Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Ey Nuh! O Asla Senin Ailenden Değildir
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Bu yazıyı sesli dinlemek ister misiniz ? Üye girişi yapın

Abdullah Büyük-Ekim/2012

Baba olan Hz. Nuh, sulbünden gelen oğluna: “Yavrum bizimle beraber gemiye bin. Kâfirlerle beraber olma” demesine rağmen, baba sözü dinlemedi ve inkârcılardan oldu. Ne de olsa babanın oğluna merhameti söz konusudur. Dalgaların arasında boğulmasına duyarsız kalmıyor ve Rabbim “Oğlum benim ailemdendir” diyorsa da, Rabbimiz son kararı veriyor: “Oğlun asla ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. Ayrıca hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi sakın benden isteme. Cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum…” (Hud, 11/42-47)

Diğer taraftan, İran’dan gelen ve Müslümanların safına katılan Selman-ı Farisi için Peygamberimiz: Selman bizdendir, buyuruyor. Birbirine ve taban tabana zıt olan iki hadise var. Her iki Peygamberin sözü ve tavrı belli… Önemli olan ise iman dairesine girmeyen ancak, kan bağı, nesep bağı olan evladına Peygamber olan baba bir şey yapamıyor. İman dairesine girip, Müslümanlarla din kardeşi olan bir insan ise Efendimizin dizinin dibinden ayrılmıyor.

Saygı Değer Ribat Okuyucuları kardeşlerim.

2012 Eylül ayında Ribat FM ve Radyo EN’in düzenlemiş olduğu “Kardeşlik Gecesi” programına katılarak, yaklaşık 3-4 bin davetli din kardeşime kısa bir mesaj sunmuştum. Programın sonunda gerek telefonla ve gerekse bizzat ziyaretimize gelen kardeşlerimiz, ilgili gece programındaki kısa konuşmamızı beğenerek, teşekkür ettiler. Biz de nimetler paylaşıldıkça çoğalır, bereketlenir, gerçeğini gerekçe göstererek, konuşma metnini sizlerle de paylaşmak istiyoruz.

Sizlerden Özel bir ricamız var.

Lütfen aşağıdaki ayeti düşünerek tekrar tekrar okuyalım:

“Ey iman edenler! Eğer inkârı, imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyiniz. İçinizden kim onları dost edinirse onlar zalimlerin ta kendileridir.

De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, yakın akrabanız, kazandığınız mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret ve sevdiğiniz meskenleriniz size, Allah’tan, Rasûlü’nden ve Allah yolunda cihattan daha sevimli ise o zaman Allah’ın azap emri gelinceye kadar bekleyin. Allah, yoldan çıkmış topluluğa asla doğru yolu göstermez.” (Tevbe, 9/23-24)

Konumuzu, mesajımızı daha fazla detaylandırmadan, özet olarak sunuyorum. Hazinenin üzerinde oturup, elini uzatarak yardım dileyen muhtaç bir insan gibi, ne yazık ki hazinelerle kıyaslanmayacak olan din kardeşlerimizin farkına varamadık. Üstelik Peygamberimizin “kardeşlerim” dediği insanları, çoğumuz, bağrımıza basıp “kardeşim, kardeşlerim” diyemedik.

“Kardeşlerimizi görmeyi çok isterdim. Onları ne kadar da özledim, buyuran peygamberimize, ashabı: ‘Biz senin kardeşlerin değil miyiz Ey Allah’ın Rasûlü’ dediklerinde, Peygamberimiz: Sizler benim ashabımsınız. Kardeşlerimiz ise henüz gelmemiş olanlardır”  buyurmuşlardır. (Müslim, “Fedail”)

Sakın ola ki içinizden itiraz ederek: “Biz mi?” demeyiniz. Bir asra yakındır, küfürle, inkârla, şirkle, fısk u fücurla etrafı kuşatılmış olan Müslüman kardeşlerimiz, yüz akı ile düzlüğe çıkmıştır bugün. Kalplerdeki iman, adeta ellerde taşınan ateş koruna benzetilmiş, ateş korunu elimizden bıraktırmak isteyen cahiliyeye karşı,  ellerimiz yansa dahi, avucumuzda tutmuş ve Rabbimizin zafer günlerini, yine O’nun izni ile idrak etmişiz bugün.

Eğer şüpheniz varsa, lütfen aşağıdaki gerçekleri bir daha göz ve gönülden geçirelim:

“Muhacir ve Ensar’dan İslam’a ilk girenler ile bunların yolunu samimiyetle izleyenlerdenAllah razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.” (Tevbe, 9/100)

Rabbimiz kullarına: “Ey iman edenler! Ensar olun (Allah’ın dinine) yardımcı olun” buyurmuş, kulları olarak bizler de, baş-göz üstüne Rabbimiz demişiz. (Saf, 61/14)

Peygamberimiz: “Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz” buyurmuş,  kulları, emrin baş-göz üstüne demişiz.

Rabbimiz: “Birbirinizle çekişmeyin” buyurmuş (Enfal, 8//46),  Allah’ın kulları, din kardeşleri ile çekişmeyi değil, dinde kardeş olmayı gündemlerinin başına almış öyle değil mi?

Senelerdir, Süleymancı” dediğimiz soğuk yüzlü kelimelerin yerini, “Süleyman Hilmi Tunahan” sözü almadı mı? Kalbi ülfetlere mani olan Nurcu kelimesinin yerini bugün “Bediüzzaman Said Nursi” almadı mı?  Yıllarca dillerimizi kirleten tarikatçı kelimesinin yerine ne konuldu? Teheccüt, gözyaşı, tövbe, istiğfar, tasavvuf, manevi eğitim.

