Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Peygamberimizi tanımak ve anlamak
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Abdullah Büyük-Nisan/2014

“Kendilerine ilahi kitap verdiğimiz kimseler, o peygamberi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.” (En’am, 6/20)

Peygamberimiz genelde tüm insanlık için, özelde de Müslüman ümmet için fiili bir kıstastır yani ölçüdür, örnektir, numunedir.  Rabbimizi isimleriyle, sıfatlarıyla ve fiilleriyle tanıma imkânına sahip olduğumuz gerçeğini hiçbir şey değiştiremez. Sevgili Peygamberimizi de sözlerinden, sünnetlerinden, yaptıklarından dolayısıyla kişiliğinden, karakterinden tüm yönleri ile tanıma ve anlama imkânlarına sahibiz. Yeter ki bunun farkına varalım, farkında olalım.

Eşler birbirlerini tanımaz ve anlamazlarsa, birbirlerine haksızlık ederler. Her haksızlık bir zulümdür ve zulmün sahibi ise zalimdir. Babalar evladını, evlatlar babalarını hem tanımalı ve hem de anlamalıdır. Öğretmenler öğrencilerini, imamlar cemaatlerini, işverenler çıraklarını tanımak ve anlamakla sorumlu oldukları gibi; çıraklar, öğrenciler, cemaatler de üstlerini tanımalı ve anlamalıdır. Aksi halde dengeler bozulur, haksızlıklar devreye girer ve ortalığı zulüm kaplar.

Şimdi vicdanlarımıza bir soru yöneltelim: Çocuklarımızı, torunlarımızı, anne ve babalarımızı, yakın arkadaşlarımızı tanıdığım ve anladığımız kadar, Peygamberimizi tanıyor ve anlayabiliyor muyuz? Bilgi sahibi olmak, öğrenmek okumakla, tanımak ise yaşamakla mümkündür.

Peygamberimizi tanımak için üniversite mezunu olmak şart mıdır?  Efendimizi kendi devrinin insanları, arkadaşları, ashabı çoban da olsa, zengin de olsa, âlim de olsa, ümmi de olsa tanımışlar ve anlamışlardır. Peygamberimiz Efendimizi, dağdaki çoban anlıyor ve tanıyor, günümüzde nice Prof. Olmuş insanlar anlayamıyor ve tanımıyor.

Müezzin Hz Bilal, Saliha Rabiatü’l Adeviyye, Salih kul Süfyan’ı Sevri âlim değildiler. Amma, kalpleri Peygamberimizin kalbine çok yakın insanlardı. Kalbi, Allah’a ve Resulüne yakın olan insanlar ancak tanırlar ve anlarlar.

“Büyük alim ve arif  olan Ahmut İbn Hanbel, sık sık Süfyan-i Sevri’nin yanına gider ve Salih insanla sohbet ederdi. Bu durum talebelerinin zoruna gitmiş olmalı ki, bir gün: Ey Üstad !  Senin o şahısla alakalı gidip gelmeni biz hazmedemiyoruz. Senin gibi âlim bir zatın, öyle insanlarla ne ilişkin olur ki? Ahmed bin Hanbel  cevap verir: Dediğiniz doğrudur. Benim ilmim ondan çık fazladır. Ancak onun kalbi, benim kalbimden daha yakındır Allah’a…”  Bütün meseleyi bu örnekte çözmek mümkündür. Kalplerimizi Allah’a ve Resulünün kalbine yakınlaştırmak…

Peygamberimizi yakinen tanımanın ve anlamanın yolu, yöntemi o kadar zor değildir. Kim için? Erbabı için. Peygamberimizi tanımanın ve O’nu anlamanın pratik yönleri olduğu gibi, yorumlar yapılarak, hikmeti araştırılarak, sebepler üzerinde durularak da yakinen tanıma imkânları vardır.

Mesela, 13 yıllık Medine döneminde Müslüman bir toplumun siyasi, iktisadi, hukuki, sosyal hayatının ele alındığı ve gereğinin yapıldığı yer olan Mescid-i Nebi’yi, iyi yorumlarsak, ele alınan konuları gözden ve gönülden geçirirsek, Peygamberimizi tüm yönü ile ve genel hatlarıy anlama ve tanıma imkanına kavuşmuş oluruz. İşte canlı bir örnek…

Mescid-i Nebi ve icraatlardan örnekler.

