Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  İnsanlaşmış devlet; devletleşmiş insan
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Abdullah Büyük-Mart/2014

Müslüman’ın, Müslüman ailenin, Müslüman cemiyetin ve Müslüman milletin-ümmetin tarifi işte budur: İnsanlaşmış devlet ve devletleşmiş insan.

1500 senedir, ayakta durmayı beceren Müslüman ümmetin, duruş sebep ve hikmetini iyi ve doğru anlamalıyız. “Allah yolunda saf bağlayarak cihat eden ve Rabbimiz tarafından sevilen ümmet” (Saf, 61/4)

Peygamberimizin dönemi ile başlayan ve daha sonra Raşit Halifeler, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi ile bu günlere gelen Müslümanları, dolayısıyla Müslüman ümmeti biraz daha yakinen tanımaya çalışalım.

Hangi dönemin devleti insanlaşmışsa, halkına, milletine, ümmetine altın çağını yaşatmıştır. Devleti bir baskı, zulüm, menfaat, işkence aracı yapmış olan zalimler ise halkına kan kusturmuşlardır.

Arabanın direksiyonu başında duran insanlaşmış devlet, halkına ve dünyaya medeniyeti, adaleti, toplumsal barışı, vahdeti sağlamıştır. Bunun en canlı örneği Bosna-Hersek olmuştur. Müslüman Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar, 500 sene insanlaşmış devletin tayin ettiği 200 tane vali ile üç farklı toplumun insanca yaşamasını sağlanmıştır.

Ne zamanki 2. Dünya savaşından sonra politik güç, dinin önüne geçti, işte o günden itibaren, ne devletleşmiş insan ve ne de insanlaşmış devlet kaldı.

Osmanlının enkazı üzerine kurulan sistem, siyasi, hukuki, iktisadi ve sosyal hayatı dinden kopararak, iğrenç bir taklitle politikanın ölçülerine göre şekillendirmeye başladı. Demokratik ve Laiklik tezgâhında yetiştirilen ve vatandaş olarak tarifi yapılan, Müslümanlık ile vatandaşlığı adeta birbirleriyle kavgalı hale sokan politik güç, Müslümanlar arasındaki vahdeti, birliği ve beraberliği alt üst etti.

Türkiye’nin hukuki durumunu incelemeye gelen bir batılı hukukçunun yaptığı tarif çok dikkat çekicidir: “ Bir Türk, İsviçre medeni kanununa göre doğar, büyür, evlenir, boşanır, miras hakkına sahip olur. Bir suç işlediği zaman İtalyan ceza kanununa göre yargılanır. Alman yasasına göre ticaret yapar. İngiliz eğitim sistemine göre eğitilir. Fransız yasaları ışığında yönetilir. Öldüğü zaman da İslam Hukukuna göre gömülür.”

Bu acı gerçekler ışığında, Müslüman ümmetin birliği ve beraberliği

Bu önemli meseleyi temelden anlamak için, Resulullah efendimiz, Müslüman ümmetin temelini nasıl oluşturmuş? Sorusuna cevap vererek öğrenebiliriz. Peygamberimiz, sınıfsız bir toplum oluşturarak temeli atmıştır. Nedir bu temel? Diyecek olursanız:

1. İlmi düzen ve sistemde metot: Sevdirmektir.

2. Dini düzen ve sistemde metot: İknadır.

3. Siyasi düzen ve sistemde metot: Güven, adalet ve tarafsızlıktır.

4. İktisadi düzen ve sistemde metot: Mal Allah’ındır ve insanlar İyalullahtır.

5. Ahlaki düzen ve sistemde metot ise: Örnek olmaktır.

Böyle bir toplumda üstünlük ölçüsü ise takvadır:

“Ey insanlar! Gerçekten Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık ve birbirinizle tanışıp rahat, huzur ve kardeşlik içinde bir hayatı yaşamak için iyilikte, güzellikte yarışasınız diye sizi ırklara, boyalara ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, her şeyden haberdardır.” ( Hucurat, 49/13)

Müslüman ümmetin adeta mayasını teşkil eden bu gerçeklere rağmen, 2. Dünya savaşından sonraki hayatta ‘”Allah’ın Dinine geçit yok” diyen zihniyet, ümmetin vahdetini param parça etmiştir. Bu kadar mı?

Ülkemiz, her yönüyle kirletilmiştir. Edebiyatı, hukuku, siyaseti, sanatı, şiiri, romanı, hikâyesi, sosyal hayatı v.s tamamen kirletilmiştir. Bu çerçevede ülkemizi kirletilmiş bir havuza benzetebiliriz.

