Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  İnsan Eğitmek, İnsan Yönetmek ve İş Üretmek
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Bu yazıyı sesli dinlemek ister misiniz ? Üye girişi yapın

Abdullah Büyük-Kasım/2013

Dergimizin bu sahifelerinde insan bağlantılı birçok konuyu sizlere takdim ettik. İnsanın terbiye edilmesi ve idare edilmesi konusu, sahasında çok zengin bir konu olduğu için, mesajımızın ağırlığı iş üretmek üzerine olacaktır. “Niçin böyle bir usule ihtiyaç duydunuz?” derseniz, ülkemizde birçok işçimiz, işveren oldu. İnsan eğitmek kadar öneme sahip iş üretme konusu, günümüzdeki genç iş adamlarımız başta olmak üzere, tüm zenginlerimizi temelden ilgilendiren bir konu olduğuna inanarak takdim ediyorum.

Ahlakın buharlaştığı, yozlaştığı bir zaman içinde bulunuyoruz. Şu acı gerçeğe de inanıyoruz ki, ahlakın en fazla bozulduğu alan, iş, çalışma ve ticaret hayatındadır.

Muhterem Yusuf Kardavi”nin konumuzla alakalı değerlendirmeleri çok dikkat çekicidir. Önce müellifin tespitlerinden bazı paragraflar okuyalım:

“Biz dinimizi Siyonistlerin emrine vererek, sağcısıyla, solcusuyla, kapitalistiyle, sosyalistiyle bağdaştırmaya çalışarak, onların her kuralına fetva aramamız neticesinde onda şeref ve saygınlık bile bırakmadık. Dinimizi adeta ‘buyur gel’ görevlisi haline getirdik. Sanki onun işi, her yeni kanuna ‘merhaba’ demesi, her yeni düzene ‘tebrik ederiz” demesidir.

Kapitalizmin iktidarında, faizi, stokçuluğu, pahalılığı, sömürgeyi helalleştirerek; sosyalizmin iktidarında da halkı haksız vergilere, diktatörlüğe, fetva vererek bunu yaptık. Şimdi sen İslam’ı önder edinerek onun kanunlarını dirilterek, onun gölgesinde mi yaşamak istiyorsun, yoksa batının insanlığa bela ettiği iki sömürge aracının yani kapitalizmin ya da sosyalizmin gölgesi altında inim inim inlemek mi istiyorsun?

Başka bir ifade ile İslam nizamı içerisinde onurlu, idare eden, asker değil komutan olan bir insan olarak mı yaşamak istersin, yoksa maymunlar gibi işi gücü başkalarından gördüğünü yapmak olan taklitçi mi olmak istersin?”

Müellifimiz uzun makalesinin son bölümünde, Müslüman tüccarlarımıza, iş adamlarımıza, esnafımıza önemli bir nasihatte ve tavsiyede bulunuyor. Kısa ve özet olarak o iki tavsiyeyi de sizlere sunup, daha sonra mesajımıza devam edeceğiz.

“Canı sıkılan, strese yakalanan, ticaretinden memnun olmayan, adeta ruhi bunalım içinde olan tüccarlarımız, iş adamlarımız, manasına vakıf olarak düşünce ve tevazu içerisinde bol bol Kur’an okumalarını tavsiye ediyorum. İkinci tavsiyem ise, elinizden geldiği kadar Salih insanlarla oturmanızı, onların menkıbelerini okumanızı, kulluk noktasında olduğunuzu hatırlamaya davet ediyor ve kalplerin şifasının bunlarda olduğunu söylüyorum.”

Saygıdeğer tüm iş adamlarımıza yönelik mesajımıza gelince:

İslam’ın hükmetmediği toplumda, Müslümanın durumu ve iş adamlarımızın meşakkati, sıkıntısı o kadar da kolay değildir. İslamiyet’in cüzleri ile çarpık düzenin açıklarını kapatma diye bir şey olamaz. Ötelerden gelen bir gerçek vardır: Gayret bulunduğu zaman yollar açılır.

Müslüman tüccarımızın kendini daima rahatsız hissetmesi, eğri büğrü sistemlerden sıkılması lazım. Bu şuur veya bilinç, bir gün İslami olmayan sistemlerin değişmesinin ön adımlarıdır. Müspet değişimlerin ilk adımları, tepki tavrı ile gerçekleşir.

Yanlış-batıl sistemlerin hâkimiyeti altında yaşama mecburiyetinde olan Müslüman iş adamı, günah, sıkıntı ve ızdırabın farkında olmalıdır. Çünkü bu tür müspet duygular, imanın bünyede var olduğunun belirtilerindendir. Ne yazık ki reaksiyon direncimizin mağlubiyeti ile “ devir hangi devir, hangi çağda yaşıyoruz, onlar eskidendi” gibi tehlikeli ifade ve savunmalarla, bu önemli konu hasıraltı yapılmak isteniyor.

