Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  OKU-ANLA-YAŞA-YAŞAT
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Sizlere üç surenin sunduğu mesajını maddeler halinde sunmak istiyoruz ki Müslümanlar olarak okuyalım, anlayalım ve yaşayalım. Özellikle eşler, çocuklarıyla hep birlikte üç sureyi ders ortamında okuyup, müzakere etmesi takdir edilmesi gereken bir harekettir. Bu gerekçe sebebiyle her üç sureyi her okuyanın rahatlıkla anlaması, kavraması, içine sindirmesi ve üzerine düşeni yapması gibi sebepleri göz önünde tutmaya çalıştık. Çalışmak bizden, başarıya ulaştırmak Mevla’mızdandır.

ALAK SURESİ

1.   Kalbine yazılan vahyin ışığında hakikatin parçaları arasında bağ kur! Parçanın bütüne aidiyetinin illet ve hikmeti üzerinde düşün! Varlığını Allah merkezli bir okumaya tabi tut. Sözün özü “Oku” emri, okumanın tüm anlamlarını içerir. Bu ayet, Allah’tan bağımsız bir bilgi ve bilim anlayışını kökten reddeder.

2.   İlk muhatap için dolaylı olarak “vahyi Allah adına ilet”, tüm muhataplar için “iletileni Allah adına al ve oku” anlamına gelir. Varlığı Allah(c.c) adına okuma çabası, onu Allah’a referansla anlama çabasıdır. Fakat okuma her şeyden önce zihinde olanı dile dökmektir.

3.   “Alak” maddi olarak embriyo ve hücre manevi olarak “sevgi ve ilgi-alaka anlamına gelir.

4.   El-Ekrem: “Herhangi bir karşılık almadan ve beklemeden sınırsızca veren” anlamına gelir.

5.   Kalem bir semboldür. Hem bilginin kayıt altına alınmasını, hem de öğrenme araçlarını simgeler. Daha ilk inen vahiyle “sözlü kültürden yazılı kültüre geç” işaretini alan Nebi, mesajı aldığını vahyi yazdırarak ortaya koyacaktır.

6.   Hem fıtratına fıtri bilgiyi nakşetti, hem vahiy ile nakşedileni hatırlattı, hem de bilmediklerini öğretti.

7.   İnsanın kendi kendisine yettiğini zannetmesi tuğyanın sebebidir. Zira insan, ancak kendini kaybettiğinde bu zanna kapılır.

8.   Bu üç ayet bütün ahlaki davranışın kaynağına dikkat çekmektedir. Ahlakın referansı kalplerin özünü gören ve bilen Allah değilse, ahlak hasbi olmaktan çıkar hesabi olur. Bu da ahlakın anlamını kaybetmesidir.

9.   Bu ve devamındaki ayet Kur’an’da ki hitap zamirlerini Allah Rasûlü’ne hasretmenin yanlışlığını gösterir. Zira namazı engellenen kul zaten Allah Rasulü’dür. O halde “Baksana” denilince dönüp bakması gerekenler, her çağda Kur’an’a muhatap olanlardır.

10. Veya “namaza” Bir insanı meşgul ederek ibadetten alıkoymak da bu kapsama girer. Burada namaza engel olmaktan amaç, dinin sosyal hayatta görünür kılınmasına engel olmaktır.

11. Bir kez olsun önyargısız bakmak aklına gelmedi mi?

12. Buradaki “emr” buyruk ve talimat anlamına gelmediği açıktır. Burada el-emr bi’l-maruf’taki gibi bir öneri ve davet ifade eder.

13. Yani ibadeti engelleyen, hidayeti engellemiş ve sorumsuzluğa çağırmış olur.

14. Günahkâr yüzünü sakladığı, maske gibi kullandığı perçeminden

15. Müşrik Mekke’nin şehir senatosu Daru’n-Nedve’ye bir gönderme.

16. Zorbalara teslim olma! İlk muhatabın ve tüm muhatapların, ibadetten engelleyen zorba tiplerden korkmamalarına dair ihtar.

