Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Beni, Sana Yaklaştıracak Amelleri Sevdir Ya Rabbi
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Abdullah Büyük-Ağustos/2013

Aldığımız nefes sohbet ise verdiğimiz nefes hizmet olmalıdır. Birisi ile dolar ve doyarız, diğeri ile tüketir ve acıkırız. Doymak için tekrar sohbete koşarız. Çünkü Peygamberimizin ashabının sohbetle yetişmiş olduğunu bilmeyen bir Allah kulu yoktur.

Sohbetlerde doyuramadığımız insanı, hizmetlerde istihdamda zorlanırız. Öyle ise hizmet insanını doyurmaya mecburuz. Siparişlerle hizmet insanı tutulmaz. Tutulsa da istenilen neticeye varılamaz.

Peygamberimizin hedefleri, gündemleri sahabe tarafından hep canlı tutulurdu. Niçin? Üstadın, liderin gönlüne, gayesine, hedefine yakışmayan hizmet, hizmet değildir.

İnsanın sadece elinden tutmak yetmez, kalbinden de tutmaya çalışmak gerek. Niçin? Çünkü hayatımızda sohbet ve hizmet ikiz kardeş olarak ele alınmalıdır. İnsanın gönlüne, kalbine hizmet, hizmetlerin en şereflisidir. Kâbe’ye hizmet güzeldir. Misafirlere hizmet de güzeldir. Rahman’ın misafirlerine hizmete ise doyum olmaz. Ancak, insanın, Allah’la buluşmasına vesile olan hizmetlerin alternatifi yoktur.

Ne var ki insanların kalbine hizmet sanıldığı kadar kolay değildir. Bunun için bedel gerekir, sabır gerekir. Plan, program, proje gerekir. Bir insanın kalbini, gönlünü, yaratıcısına tahsis etmek, sıradan bir iş olamaz. O insanın kalbinin, gönlünün: Sensin sen… Ben yokum Yarabbi, diyerek hizmete yürümesi için bedel vermesi gerekir. “Ben” çıkmaz sokağına girenlerin, hem elinden hem de kalbinden tutmak sanıldığı gibi kolay olmuyor.

“Ben” rehberliğinde yapılan her çeşit faaliyet, seraptır. İster Kur’an-ı Kerim’i tefsir et, ister Kâbe’yi tamir et, istersen Afrikalı yoksulların karnını doyur, hepsi serap olmaya mahkûmdur.

Peygamberimizin bizzat kendisinin günde 70 veya 100 defa estağfirullah deyip, ümmetine de tavsiye etmesini bir daha ele alalım. Estağfirullah: Aman Yarabbi, demektir. Sensin Yarabbi, demektir. Beceremedim, istediğin gibi yapamadım, demektir. Yani günde, yüz defa “Ben”e tokat atmak demektir.

Öyle ise sohbet ve hizmet ikiz kardeşini sıradanlıktan çıkarmalı ve hak ettiği yere koymalıyız. Bir dernek,  vakıf veya sivil toplum kuruluşunda hizmet eden kadromuz, liderini, üstadını temsil etmeye mahkûmdur. Hizmetin başına konulan kimse, üstadı, lideri ile sürekli iletişim içinde olursa tüm bu denilenlerin sözde kalmayıp, uygulamada olduğunu görür.

Öyle ise biz yine bu ay sunduğumuz mesajımızın konu başlığına dönelim ve “Beni, sana yaklaştıracak amelleri sevdir ya Rabbi” duasını biraz daha açalım.

Yeryüzü çok büyük bir dershane ve insanlar ise bu dershanenin talebeleridir. Dershanenin, ders kitabı Kur’an-ı Kerimdir. Muallimi ise Peygamberimiz Efendimizdir. Dershanenin, ders kitabının ortaya koyduğu temel hedeflerden biri de talebelerinin muttaki olmalarıdır. Eğer yeryüzü dershanesinde, dersine başlamış bir insanın yeteneklerinin, kabiliyetlerinin inkişaf ettirilmesi gündemde olmaz ise, o insan israf olur demektir. Bir taraftan insanın kalbine, gönlüne seviye kazandırılması, diğer taraftan uzun bir yolculuğa çıkmış olan insanın başıboşluğa terk edilmemesi gerekir. Bunun için sohbet meclisleri oksijen çadırları gibidir. Sohbetlerle bağı kopmuş olanların, hizmet kimlikleri devamlı sıkıntılıdır.

Konumuzun bir başka yönüne bakacak olursak, Rabbimizin kullarına yakınlığı tartışılmaz. Asıl mesele, insanın kalbini Allah’a yaklaştırma mücadelesinin ele alınmasıdır. İnsanın kalbi, Rabbine ne kadar yakın olursa, o nispette kulluğun tadı, zevki ortaya çıkar. Ve o nispette yaptığı amelleri, hizmetleri sever ve bağrına basar. Kalbini Yaratanına yaklaştıranların yaptıkları her türlü hizmetlerin de ömrü uzun olur. Peygamberimizin devrinden, Osmanlının son dönemine kadar yapılmış olan hizmetler, eserler hala canlı ve dipdiri durmaktadır. Niçin? Çünkü o hizmetleri yapanların kalpleri Allah’a yakın olmuştur da ondan.