1.İbadethane

2. Eğitim-Öğretim müessesesi. Suffe

3. Fetva bürosu

4. Kültür merkezi

5. Resmi salon

6. Şura meclisi

7. Diplomatik görüşme ve kabulyeri

8. Gayr-i Müslim delegelere ayin yeri

9. Adliye – Mahkeme salonu

10. Karargâh: Askeri planlar, stratejiler

11. İlan bürosu/Aktif resmi gazete

12. Hapishane

13. Maliye-Devlet hazinesi

14. Ticaret merkezi

15. Yardımlaşma ve dayanışma sandığı

16. Misafirhane

17. Yemekhane

18. Kültür sanat etkinlikleri

19.Hastane

20.Sağlık ocağı, acil servis merkezi

21. Hayvan bakım yeri

22 Bekârları evlendirme hizmet kurumu. v.s

Peygamberimizi tanımak ve anlamak lafla, sözle değil, fiille, eylemle, hareketle olmalıdır. Yani Peygamberimizi anlamak için bedel ödemek gerekir.  O zaman ödediğimiz ve ödemekle mükellef olduğumuz bedellere dikkat etmeliyiz.

24 Saatlik bir günümüzde, evlerimiz, iş yerlerimiz, büro ve ofislerimiz Peygamberimizin sözlerine ve fiili kıstaslarına ne kadar açıktır? Evlerimizde Peygamberimizi ne kadar konuşturabiliyoruz (hadislerine, sözlerine ne kadar zaman ayırabiliyoruz?)

Kendi döneminde ve devrinde hayatı oluşturan ticaret, ziraat ve hayvancılıktı. Birçok sözleri, teşvik edici hadisleri, uyarıcı, ikaz edici sözleri günümüzde, kendi devrimizde ne kadar hayatımızın içindedir?  “Allah yolunda hizmet için alınan bir atın ağzından giren arpa, saman ve dışkısından çıkan şey mizan başında kişinin terazisine konulacaktır”, buyurur peygamberimiz. Biz de günümüzde Allah rızası için ve İlay-i kelimetullah uğruna satın aldığımız arabalarımızın deposuna konan yakıt ile egzozdan çıkan kirli havanın ahirette terazimize konulacağını hiç düşündük mü? Peygamberi tanımak ve anlamak ancak bu usül ve anlayışla mümkündür.

Muhammed İkbal Der ki: “İslam’ın aziz Peygamberi Muhammed (s.a.v), eski dünya ile modern dünyanın tam ortasında bulunmaktadır. Eski dünyayı vahiyle yönlendiren Peygamber, modern dünyayı vahyin hikmeti, illeti, maksadı(mekasıd-ı şeria) ile yönlendirmeye devam etmektedir.”

Modern dünya dediğimiz 1912 yılından bugüne kadar, Peygamberimizin varisleri olan âlimlerimiz, dünyayı veya yaşadığı ülkeyi ve insanları Peygamberimizin hadis ve sünnetleri ile ne kadar yönlendirdiler? ( özürlü halde namaz kılınır- kadından imam olur-abdestsiz Kur’an okunur-namaz vakti üç vakittir- başörtüsü teferruattır- Peygamberimiz pkap arabanın arkasında oturmaktadır. v.s) İşte Peygamberimizi dünyaya konuşturacak ve âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberin sözüm ona âlimlerin!   Gündemlerinden canlı örnekler. İstisnalar elbette örneğimizin dışındadır.

Bu durum gösteriyor ki, hayat tarzı, keskin dili, kibirli bakışı, hayattan kopuk tavrı ile hareket eden hiçbir kimse Peygamberimizi ne tanıyabilir ve ne de anlayabilir. Bir de buna paralel olarak Efendimizi istismar etmeye yeltenen insanlar vardır ki, onların anlattıkları şeylerin Peygamberimizle hiçbir alakası yoktur.

Efendimizi tanıma ve anlama noktasında canlı örnek görmek isteyenler için, özet halinde bazı konuları dile getirmeye çalıştık. Kişiliğimizi, Peygamberimizin kişiliği ile test yapmak isteyenler için örnekler aşağıdadır:

Tanıma ve anlamada günlük hayatımızdan birkaç örnek

"Andolsun, sizin sıkıntılarınızın, problemlerinizin en güzel çözümü, çaresi, kurtuluşunuzun şifalı reçetesi, Allah'ın Resulünde, O'nun yiğitliklerle, fedakârlıklarla, sabırla, mücadelelerle dolu örnek hayatındadır… Allah'ın rızasını, ahiret hayatındaki mutluluğu umanlar, Allah'ı çok zikredenler, devamlı Allah'ın dininin tebliği ile uğraşanlar için onda örnekler vardır." (Ahzab,33/ 21 Tefsirli meal)

Efendimizin bazı söz ve sünnetlerinden hareket ederek, içinde bulunduğumuz hayatımızı özet halinde gözden geçirelim. Mesajımızın daha net olarak anlaşılması için de konuyu maddeler halinde zikretmeyi uygun gördük.

Efendimiz, bizzat atını tımar eder, ağzını burnunu siler ve hoş davranırlardı... Motorlu taşıtların gündemde olduğu günümüzde, bindiğimiz arabaları kendi ellerimizle yıkamayı hiç denedik mi?