Müslümanlar olarak biliyor ve inanıyoruz ki, esnafın, tüccarın ahlakı, toplumun ahlak sigortasıdır. Bu sigorta atarsa, toplum bozulur, kokuşur. Hz. Ömer, valilere bir genelge yayınlar. Genelge şöyledir: “Yapacağı ticaretin İslami esaslarını bilmeyen kimse, bizim çarşı ve pazarlarımızda alıveriş yapmasın.”

Günümüzde ticaretin yapılması nasıl oluyor? Maliye’nin verdiği vergi karnesi ve belediyelerin verdiği ruhsatla her türlü iş, ticaret yapılabiliyor.

Şuurlu bir tüccar veya iş adamı mesleğinin ne kadar değerli, itibarlı olduğunu düşünse, şu güzel gerçeklerle tanışır. Helal-haram düşüncesine bağlı olarak, alış-veriş yapan tüccarın, işinin başında geçirdiği ve geçireceği dakikalar ibadet sayılır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Kim bir gıda maddesini satın alır ve günün rayiç bedeli üzerinden satarsa, sanki onu yoksullara sadaka olarak dağıtmış gibi sevap alır.” (İbni Mace, Sünen)

İş adamımız, tüccarımız, esnafımız iş yerine giderken, camiye, mescide gider gibi gitmelidir. Müslüman tüccarımız, dünya çarşısını, ahiret çarşısına engel kılmamalıdır. Esnafımızın, tüccarımızın ahiret çarşısı, cami, mescit ve ilim, sohbet meclisleridir. İşte bu özelliklere sahip olanlarımız için Efendimiz: “Dürüst tüccar, kıyamet günü arşın gölgesinde olacaktır. Doğru sözlü, güvenilir tacir, nebiler, sıdıklar ve şehitlerle beraberdir.” ( Tirmizi )

İş üretme konusunda, Müslüman tüccarlarımıza, iş adamlarımıza yakışan bir başka konu ise şu tarihi gerçeğin içinde bulunmaktadır. Peygamberimizin döneminde Medine pazarının kuruluşunda iki önemli kavram öne çıkmıştır. Bunun birincisi kul hakkı duyarlılığı, ikincisi ise helal kazanç bilincidir. Bu iki kavram, iş hayatında kalite ve verimliliği, ticari sahada ise helal kazancın sağladığı kalp huzurunun teminidir. Biliriz ki helal kazanç ibadetlerin kabulünün temel şartı olurken, kul hakkının affı olmadığı gerçeği tüccar için önemli bir uyarıdır.

Bugün, İslam Dünyasında en fazla nüfusa sahip olan Endonezya’nın Müslüman olmasının sebebi, Müslüman bir tacirdir. Ve bugün Endonezya’nın nüfusu 250 milyondur. Peki, Müslüman tacir ne yapmıştır? İslam şahsiyet ve vakarını temsil ederek İslam’ın güler yüzünü ve gönül dokusunu fiilen sergilemiştir. Ticari hayatındaki istikameti, devlet başkanının hidayetine vesile olmuştur.

Netice olarak, İslam âleminin veya tüm İslam ümmetinin şu gerçeği bilmesi ve gereğini yerine getirmesi ehil olan herkesin üzerine düşen bir vazifedir. Bir cemiyetin, ülkenin felahına, kurtuluşuna sebep olan güç kaynaklarımızı bilmek ve onları ayağa kaldırmaktır. İş bu güç kaynaklarımız şunlardır:

1.   İlmi güç,

2.   Siyasi güç,

3.   Manevi güç,

4.   İktisadi güç,

5.   Fiziki güç.

İsmi verilen bu güç kaynaklarını elde etmeden, bir ülkeyi değil, bir köyü dahi ıslah edemeyiz, ayağa kaldıramayız. Sloganik söz ve ifadelerle, kuru temennilerle, yaldızlı söz ve konuşmalarla bir neticeye varılamaz.

İnsanı eğitmek, onu bir bitki gibi yetiştirmek, yetişmiş olan insanı adil prensiplerle yönetmek ve toplumun lokmasını helal adresten temin etmek, her sorumlu Müslümanın vazifesidir. Dini vekâleten yaşayarak değil, asıl olarak yaşanmasını öne koymak ve bu uğurda yaratanımızın bizden istediği tüm emir ve vazifeleri yerine getirmek, dünya imtihanını kazanmak demektir. Aksi halde geçici dünyanın imtihanına takılırsak, ahiret imtihanını kazanmamız çok zordur. Kolayın kazanılması varken, zorun pençesine niçin takılalım. Öyle değil mi? Sevgiler ve saygılar sunuyoruz

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!