Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  MAZERET YOK, HİZMETLERE DEVAM
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Güneş, ışık ve sıcağından yarar sağlamak için kendisine yalvarılmasını beklemez. Dava ve hizmet adamı da güneş gibi olup, beklenilen iyiliği, istenilmeden yapmak sorumluluğunda olduğunu bilmelidir.

Rabbimiz, görevlendirdiği tüm peygamberlere, ilim ve hikmet vermiştir. Hikmet, bilgiyi, karşımızdaki insana, ne oranda, hangi usulde, nasıl bir şekilde söylemeyi bilme sanatıdır. Peygamberlere ilim verilip, hikmet verilmeseydi, hâşâ fitne çıkabilirdi.

Yaşadığımız ve yaşanacak tüm olayları, Kitabımızın ölçü ve haberleriyle tartmak, anlamak ve Müslüman’a yakışan bir tavırla ortaya koymak, temel şiarımız olmalıdır.

En önemli hizmetlerimizin başında gelen cihat anlayışımızı bir daha hatırlayalım: Cihat, kararlı ve sürekli bir gayrettir. Bu gayretin bedensel olanına savaş, ruhsal olanına mücahede ve fikirsel olanına içtihat denir. Görülüyor ki cihat adeta teneffüs ettiğimiz bir hava gibidir. Her Müslüman her an cihat halindedir.

“Mevlana hazretleri bir gün evine gelir. Oğlunu üzgün görür ve sebebini sorar. Oğlu cevap olarak sadece ‘hiiç’ der. Bunun üzerine Mevlana dışarı çıkar, kapıda asılı kurt postunu alır, üstüne giyer ve ellerini havaya açıp ulumaya başlar. Bunun üzerine oğlu güler. Daha sonra Mevlana içeri girer ve oğluna şöyle der:

  • Gördün mü?  İşte dünya dertleri de böyledir. Oysa kurt korkutucu bir hayvandır ama sen arkasında babanın olduğunu bildiğin için korkmadın. İşte bütün dertlerin arkasında da Rabbi’nin olduğunu unutma ve Allah’a güven, der.”

Bir asra yakındır Müslüman halkımıza korkutucu nice canlı kurtlar uludu. Anayasanın 162. maddesi öyle aktif olarak işletiliyordu ki, tüm sıkıntılar, dertler, baskılar, tehditlerin arkasında Rabbimizin olduğunu çoğumuz fark edemedik.

Şimdi ise canlı kurtların yerini, bülbüller aldı. Sesleri, sözleri, mesajları korkutmuyor, tehdit oluşturmuyor. Ancak bizlere bir hal oldu: Dünyayı alabildiğine sevdik ve ona bağlandık. Rehavet tavan yaptı. Önümüz açıldı. Dünyada gidemeyeceğimiz yer kalmadı. Ulaşım ve iletişim imkânları doruk noktada.

Güneş, ışık ve sıcağından yarar sağlamak için kendisine yalvarılmasını beklemez. Dava ve hizmet adamı da güneş gibi olup, beklenilen iyiliği, istenilmeden yapmak sorumluluğunda olduğunu bilmelidir.

Hz. Ali’ye muhtaç biri gelir ve bir şeyler ister. Hz. Ali ise istenilen şeyi fazlasıyla verir ve sonra ağlamaya başlar. Kendisine niçin ağladığı sorulunca, der ki: İhtiyacını bana getirinceye kadar, ben neredeydim…

Şimdi bir daha düşünelim… İlim öğrenmek için rahlemize gelmek isteyen ilmin dilencileri, İslam ahlak ve edebine muhtaç ahlak dilencileri, sohbet halkalarına muhtaç olan dilencilerimizi sıcak gündemimize almamız gerekmiyor mu?  Emevi halifelerinden meşhur Ömer bin Abdülaziz, hapishanelerdeki mahkûmlara önce para dağıtır, daha sonra vaiz gönderirdi. Hidayete ermeleri, ıslah olmaları için nerede ise gözüne uyku girmiyordu.

Etrafımızı kuşatmış, sayılamayacak kadar imkân ve nimetler içerisinde bulunduğumuzu göz önüne getirecek olursak, yapılacak o kadar hizmet  var ki, saymakla bitiremeyiz. Yapılacak yardım ve hizmetlerimizi büyüğüne  küçüğüne bakmadan sadece Allah için yaptığımızda, hangi cihat ve fetih kapılarının yüzlerimize açılacağını hiç düşündük mü?

Basmakalıp okuduğumuz ve öğrendiğimiz Fetih Suresinin 29. Ayeti ile avunuyor muyuz acaba? “Kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler.”  (Fetih ,48 /29) Peki, kâfirlere karşı şiddet kimliğimizi nasıl anlamalıyız? Yani, inkârcılar, müminleri, eğip, bükemezler… İnkârcıların tuzakları onları korkutamaz… İnkârcıların gücü, müminleri davalarından döndüremez… Tüm bu gerçekler, müminleri inkârcılara davetçi, tebliğci görevini ihmal ve ihlal ettirmiyor, öyle değil mi?