17. Tam bir teslimiyet göster. Secde de teslimiyetin bir simgesidir. Müstakil rüku yoktur, fakat şükür, dua, tilavet, sehiv secdeleri gibi müstakil secde vardır.

KALEM SURESİ

1.   Kur’an’ın iniş sürecinde mukatta’at adı verilen harflerin yer aldığı ilk sure. 29 Surenin başında harf sayısı itibariyle 1’den 5’liye kadar değişen ve Arap alfabesinin yarısı olan 14 çeşit harften oluşan bu harfler hakkında 40’a varan görüş vardır.

2.   Kalem söz ile yazı arasında elçidir. Tıpkı hatip ile muhatap arasında hitabı taşıyan elçi gibi, kalem de kelamın elçisidir. İlk inen Alak Suresi 4-5’te olduğu gibi, burada da Hz. Peygamberin dikkati “kaleme” ve “yazıya” çekilmektedir. Bununla sözlü kültürün mensubu olan Peygamber’e vahyi, kayıt altına aldırarak mü’minleri yazılı kültüre taşıma misyonu yüklemektedir. Hz. Peygamber’e vahyin yazdırılması bu mesajın gereğidir. Zaten, üzerine yemin edilerek belirlilik takısıyla gelen kalem “vahyi yazan kalem”, “yazdıkları” ise “vahiy”dir.

3.   Mecnun ile bilinen anlamda bir “deliliği” değil, cahiliye tasavvurunda önemli yeri olan “cin tasallutunu” kastediyorlardı. Rabbin nimeti sayesinde, senin cin musallat olmuş biri olma ihtimalin sıfırdır; aksine sen akıl, muhakeme, basiret ve feraset açısından kâmil birisin.

4.   Başa kakılmayan bir ecir vardır.

5.   Bu ayet, din binasının temel katının ahlak olduğunu ifade eder. Allah Resulü’nün fıtrat ve seciye olarak sahip olduğu bu ahlaki potansiyel, Kur’an sayesinde bilfiil hayata dönüşmüştür.

6.   Görmek, Kur’an’da birçok yerde olduğu gibi burada da duyusal bir görmeden daha çok “idrak etme ve aklın kesmesi” anlamındadır. Bu, geleceğe dair mucizevî bir haberdir. Biz Kur’an’ın 14 asır sonra gelen mü’minleri, bunun canlı şahitleriyiz.

7.   Rivayete göre bu Velid bin Mugire’dir. O ancak 18 yaşına geldiğinde babası onun kendinden olduğunu iddia etmişti. (Zamahşeri) Ne var ki, 10. ayetteki “kull” (hepsi) bu ayetlerde çizilen tipin tek kişiye hasredilemeyeceğinin delilidir. Sen bunu gibi kişilere aldırış etme, boyun eğme denilmektedir.

8.   Esatiru’l -evvelin ifadesinin nüzul sürecinde ilk geçtiği yerdir. Bunların tümünün bağlamı da Kur’an kıssaları değil ahirettir. Onlar yeniden dirilmeyi “eskilerin masalları” addediyorlardı.

9.   Lâfzen; hortumuna. Zımnen; Hem yalancılığın, hem de kibrinin timsali olan kıl aldırmadığı uzayan burnuna. Damga, damga yiyenin damgalayan karşısındaki aczine ve zilletine işarettir.

10. Liyakatleriyle orantısız güç ve servet vermek suretiyle sınamıştık.

11. İstisna etmemişlerdi; yani “İnşallah” dememiştiler veya “muhtaçların payını ayırmamıştılar. Bu ayet kıssanın ana fikrini de vermektedir. Ey İnsan! Sakın Allah yokmuş gibi konuşma!