Kirletilmiş havuzun içinde yüzme-yaşama mecburiyetinde olan Müslüman halkımız, birçok konuda noksan ve yanlış bilgilendirmelerle, Müslümanlar arası vahdet bozulmuştur. Burada çok komik ve acı olan bir örnek vermek zorundayım. Müslüman halkımızın tamamının içinde yüzdüğü-yaşadığı havuzun alt tabanında bazı pisliklere ayağı takılan kardeşlerimiz, kirli su havuzunda yüzdüğünü unutarak, ayağına bulaşan pisliklere kafayı takarak, kendine göre tenkitler yapmakta, havuzdaki diğer din kardeşlerine çirkin ifadeler kullanmaktadır. Ki bu zihniyet hala yerinde saymaktadır. Bilirsiniz, askerlikte, yerinde sayanlar, yürüyenlere göre daha fazla ses çıkarırlar. Ama bir adım öne geçemezler.

Müslüman Ümmetin birlik ve dirliğini, beraberliğini bozmada bir başka konu vardır: Darbeler.

12 Eylül 1980 den başlayıp, 17 Aralık 2014 tarihine kadar birçok darbeler gerçekleşmiştir. Bunun yanında doğal afetler, seller, depremler v.s derken, Müslüman ümmet etrafında olup bitenleri fark etmeye başladı. Yetmedi:

- Pakistan’da Merhum Zıyau’l Hak,

- İran’da İmam Humeyni,

- Mısır’da Hasan el Benna ve Mursi,

- Afkanistan’da Afkan-Rus savaşı,

- Çeçenistan’da Cevher Dudayev,

- Sudan’ da Ömer Beşir,

- Cezayir’de FİS, Abbas Medeni,

- Türkiye’de Necmeddin Erbakan,

- Ve şimdi Recep Tayyip Erdoğan… Tüm bu gelişmeler, dünya Müslümanlarının gözünün ve gönlünün açılmasına sebep oldu.

Bir hizmetin gerçekleşmesinde bedel öneniyorsa, o hizmetin ömrü uzun olur. Müslüman ümmet bugün bedel ödüyor. Filistin’de, Gazze’de, Mısır’da, Suriye’de, Balkanlar’da. Kafkaslarda, Anadolu topraklarında bedeller ödeniyor. Bu ödenen bedelleri, en iyi bilen ise Allah’tır. Rabbimiz, kendisinin rızası için ödenen bedelleri boş çevirmez.

Bugün, Müslüman ümmet zulüm devleti değil, hukuk devleti istiyor. Kendisine ait bir siyasi hâkimiyet anlayışı, dünya görüşü, eşya bilgisi, ölçü ve standartlar dizisinin bulunmasını istiyor. Her alanda dünya çapında özgür insan yetişmesini istiyor. İnsanlaşmamış devlet ile terör örgütü arasındaki mücadele 35 sene sürdü. 35 bin insan öldü. 100 milyar dolardan fazla para kayıbı var. Osmanlı Devletinde hiçbir isyan süresi bu kadar olmamıştır. En belalı Celali isyanları iki-üç ayda bastırılmıştır. 72 buçuk millet,265 adet din ve 600 küsur sene, insanlaşmış devlet ve devletleşmiş insan formülü, ümmeti bir ses, aynı hedef ve meşru usülle Söğüt Kasabasından 25 milyon km. kare alanına birliği, vahdeti sağlamışken, bir metre önünün göremeyecek kadar dar düşünceli, baskıcı zihniyet, ümmeti, milleti birbirine düşürmüştür.

Anladık ki 1960 ihtilalından, 17 Aralık 2014 e kadar yapılan her çeşit ihtilal, darbe, bildiri Müslüman ümmetin varlığına yönelik olarak yapılmıştır. Muhteva aynıdır. Son on seneye kadar gelmiş geçmiş olayların arka bahçesini iyi kavrayarak üzerimize düşen vazifeleri yapmak, son on senedir gelişen ve değişen olaylara karşı daha uyanık olmak, olayı parti anlayışından çıkarıp, ülkemin ve milletin sağlığı ve selameti için üzerimize düşen görevleri yerine getirmek boynumuzun borcu olmuştur.

Aksi halde, bırakın Müslüman kardeşimizin hakkını, dağdaki yayılan koyunun dahi hakkını veremeyiz ilahi mahkemede. Ne mutlu o Müslüman kişiye ki, Yüce Allah, ilay-ı kelimatullah için yeryüzünde dinine istihdam etmiş

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!