Bir başka örnek verelim. Tövbe Suresinin 6. Ayetini lütfen tefsir kitaplarından bolca okuyalım ve bakış açımızın, gönül zenginliğimizin lütfen farkına varalım: “Ve eğer müşriklerden biri senden eman dilerse, Allah’ın kelamını işitip dinleyinceye kadar ona eman ver, sonra(Müslüman olmaz-hidayete ermez ise) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu(müsamaha), onların, bilmeyen bir toplum olmalarından dolayıdır.” (Tövbe, 9/6)

Gelelim ikinci konu olan “ Birbirlerine karşı merhametlidirler”   bölümüne. Yani ey Müslüman, din kardeşine karşı, kendinde olanı, olmayana vererek, merhamet kanadını gereceksin. Din kardeşine karşı yumuşak, samimi ve saygılı olacaksın… Mümin kardeşlerimizle aramızda amaç, gaye ve hedef birliği sağlanacaktır. Ve müminler arasında sevgi, uyum ve mükemmel bir ahenk olacak…

Var mı bunun içinde, Müslüman kardeşimizin gıybetini yapmak, ona yalan konuşmak, selam ve sabahı kesmek, ilgilenmemek, cep telefonuna gösterdiğimiz ilgiyi din kardeşlerimize göstermemek, cebimizdeki tükenmez kalemi kaybetsek arar dururuz. Müslüman kardeşimizin yokluğuna alışınca, aramak bile aklımızın ucundan geçmez öyle değil mi?

2015 yılının ilk ayında verdiğimiz mesajla sizleri üzmek, ümitsizliğe davetiye çıkarmak gibi bir niyetimiz ve düşüncemiz yoktur. Aynı yolda yürüyen kardeşleriz. Birilerimizin yürüyüşlerinde anormallik varsa, doğru yürümelerini istemek, bildirmek, kardeşliğimizin gereği değil midir?

Kuvvetli tahminlerimize göre, bizim elde ettiğimiz bilgileri kullanma metodumuzda hatalar söz konusu… Bir başka ifade ile günümüzde hikmet eksikliği vardır. Rabbimiz, görevlendirdiği tüm peygamberlere, ilim ve hikmet vermiştir. Hikmet, bilgiyi, karşımızdaki insana, ne oranda, hangi usulde, nasıl bir şekilde söylemeyi bilme sanatıdır. Peygamberlere ilim verilip, hikmet verilmeseydi, hâşâ fitne çıkabilirdi.

Fetva siyaseti ne demektir? Bilgiyi halka, anlatma siyasetidir. Hikmetle buluşturulmayan her türlü ilim, bilgi, neticesi  zararla sonlanan bir kayıptır. Bugün, ailevi konularda, hikmet yokluğu sebebiyle problemler çoğalmıştır. Ve çoğalmaya da devam etmektedir.

İlimde, bilgide ve fetvalardaki hikmet azlığı veya yokluğu, hizmetleri kilitlemekte ve içinden çıkılmaz bir hale sokmaktadır.

Yukarıda kısaca temas ettiğimiz gibi, cidden önümüz açıldı. Bir ağacın dalından kuru bir yaprağın düşmesinin Rabbimizin izni ile gerçekleştiğine inanıyoruz. Yine Rabbimizin kudret elinde tuttuğu mağlubiyet ve zafer günlerinin de varlığına inanmalıyız. İnşallah zafer günleri Allah’ın elinde, sefer günleri ise biz Müslümanların sağlam iradeli ellerindedir. Bizler zaferle değil, seferle sorumluyuz.

Müslüman ümmetin, diriliş ümitlerini söndürmeye yönelik söz ve tavırların bedeli çok ağır olur. Böyle olunca, kontrol edebileceğimiz ve yönetebileceğimiz iş ve hizmetleri yapmaya çalışmak, güven kimliğimizi canlı tutar. Bir ağacın gövdesine bağlı olan dal, çiçek açar, meyve verir. Dal kopar veya kırılırsa, kurur. Hizmet kimliğimizi bu örnekle açılmamamızın sebebi, Müslüman ümmetten kopmayan bir fert, bir aile, bir cemaat olduğumuzu asla unutmamak tır. Kaos ortamlarında, mümin-Müslüman olma duruşumuzu muhafaza etmeli ve hakem rolüne soyunmamalıyız. Kur’ani  ifadesi ile müslümanı anlayamayanlara karşı “ Selama” söz ve tavrımız, gelecekteki hizmetlerin sürekli ve bereketli olmasına vesile olacaktır.

Yaşadığımız ve yaşanacak tüm olayları, Kitabımızın ölçü ve haberleriyle tartmak, anlamak ve Müslüman’a yakışan bir tavırla ortaya koymak, temel şiarımız olmalıdır.

Şu gerçeği hiç unutmamalıyız, cihat, fıkıhla birlikte hareket ederse, başarıya vesile olur. Bunun için müslümanın cihadında el, dil ve gönül birliği, olmazsa olmazlarındandır.

En önemli hizmetlerimizin başında gelen cihat anlayışımızı bir daha hatırlayalım: Cihat, kararlı ve sürekli bir gayrettir. Bu gayretin bedensel olanına savaş, ruhsal olanına mücahede ve fikirsel olanına içtihat denir. Görülüyor ki cihat adeta teneffüs ettiğimiz bir hava gibidir. Her Müslüman her an cihat halindedir. Ama birçoğumuz bunun farkın değiliz.

2015 yılının ilk ayında Ribat’ın Ocak sayısı aracılığı ile siz muhterem okuyucularımıza sunmaya çalıştığımız mesajımızı burada noktalarken, yine sizleri bir gerçekle buluşturup, aradan çıkmak istiyorum: Yağmurdan ıslanmış olan bir insan, Rabbine kızmazken,  kendisine bir bardak su atana kızar. Mesajımızı, Kitap ve Sünnetin ışığında sunmaya çalışarak, sizleri kızdırmamaya çalıştım. Cümleniz, Allah’a emanet olunuz

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!