12. Allah için verememek gerçek mahrumiyettir; zira Allah için vermek gerçekte almaktır.

13. Hatayı itiraf yoluyla kendini veya karşısındakini kınamak. Nedamet ifade eder. Kolektif bir özeleştiriye dikkat çeken kıssadan hisse şudur. Hatadan dönme hususunda, bireye nispetle cemaat çok daha şanslıdır.

14. Ahireti olmayan bir hayat nasıl içinize siniyor, ahireti inkâr uğruna nasıl bu kadar kendi onurunuzla oynuyorsunuz? İyi ve kötüyü bir tutmaya vicdanınız nasıl izin veriyor?

MÜZZEMMİL SURESİ

1.   Müzzemmilin aslı mütezemmil “üste alınan şey’’ ile alakalıdır. “Yani Sen ey ağır yük yüklenen Nebi” diye anlayabiliriz. “Ey örtünen!” hitabı, ilk önce Hz. Peygamber (s.a.v)’i dikkatli ve uyanık olmaya davettir.

2.   Kıyamul leyi, sadece “geceleyin kalkışı” değil, “gecenin ayağa kalkışını” da ifade eder. Herkes uyurken, mü’min uyanmakla kalmayıp geceyi dahi uyandırır. Kıyamu’l leyl, Hz. Peygamber için bir emirdir. Fakat bu emrin tüm mü’minleri kapsamadığı 20. ayetteki “mü’minlerden bir kısmı” ibaresinden açıkça anlaşılmaktadır.

3.   Evet, “Ey örtüye bürünerek saklanan Muhammed!, kalk...” Bu göğün seslenişi, yüceler yücesi Allah’ın komutudur. Kalk, seni bekleyen büyük görev için, senin tarafından sırtlanmak üzere hazırlanan ağır yükün altına girmek için ayağa kalk. Çalışmak, yorulmak, sıkıntı çekmek ve eziyetlere katlanmak için ayağa kalk. Kalk, uyku ve istirahat zamanı geride kaldı. Kalk, bu görev için hazırlan, onun gerektirdiği eğitimden geç.

4.   Burada büyük göreve hazırlayıcı, araçları ilahi kaynaklı ve garantili sonuç verecek bir eğitim programı ile karşı karşıyayız. Bu programın ana maddesi gece uykusunu bölerek kalkmaktır. Üst sınırı gecenin yarısından çok ve üçte ikisinden az bir süredir. Alt sınırı ise gecenin üçte birlik bölümüdür. Gecenin bu saatlerinde namaz kılınacak ve ağır ağır Kur’an okunacaktır. Ayetin orijinalinde kullanılan “tertil” sözcüğü tok sesle, “tecvid” kuralları uyarınca her harfi doğru biçimde seslendirecek, bu arada şarkı söyler gibi yapmayarak, sözcükleri ağız boşluğunda dalgalandırmaktan kaçınarak Kur’an okumaktır. Kur an-ı sindire sindire oku.

5.   “Ağır söz”den maksat bu Kur’ân ve içerdiği yükümlülüklerdir. Kur’an aslında “ağır” değildir okunması ve anlaşılması kolay bir kitaptır. Fakat o “hak” terazisindeki tartısı ve kalplere yönelik etkisi açısından “ağır”dır.

6.   Gece kalkışı, bir bakıma “gece dirilişindir. Naişe, ölü toprağın canlanıp yeşermesini ifade eder. Kur’an, kuraklığın ardından yağan rahmet gibidir; ölü kalplere can verir.

7.   Kulu ve elçisi Hz. Muhammed’i bu “ağır söz”ü algılamaya ve bu koca yükü sırtlanmaya hazırlayan yüce Allah. O’nun için gece ibadetini uygun gördü. Çünkü gece faaliyetleri, gündüze göre daha zor ve daha yorucu olmakla birlikte geceleyin söylenen sözler daha etkilidir. Bunun yanı sıra O’nun gündüzleri yoğun işleri ve uğraşmaları vardır, bunlar O’nun enerjisinin ve ilgisinin çoğunu tüketmektedir.

