rükûumuzun, abdestimizin, selam vermemizin farkına varmak, şuurunu elde etmek.  Şekilci, şablonca, basmakalıp her şeyden uzaklaşmak…

Mesela, iki rekatlık bir namazın, iftitah tekbirinden selam vermeye kadar, okunan ayetlerin, duaların verdiği güç, şuur, 24 saatte karşılaşacağımız her olumsuz söz, fiil ve olaya karşı bizi korumaktadır.

Büyük Hadis Âlimi İbn Hıbban diyor ki:  “Dört rek’atlık bir namazda 600 tane sünnet saydım.”

Yolda giderken, karşılaştığımız bir Müslümana selam vermenin şuurunu elde etmeliyiz. Bugün hepimiz lazer ışınlarının tesir gücünü biliyoruz, değil mi? Peygamberimiz: “Selamı aranızda yayınız” buyurur.  Bunun şuuruna varmak için, şu gerçeği düşünmeliyiz. Samimi olarak bir insanın kalp bağlantılı olarak verdiği selam, karşımızdaki insanın kulağından kalbine inmektedir. Kalbe inen o şey, iki insanın birbirlerine olan kırgınlıklarını gidermekte, onun yerine sevinç, sürur, muhabbet koymaktadır. Böyle değil de sadece alışılagelen bir ifade ile verilen selamın hiçbir tesiri olmamaktadır. “Git bakkaldan bir kilo üzüm getir” cümlesi ile “Esselamü aleyküm” cümlesi eşit olursa, din ne yazık ki şeklen yaşanıyor demektir.

5. Netice: Bugün yeryüzünde iktidarını bilgiye dayandıranlarla, kuvvete dayandıranlar arasında çetin bir mücadele vardır. Bu mücadelede, başarı sağlayanlar, kuvvete değil, bilgiye dayananlardır. Bunun canlı örnekleri her geçen gün çoğalmaktadır.

Kuvvete dayananların, şiddetle hareket etmesi kaçınılmazdır. Kadına şiddet uygulayanların müracaat ettikleri adres, silah, bıçak, yumruk ve tokattır. Ankara caddelerinde nikâhsız yaşamak için yürüyüş yapmak isteyenler, rüzgâr ekip, fırtına biçenlerdir. Gücünü, kuvvetini, iktidarını bilgiye dayandıranlar için Peygamberimizin sadece bir hadisini hatırlatmak yeterli olacaktır:

“Siz kadınların evinizde işlerinizi yaparken, çektiğiniz sıkıntı, inşallah Allah yolunda cihat edenlerin cihadına denk/eşit olur.” (Camius Sağir Trc., 3/397)

“Kadın mecbur değildir yemek yapmaya, evini süpürmeye, çocuğunu emzirmeye…” düşüncesinde olanların hayatına bakınız, mutluluk göremezsiniz. Onlar da bir manada iktidarını, otoritesini elinden, parasından, kuvvetinden alan kimselerdir. Bu sadece küçük bir örnek…

2012 yılının Ramazan Ayını göğsünü gere gere geçiren ve yaşayan şerefli müminlere selam olsun. Kalbindeki imanını, adeta elinde ateş koru tutarcasına Müslümanca yaşamayı hedefleyip, Müslümanca ölmeyi bekleyen kaliteli müminlere selam olsun. İktidarlarını kuvvete dayandıranların döneminde yaşadığı halde iman ve amelinden taviz vermeyen ve onurlu duruşunun karşılığını Peygamberimizin müjdesinde bulan Filistin, Afganistan, Bosna-Hersek, Suriye, Arakan ve Türkiye… Müslümanlarına selam olsun.

“Öyle günler gelecek ki, o günlerde dinin emirlerine uyma hususunda gösterilecek sabır, ateş parçasını elde tutmak gibi zor olacaktır. O günlerde Müslüman olarak yaşamaya çalışanlara, bugünkü sizden (ashabtan) 50 kişinin amelini işleyen kimselerin sevabı kadar sevap yazılacaktır.” (Ebu Davud, K. Melahim, 36. Bab/17

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!