İnsanı, Rabbine yaklaştıracak amelleri sevmek sözle değil, hizmetle elde edilmektedir. Şimdi bir başka yöne dönelim. İnsan, üzerinde basıp yürüdüğü toprağı, ilahi bir fabrika olarak kabul eder. Meyveler, çiçekler, sebzeler… Renklerin, kokuların, lezzetlerin farklılığı bir başka güzelliktir. Hatırlarsak, sofraya oturduğumuz zaman, Rabbimiz, lokmaları ağzımıza almadan evvel, sofraya dizilmiş yemeklere bakmamızı emreder. Yeryüzü fabrikasının ürettiği her şey, Rabbani bir ikram olarak, tüm insanlığa sunulur. Bu inançla ve bu imanla toprak fabrikasına bakan insanların yediği nimetler ve aldığı enerji isyan yolunda değil, itaat yolunda kullanılır. İtaat yolunda kullanılan enerji ile ortaya konulan amelleri ve hizmetleri sahibi sever ve mutlu olur.

Şimdi bu yazdıklarımıza sertâc olacak bir örnek verelim:

“Biz, Davud’a Süleyman’ı armağan ettik. O ne güzel bir kuldu. Çünkü o, daima Rabbine yönelirdi. Öyle ki: Akşama doğru cihat için hazırlanan soylu ve endamlı koşu atları kendisine gösterildiğinde:

- Ben dünya malını, sırf bana Rabbimi hatırlattığı için severim. Bu atları da yalnızca Rabbimin rızası için seviyorum. Çünkü onlarla Allah yolunda cihat edilecek, mazlumların hakkı korunacak, huzur ve adalet sağlanacak, derdi. Ve atlar koşarak uzaklaşıp gözden kayboluncaya kadar onları hayranlıkla seyrederdi. Atlar uzaklaşınca da, getirin onları bana, der ve onların bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya, yelelerini taramaya, sevip okşamaya başlardı.” (Kısa Tefsirli Meal, Sad Suresi, 30-33)

Makaleler yazdığımız bilgisayarlarımızı, cebimizde taşıdığımız tükenmez kalemlerimizi, bindiğimiz ve ev ev, köy köy, şehir şehir gittiğimiz arabalarımızı, taksilerimizi, hatta bisikletlerimizi bu anlamda ne kadar seviyoruz? Mekanikleşmiş ve geometrik kulluk anlayışımız, nice sevilecek amel ve hizmetlerimize maalesef örtü olmuş bugün.

Senelerce üzerinde oturduğumuz koltuklarımızı, iletişimde kullandığımız cep telefonlarımızı Sad Suresi’nin verdiği mesaj ışığında ele alsak, inanıyorum ki sevilecek ve bizleri Rabbimize yaklaştıracak birçok amellerle iç içeyiz. Ama ne yazık ki farkında değiliz.

Öyle ise biz mesajımızın tekrar başına dönelim ve kayıplarımızı orada bulmaya çalışalım.

Takva yolculuğunda, insan, hayvani vasıflardan sıyrılıp, Rahmani vasıflara kavuşuyor ve ahlaki kimliği ile örnek oluyor. Daha ötesi ise kalp ile beden ahenk içinde birlikte yürüyorlar. Rabbani ikramlara mazhar olan insanın organları, yanlış yerlerde dolaşmıyor, yanlış alanlarda kullanılmıyor. Topraktan ve gökten gelen gıdalara dikkat eden insan, manevi hazlara ve lezzetlere ulaşmanın zevkini yaşıyor. Ve yine o insanın hayatından, batıni ve zahiri (görülen ve görülmeyen) haramlar, günahlar tek tek çıkıyor.

Özet olarak söyleyecek olursak, rafine edilmiş bir kalbe sahip olan insanın, her yaptığı meşru iş, amel, hizmet Allah tarafından kabul ediliyor.

Tüm bu güzellikler, bu şerefli yolculuk, Kur’an-ı Kerime talebe olmanın bir bereketi olarak düşünülmelidir. Onun için kalbe hizmet zor bir hizmettir. Bu zoru aşan her insanın aşamayacağı bir engel yoktur artık. Yeter ki:

İnsanın sadece elinden değil, kalbinden de tutalım. Hizmet kurumlarımız, manevi inkişaflara engel olmasın. Alıp-verdiğimiz nefes gibi, sohbet ve hizmet hayatımız da sürekli hale gelsin.

Bilelim ki insanın gönlüne hizmet, hizmetlerin en şereflisidir. Eğer “Ben de bu şerefli, nurlu yolda yürümek istiyorum” diyorsan, sana önemli bir tavsiyem vardır. İyi dinle ve gereğini yap.

Erkam Yayınları arasında çıkan ve Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocamızın kalbinden ve kaleminden neşredilen, “Hak Yolculuğu” isimli eserini hararetle tavsiye ederim. Hacmi büyük,  ebatı ise ceketimizin cebine sığacak kadar küçük olan bu şaheseri okuyalım ve gereğini yapalım. Allah’a emanet olunuz

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!