Bu güzel dönüşün sonunda hangi rahmet ve bereketle buluştuk, farkında mıyız?

Ortak değerlerimizi sever hale geldik. Gıyaben hukuklarını koruyacak seviyelere geldik. Vakıflarımız, derneklerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, birbirleri ile iletişim içine girince, Rabbimiz de ülkemiz Müslümanlarını, gönül ve dava erlerini, dünyanın her tarafına yönlendirdi. Medine’den çıkıp yeryüzüne dağılan yüz binin üzerindeki sahabenin gittiği yola, bugün ülkemizin gönül ve hizmet erleri girmedi mi? Bir zamanlar Afganistan, Bosna-Hersek, daha sonra Çeçenistan, Filistin ve Gazze ve şimdi ise Afrika ve Arakanlı din kardeşlerimize ve yaşadıkları ülkelere baktığımızda, sahabe ruhunu taşıyarak en çok hangi ülkenin Müslümanları iş başı, hizmet başı yaptı? Elbette ülkemizin insanları…

Düz yolda yürümek kolay. Yüksek yerlere çıkmak ise imtihandır.

Her inanan insanın tek endişesi vardır: “Acaba son nefesimizi nasıl vereceğiz?” Bunun da yolunu Rabbimiz göstermiş bizlere. Son nefes endişelerimizi dindirmek, Müslüman ümmetin derdini dert edinmekle mümkündür. Bugün, verilen mücadelenin en güzel yönü bu gerçeği kavramaktır.

Biliyor ve inanıyoruz ki, Rabbimiz, kullarının elinde imkânlar olduğu müddetçe hayata müdahale etmez. Bu hakikati da anladık. Senelerdir, Mehdi gelecek, Hz. İsa inecek beklentilerimizi zaman kaybı olarak anladık. Peygamberimiz, kıyametin kopmasını görseniz dahi, kelime-i tevhide muhtaç ve muhatap olan birini görünce hemen yanına koşunuz, buyururcasına, ümmetinin nasıl bir hizmet anlayışında ve aksiyonunda olacağını beyan etmiştir. Aslında ilgili hadis, bir yönden çevreyle ilgili zenginliğe işaret ederek bir fidan dikmeyi emretse de, hadisin arka bahçesinde, insan faktörünü unutmamamız gerekir.

Dinde kardeş olmanın üç şartını bizzat Rabbimiz açıklamıştır.

“Ancak tövbe eder, namazlarını dosdoğru kılar ve zekâtlarını verirlerse, artık onlar da sizin din kardeşlerinizdir. Bilmek isteyen bir toplum için ayetleri işte böyle açıklıyoruz.”(Tevbe, 9/11)

1.   Tevbe etmek; insanın kendisini ıslah etmesine, kendisinin karar vermesi,

2.   Namaz kılması

3.   Zekât vermesi.

Suyu oluşturan elementler gibi, dinde kardeşliği oluşturan elementler, terkipler vardır, bunları da Rabbimiz üç şart olarak ortaya koymuştur.

Görülüyor ki, dine girmek, din kardeşliğini gerçekleştirmek, ancak ilahi yasanın ölçüleriyle mümkündür. Din kardeşliğinin önemi, en ideal kurumun İslam kardeşliği olmasından kaynaklanmaktadır.

İslam kardeşi veya dinde kardeş olmak bedel ister.

Biliyor ve inanıyoruz ki bizler bedel ödemeden dünyaya gelmişiz, ancak bedel ödeyerek dünyadan ayrılacağız. “Şüphesiz Allah, müminlerden cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın almıştır.” (Tevbe, 9/111)

İşte ödeyeceğimiz bedel bellidir. Canlarımız ve mallarımızı O’nun yolunda ve Onun uğrunda tüketmek. Canını ve malını doğru adreslerde kullanan her Müslümanın alacağı karşılık Rabbimizdendir. Dinde kardeş olarak, dini hayatı yaşamayı birinci vazife gören her mümin, tüm kulluk yatırımlarını bir manada Allah’a karz vermektedir. Yani Rabbimizi borçlandırmaktır.

“Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine geri vermesi için kim Allah’ı güzel bir borç vermek ister?” (Bakara, 2/245)

İşte dinde kardeşliğin devamı ve zenginliği bu ve benzeri gerçeklerle açıklanmıştır. Basit ve geçici düşünce ve hayat tarzımızı formattan geçirircesine işe yarayacak olan iman, ibadet, ilim ve hizmetlerimizle, bir duvarı meydana getiren tuğlalar olmak ancak ve ancak Müslümanlara yakışmaktadır. Her zaman olduğu gibi şimdi de en büyük imkân yine Müslümanların elindedir. Nedir bu en büyük imkân? İşte o imandır. İmanın gereği de dinimizi, din kardeşlerimizle birlikte yaşamaktır. Allah (c.c) önümüzü açtı ancak rehavete, tembelliğe katiyen prim vermemeliyiz. Aksi halde tüm bu lütuf ve rabbani ikramlar elimizden alınır ki bunun telafisi çok zordur.

Hepinize sevgi, saygılar sunuyor, dinde kardeşlik kurumumuza zarar verecek her şeyden kaçınmamızı istirham ediyorum

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!