Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Hak-Batıl Mücadelesi
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Abdullah Büyük-Eylül / 2013

İster adına Hak-batıl mücadelesi diyelim, ister iyilerle-kötüler arasındaki mücadele veya insanlar ve soytarılar arasındaki mücadele yahut mazlumlar ve zalimler arasında geçen mücadele… Doğru yolda olanlar ile eğri yolda olanların mücadelesi de diyebilirsiniz, hepsi aynı kapıya çıkar.

Her iki tarafta devam eden bu mücadelenin ana sebeplerinden biri de otorite olma konusudur. Yani idareyi, yönetimi ele almak konusu. Hakkın safında kalarak mücadele eden Müslümanlar, otoriteyi ilimle, bilimle elde etmek için çalışırken, batıl saftakiler otoriteyi kan dökmeyle, bozgunculuk yapmakla yani savaşlarla, darbelerle gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

Ne var ki batılın verdiği mücadele ile elde edilen zafer, gayr-i meşru olduğu için sıkıntılarla doludur. Sürekli başlarından bela gitmez. Niçin?

Çünkü batılın, zalimlerin; yanlış ve eğri yolda olanların mücadelesinde hile, tuzak ve kılıç, silah vardır. İyilerin, mazlumların, doğru yolda yürüyenlerin ise ellerinde olan Rabbimizin verdiği usul, metottur. Ki Peygamberimiz bu usulü, metodu insanlara 11 merhalesi olan bir mücadele şeklinde uygulamıştır.

Hak-batıl mücadelesinde, hassasiyetini koruyan Müslümanların temel gıdası, amacı cihada sarılmak olmuştur. Yani cihat inanan bir Müslüman için teneffüs ettiği hava gibidir. Hava almayan insanın öldüğü gibi, cihatsız bir insanın uzun müddet Müslümanca yaşaması da çok zordur.

12 Eylül 1980 tarihinden beri Müslüman toplum tarafından fazla dile getirilmeyen cihadın kısa ve özlü tarifini yapacak olursak, bu mesajın sahibine teşekkür etme gereğini duyarsınız.

Cihat; şuurlu, bilinçli ve kararlı bir harekettir, bir gayrettir. Bu gayretin üç alanı vardır. Söz konusu olan gayretin, fiziksel yani bedensel olanına cihat, savaş, harp denir. Ruhsal, manevi olanına mücahede, nefis tezkiyesi/terbiyesi adı verilir. Fikirsel olanına ise içtihat denir.

Görülüyor ki inanan Müslümanların cihadı kupkuru bir savaş değil. Cihada katılanlar, Kitap ve Sünnet ile beslendikleri için,  hedefleri fethetmektir. Karşı gücün aklını, kalbini İslam gerçeğine açmaktır. Ama batılın hedefi ise işgaldir, talandır, yıkmaktır, öldürmektir ve eşyayı sahiplenmektir.

Mesajımızı son paragrafına kadar okuyan siz okurlarımız için diyorum ki, Mısır’ın Sisi’sini, Suriye’nin Esed’ini, Irak’ın Maliki’sini mercek altına aldığımız gibi, Rus’un Putin’ini, ABD’nin Obama’sını ve diğer ülkelerin liderlerini daha fazla mercek altına alarak, üzerimize düşen sorumluluğu bir daha gözden geçirelim.

Tefekkürümüze, düşüncelerimize davet edeceğimiz TV ekran tartışmalarında ele alınan konuların, ne kadar cihat sahası ile alakalı olup olmadığını temiz vicdanlarınıza havale ediyorum. Halifeliğin ortadan kaldırılmasında, meclisin zemin katında bulunan ulemanın konuştuğu mevzular ile günümüzde ekranlarda tartışılan konuların ne kadar birbirleriyle örtüştüğünü görmek, o kadar da zor değildir.

Tuhaf karşılamayacağınıza inandığım karınca örneğini vereyim ve üzerinde birlikte düşünelim:

Kendisini ısıran bir karıncanın ocağını, yuvasını, evini imha eden bir Peygambere, Rabbimiz ne buyurmuştur, biliyor musunuz?

