Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Ribat Okuyucularımıza Özel Bir mesajımız vardır.
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Abdullah Büyük-Mayıs/2014

Dergimizin bu sayısı, sizlere şuur-bilinç konusunu takdim etmiştir. Bununla alakalı kısa bir değerlendirme yapıp, daha sonra özel mesajımıza döneceğim.

Müslümanlar olarak üst kimliğimiz vahiy, alt kimliğimiz ise akıldır. Akıl, kalplerde bulunan imandan beslendikçe çok büyük ve güzel hizmetlere imza atmaya vesile olur. Akıl, vahiyden kopup kalple, dolayısıyla imanla irtibatını kopardığı an, bataklığa saplanmış bir merkebi andırır. Bataklıktan çıkmak isteyen merkep debelendikçe batar. Onu dışarıdan bir kuvvet çıkarabilir. Tıpkı bunun gibi batıla saplanmış bir aklı vahiy dediğimiz mutlak gerçek çıkarabilir. Mülk Suresinin 10. Ayet her şeyi ortaya koymaktadır:

“Keşke onları dinleseydik. Keşke akıl edebilseydik. Şimdi bu çılgın alevlere girenlerin arasında olmazdık.” (Mülk, 67/10) Görülüyor ki dinlemek öne alınmakta, ikinci sıraya ise akıl konulmaktadır. Yani, “keşke Müslümanlar gibi biz de vahye, gerçeklere kulak verip dinleseydik veya aklımızı kullansaydık, bu azaba duçar olmazdık” mesajı çok önemlidir. Aklını, vahiyle beslemeyen insan, bilinç ve şuur nimetlerinden istenilen seviyede istifade edemez. Böyle insanlar, yani aklını vahiyle faal hale getirmeyenlerin tehlikeli neticesi şöyle açıklanmıştır:

“İçimizdeki akılsızların-beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helak eder misin(Allah’ım?).” ( Araf, 7/155)

Gelelim Özel Mesajımıza

Son 200 yılın en kritik sürecine girdik. Sosyal medya, acımasız ve menfaatçi kimliği ile ortamı-ortalığı germeye devam ediyor. İstisnalar müstesna elbette. Kendilerine göre en önemli konu, el Kaide ile Türkiye’yi ilişkilendirmek. Durum onu gösteriyor ki önümüzdeki birkaç senelik fırtınaya karşı tedbirimizi almak zorundayız.

17 Aralık, her iki cepheyi de şoka sokmuştur. Bu çekişmelerin sonu acı dramlardır.

“Allah’a ve Resulüne itaat ediniz, Kur’an-ı ve Sünneti uygulayınız. Birbirinizle didişmeyiniz, çekişmeyiniz. Çekingen, korkak ve yılgın hale gelirsiniz. Manevi gücünüz, kamuoyundaki etkiniz ve itibarınız kaybolur. Maddi gücünüz, kuvvetiniz, devletiniz elden gider. Allah sabrederek mücadeleye devam edenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46)

Biliriz ki hayat bir imtihandır. Zor da, kolay da olabilir. İptilalar, çileler, ağır imtihanlar, Peygamberlerden başlamıştır. Eğer bu imtihanın arka bahçesinde  “Sende mi Brütüz? “  cinsinden olaylar yaşanırsa, içinden çıkılamaz hale dönüşür imtihanımız.

Yine dikkat edeceğimiz bir başka mesele vardır ki o da, fitne döneminde hassasiyetler artırılır. Niçin? Yüce emaneti muhafaza etmek için. Hassasiyetimizin yerini duygusallık alırsa tehlikeler başlar. Hissiyatın olduğu yerde, dinin işi bitmiştir. Öyle ise bir taraftan temsilciliğimizi(Müslümanlığımızı) korurken, diğer taraftan politik kimliğe düşmemeliyiz. Çünkü fitne dönemleri, toptan felaketlere gebe olur. Şeytan’ın arayıp da bulamadığı konular ve olaylar had safhada bulunur.

Müminler kardeştir. Rahmanın kullarıdır. İçinde bulunduğumuz şartlar ve ortamlar,  “Selam” dönemine girdiğimizi adeta haykırıyor. Sözlerimizle icra ettiğimiz irşat, böyle dönemlerde yerini hal irşadına bırakır. Siyasi mevzulardan ziyade, dini konuları öne almayı gerekli kılar. Bu mücadele, kardeşler arası düzelmeye sebep teşkil eder.

Kalpleri telif duası çok önemlidir. Devrimiz feraset devridir. Sultan Abdülhamit Han, Osmanlıyı cihan savaşına sokmamanın mücadelesini vererek, Allah’a kavuşmuştur. Van ile Edirne, Samsun ile Hatay arasındaki sınırın manevi açılımı özelde tüm İslam âlemi, genelde ise tüm dünyadır. 17 Aralık Suriye, Mısır, Balkanlar, Kafkaslar v.s gibi Müslüman ülkelerin üzerimizdeki haklarını ve bizlerin sorumluluğumuzu alt üst etmiştir. Bu günahın ahiretteki hak terazisinde tartılması neticesinde kimlerin kazanıp kimlerin kaybedeceği gerçeğini iyi düşünmeliyiz.