8.   “Allah’ın adını anmak” demek sadece yüzlük ya da binlik “zikir” teşbihleri ile O’nun yüce adını tekrarlamak demek değildir. Gerçek anlamda “Allah’ın adını anmak” dille yapılacak zikir ile birlikte uyanık bir kalbin O’nu anmasıdır; bunun yanı sıra aynı kalp duyarlılığı ile namaz kılmak ve Kur’an okumaktır.

9.   Doğu İran’ın batı Roma’nın değildir. Oralar da dâhil, her yer Allah’ındır. Kur’an mü’minlerine daha o günden hedef göstermektedir. Razi der ki; “Hiçbir kalemin gücü bu ayeti tefsire kâfi gelmez”

10. Yani müşriklerin kin ve nefret güdüsü ile senin hakkında söyledikleri bütün çirkin sözleri sabırla karşıla. Bunun yan! sıra; “Yanlarından nazik bir şekilde ayrıl.” Yani onları paylama, onlara kızma, onlara küsme, onlara kırıcı karşılıklar verme. Bu direktif, bu çağrı hareketin Mekke dönemine -Özellikle bu dönemin ilk yıllarına- ilişkin yöntemini yansıtıyor. Bu yöntem sırf kalplere ve vicdanlara seslenmekten, soğukkanlı duyurma ve anlatma girişiminden ibaretti.

11. Ey Muhammed, sen onlara karşı sabırlı ol, kabalıklarına aldırış etme, bana bırak onları. Çünkü bizim elimiz altında ağır zincirler var, onlara vururuz bu zavallıları. İşkence nasılmış, görürler o zaman. Cehennemimiz var bizim, atarız onları içine, sarar vücutlarını onun alevleri. Bizim öyle yiyeceklerimiz var ki, gırtlaklarını, boğazlarını yırtan tırmalayıcı çıkıntılara sarılmışlardır. Ayrıca o korkunç günde çarpılacaklar acıklı azabımız var, kendilerini bekleyen.

12. İnsanın dünyadayken aklına ve ruhuna vurduğu pranga ve çektirdiği eziyetin ahirette azaba dönüşeceğini ifade eder. Razi’nin dediği gibi burada sayılan dört hal, insanın dünyada yaptıklarının ahretteki ruhi sonuçlarıdır.

13. İniş sürecinde ilk geçtiği yer. Ey müşrikler! Muhammed Musa’nın izinden gidiyor; eğer ona karşı çıkarsanız, siz de Firavun’ un izinden gitmiş olursunuz. Burada Firavun hikâyesine kısaca değiniliyor. Fakat bu kısa hatırlatma, Allah’ın ayetlerini yalanlayanların kalplerini çırılçıplak soyarak, tir tir titretecek niteliktedir. Çünkü sarsılan ve yıkılan yer ve dağ sahnesinin hemen arkasından geliyor.

14. Daha önce yeri sarstığı, dağları yerlerinden oynattığı belirtilen kıyamet dehşeti burada gökleri parçalayan ve genç yaştaki çocukların saçlarını anında ağartan bir panik tablosunda sunuluyor. Başka bir deyimle hem cansız tabiatta hem de canlı insanlar üzerinde somut etkisini gösteren bir dehşetle yüz yüzeyiz. Kur’an bu dehşeti olmakta olan bir olay gibi bir canlılıkla okuyucuların gözleri önüne getiriliyor. Arkasından bu dehşeti daha da pekiştiren bir cümle ile karşılaşıyoruz: “Allah’ın sözü kesinlikle yerine gelir.”

15. Bu sıkıntı dolu dehşete sürükleyen felâketli yolun yanında Allah’a erdiren yol güvenli ve rahattır.

Not: Rakamlarla tespit edilen her bir cümle ilgili surenin içeriğini, hedefini, ne yapılması gerektiğini bildiren rehber cümlelerdir. Üç surenin, beynimizden, gönlümüze akışını sağlaması için böyle bir metoda ihtiyaç duyulmuştur

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!