“Sen kendini bir karınca ısırdı diye nasıl oluyor da beni anıp duran bu canlılar ümmetinden bir ümmeti ortadan kaldırıyorsun?” (Müslim)

Kürt-Türk arasındaki kardeşliği için yapılan projeleri, gündemleri dile getirirken, İslam Dünyasında binlerce Müslümanının evinin, namusunun talan edildiğini de düşünelim. Köy-kent projeleri ile Müslüman Kürt kardeşlerimizin evlerinin, mezralarının, obalarının yer ile yeksan edildiğini, karınca misali ile yorumlamaya çalışalım.

İkinci karınca örneğine gelince, sorumluluğumuzun ne kadar hassas ve önemli olduğunu anlayacağız:

Karınca davasını Rabbine açar: “Rabbim! Şu kimse beni boş yere öldürdü. O beni öldürmekle bir fayda temin etmediği gibi, senin dünyanda benim yaşamama izin de vermedi.” (Taberani)

Karıncadan, Doğudaki kardeşlerimize dönelim. Binlerce faili meçhule kurban gitmiş olan insanları karıncanın tartılacağı teraziye koyalım. Karın ağrısı, yüz karası Ergenekon’un gizli ve açık isim ve sıfatlarına projeksiyonumuzu çevirelim ve bir daha düşünelim.

Kanunlarınızı yapan sizsiniz, öyle değil mi? Anayasaları değiştiren de sizsiniz, o da tamam. Yaptığınız yasaları çiğnediğinizden dolayı mahkûm edilen de yine sizsiniz. Öyle ise niçin itiraz ediyor, bas bas bağırıyorsunuz? Sizleri, çağ dışı dediğiniz İslam’ın yasaları ile yargılamadılar.

İşgalci mantık, yeryüzünü sahiplenmek isteyen mantık, menfaatçi mantıktır. Fetheden mantık, insanları batıldan hakka, gerçeğe çevirmeye çalışan mantık ve inanç ise, kıyamete kadar ömrü olan bir inançtır.

Tekrar özet olarak söylüyoruz ki, mücadele, yeryüzünü emanet görenlerle, yeryüzünü sahiplenmek isteyenler arasında geçmektedir. Mısır’ın Sisi’si, Mısır’ı sahiplenmek istiyor, Mursi’si ise, Mısır’ı Hak emaneti olarak görüyor. Fark burada. Bu farkı fark etmeyenler, İslam’a ve Müslümanlara saldırıyor ve hile ile tuzak ile mücadele ederek, geberip gidiyor.

Mesajımızın can damarına gelince… Salih kullardan ve müçtehit imamlardan olan İmam Malik’in şu sözü, yeryüzünde yaşayan tüm Müslümanları bağlayıcı durumundadır: “Bu ümmetin başı ne ile ıslah olmuş ise, sonu da aynı şeyle ıslah olur. Islah ediciler ise Kitap ve Sünnettir.”

Kusura bakılmasın. Misyoner Hıristiyan eline aldığı İncil ile dünyayı dolaşırken, devlet okullarında okuyan çocuğumuzun önüne konulan Kur’an-ı Kerim’den kimse rahatsız olmasın. Bir Hıristiyan inancından dolayı aşağılık duygusuna kapılmaz. Hz. İsa’dan utanmaz. Rabbi ile iftihar eder. Bu ülkede ve yeryüzünün neresinde yaşarsa yaşasın hiçbir mümin insan, inancından Rabbimizden ve Peygamberimizden dolayı utanamaz, aşağılık duygusuna kapılamaz. Okullara Kitap ve Sünnet’in seçmeli ders olarak girmiş olması, gerçek medeniyetin kuruluşuna vesile olacak onurlu bir adımdır. Senelerce gasp edilen haklarımızın küçük çaplı bir iadesidir.

Her inanan, Müslüman erkek ve kadın, Hak-batıl mücadelesindeki safını, hedefini, amacını geçerli ölçüler ve prensiplerle tayin etmelidir. Bu mücadele Hz. Âdem’in oğulları ile başlamış, kıyametin kopmasına kadar sürecektir. Müslüman insan, safını doğru tercih etmelidir. Korkunun ecele faydası yoktur. Ve Allah iman edenlerle beraberdir. En büyük imkânımız ise imanımızdır

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!