Müslüman halklar olarak, bize düşen vazife, kardeşliğimizi yaşamak, birlik ve beraberliğimizi koruma sorumluluğunu idrak etmektir. Malum güçler, gücümüzü dağıtmak, parçalamak istiyor. Çobanlar, kurtları sürüye sokmamak mükellefiyetini taşırlar.

Bu özel mesajımızın kalplerde ve zihinlerde karşılık bulmasında seher vakitlerinin hissesi büyüktür. Bu dönemde, teheccütler çok önemlidir. Bu hassas dönemde gündüzlerimizi, geceye, sehere, tövbeye, istiğfara, dolayısıyla seher mesailerimize göre tanzim edelim.

İslam âleminin birbirlerine karşı kalbi yakınlığı çok ama çok önemlidir.  Din kardeşliğimizin sigortalanmasında hayli mesafe alındı. Müminler arası iletişimler sürekli kuvvetleniyor. Pamuk ipliğinin yerini çelik halatlar aldı.

İslam- Cahiliye mücadelesinde, Müslümanlar olarak dayanma barikatlarımız hem çoğaldı hem de kuvvetlendi. Politikanın yerini siyaset almaya başladı. Ülke Müslümanları olarak gündemimizi, küçük çaplı, basit konuların yerine, dünya çapındaki meselelerimiz aldı. Hamdolsun Mevla’mıza…

Projeksiyonumuzu şöyle bir çevirelim, bakalım ne göreceğiz? İslam âlemine, ülkemizden adeta ırmakların aktığı gibi hizmetler akıyor. Dinde kardeşlik bağlarımız, halkı Müslüman ülkelerde had safhaya gelmiş durumda. Müslüman ümmetin kalbi Allah’a ne kadar yakınsa, hizmetleri, yaptığı hayırlı işleri de o nispette Rabbimizin rızasına yakındır.

Özel mesajımızın ilk cümlesinden, şu anda okuduğunuz son cümlesine kadar ele almaya çalıştığımız ve adeta demet haline soktuğumuz bu güzellikleri, ümitleri, istikbali olan yürüyüşleri görmeyenler, gördüğü halde sahiplenmeyenler,  farklı söz ve tavırlarla engellemeye çalışanlar, iftirayı mubah görüp, ayakların altına karpuz çekirdeği koyanların son nefes imtihanı nasıl olur acaba, hiç düşündük mü?

Dergimizin bu sayısına has olan mesajımızın sonuna gelirken, yine siz kıymetli okuyucularımızın dikkatine sunmak istediğimiz bir başka meselemiz var:  O da Müslümanların kalplerinin kaynaşma meselesi…

Bu mesele o kadar önem arz eder ki, kalplerin kaynaştırılma alanına Peygamberler bile girememiştir. İşte beşeri eğitimle, ilahi eğitimin farkı burada bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim bu konuya şu açıklığı getirmiştir: “Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini kaynaştıramazdın. Fakat onların gönüllerini Allah kaynaştırdı. Çünkü Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir.” (Enfal, 8/63)

Enfal Suresinin ilgili ayeti ile kalbini beslemiş ve iradesi ile iç dünyasının vesvesesine hâkim olmuş her Müslüman, bu güzelliğine güzellik katacaktır. Müslümanlığını güzelleştirenler, Haşr Suresinin 10. Ayetini de beyninden aklına, aklından kalbine indirip, iman etmelidir.

“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin, nefret bırakma. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin.” (Haşr, 59/10)

Kur’an’la kalplerini besleyen Müslüman kardeşlerimizin yapacağı iş, alacağı tavır elbette çok farklı olur.  Gezi Parkından, 28 Şubatlara, 12 Eylülden 17 Aralıklara doğru ilmi ve irfani bakışlarımızı, duygularımızı, sorumluluklarımızı önümüze koyup düşünecek olursak, şu gerçekle buluşuruz: “Kıyametin koptuğunu görse bile, elinde bir fidan olan( tebliğe muhtaç bir insan) varsa, onu diksin. ( insana kelime-i tevhidi okusun.)” İşte fark burada. Müslüman’ın şahsiyetli duruşu, kavrayışı burada yatmaktadır.

İşte son iki yüz yılın kritik sürecini bu inanç ve bu anlayışla aşabiliriz. Bu konuda önümüze çıkacak her çeşit engeli, barikatı koyanları, koymak isteyenleri Allah’a havale ederek, yürüyüşümüze devam edeceğiz.

Selam olsun böyle kardeşlere… Yolumuz ve yolculuğumuz mübarek olsun… Allah c.c yardımcımız olsun… Âmin

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!