Efendimiz, uzuntırnaklarla koyunların sağılmasını istememiş, tırnakların kesilmesini istemişlerdir. Acaba diyorum, horoz, deve, boğa dövüştürenler, o manzarayı seyredenler, yara bere içinde kalmış hayvanlara gülenler, içerisinde bulundukları hali hiç fark etmiyorlar mı?

Efendimiz, kapı komşusu olan bir Yahudinin hasta oğlunu ziyaret etmişlerdir. Bizler de zaman ve mekân şartlarımız oluştuğunda, hasta olanları ziyaret etsek, hiç ayırım yapmasak nasıl olur acaba?

Efendimiz, kızı eve geldiğinde onu ayakta karşılar, iltifat eder ve yanaklarından öperlerdi. Bizler de çocuklarımızı çarşıdan, okuldan, iş yerinden eve geldiklerinde bazen kapılarını açsak, hatta ayağa kalkarak karşılasak ve yanaklarını öpsek ne olur? Babalık otoritemiz sarsılır mı dersiniz?

Efendimiz, ayakları acıdığında, uzatması icab ettiğinde yanındakilerden izin alırlardı. Kızı veya hanımı olsun fark etmezdi. Bizler de beraber olduğumuz zaman ve mekânlarda her türlü tavır ve hareketlerimize biraz dikkat etsek, edeb ve terbiyemiz azalır mı acaba?

Efendimiz, yatsı namazından sonra lüzumsuz dünya bağlantılı konuşmaları sevmez, hatta yasaklardı. Bizlerin, gecenin 12 lerine varan TV izleme oturumlarımıza bir çeki düzen versek diyorum, acaba medeni kimliğimizi ihlal etmiş olur muyuz?

Efendimiz, bazen elbiselerini diker ve bazen ev işlerinde hanımlarına yardım ederlerdi. Biz kocalar ihtiyaç hissedildiğinde ev işlerinde hanımlarımıza yardımcı olsak, erkekliğimiz buharlaşır mı acaba?

Rehberimiz, kuduz köpeğin dahi işkenceye tabi tutulmamasını istemişlerdir. Çağdaş dünya, insanlara yapılan işkenceleri parlamenter sistemlerin gündeminden hiç düşürmüyor. Mutlak örneğimizin yaşadığı asrı, çağ dışı ilan edenlerin, kendileri mi çağ dışında yaşıyor acaba?

Rehberimiz, kendilerini çağıran herkese 'buyur' diye karşılık verirlerdi. Bir amirin memura, bir patronun işçisine, bir müftünün müezzine acaba ömrü boyunca bir defa da olsa "buyur" dediklerine şahit oldunuz mu?

Rehberimiz, insanın yüzüne vurmayı yasaklamıştır. Günümüz dünyasında hanımının, kız ve oğlunun yüzüne vurarak döven anne ve babalar, şefaatlerini istediği Peygamberimizin neresinde olduklarını hesap ediyorlar mı acaba? Kadına şiddet konusunun ele alındığı bir zamanda, Peygamberimize ne kadar ihtiyaç duyuyoruz, değil mi?

Rehberimiz, kahkaha ile gülmemiş "böyle gülmenin kalpleri öldürdüğünü" buyurmuştu. Günümüz insanı, ekran başlarında, güldürücü, komik programları, gözlerimiz yaşarırcasına gülmemizin hangi terazide tartılacağını tahmin ediyor muyuz acaba?

Örneğimiz, üzüldüğü zamanlarda namaz kılarlardı. Üzüntü ve sıkıntılarımızda namazdan değil de sövmeden, küfretmeden, sigaradan yardım istemenin, dinin neresine konulacağını biliyor muyuz acaba?

Her şeye rağmen, Peygamberimizden, rehber ve örneğimizden 1500 sene sonra dünyaya gelmemize rağmen, 1500 sene önceki hayatı benimsemiş, bunun ötesinde o hayata, hayatımız demiş, getirdiği ve tebliğ ettiği tüm gerçeklere müspet yönde cevap vermiş, kınayanların kınamalarından korkmaksızın dinimizden, ibadetlerimizden, ahlak ve edebimizden dolayı aşağılık duygusuna kapılmamış olmamızı terazinin bir tarafına; hata, günah ve isyanlarımızı da diğer tarafına koyup, elimizi Rabbimize açtığımızda öyle ümit ediyoruz ki, rahmet kapısından kovulmayız.

Öğrenmek, okumakla; tanımak yaşamakla mümkündür. Peygamberimizi hem doğru olarak okuma usulünü öğrenelim, hem de Resulullah’ı kendimize örnek alarak yaşayıp, O’nu tanıyalım. Başka bir usul, yöntem varsa lütfen o usulü Müslüman toplumumuza açıklayalım

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!