Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Kalp Gözüyle Bakmak
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Namazda saf saf durmamız, tokalaşmamız, Kâbe’yi tavaftaki o muhteşem birliktelik ve sayılamayacak kadar bunca nimetlere rağmen, ashab gibi gönül birliği, nimet birliği, saygı birliği, paylaşma birliği v.s. niçin gerçekleşmiyor?  Yorumu size aittir.

İslam’ı dert edinmemek, cins cins dertlerin etrafımızı kuşatacağı acı gerçeğini gösterir. Şikâyet konusu yaptığımız dünya bağlantılı her şey, dünyayı, ahretin önüne koyma yanlışlığındandır. “ İki yakam bir araya gelmiyor” denilirse, şikâyetin yerine, sırtımızdaki ahiret yükünü, dünya yükünün arkasına koyduğumuzun bir delilidir.

Allah’ın nuru ile olaylara, gidişata, hayata bakanların yok denecek kadar azlığı(Allah bilir), farklı kaymalara, sana göre, bana göre tavırlara sebep oldu. Olayların arka bahçesini bilecek, çözecek, araştıracak, rabbani radarlardan nasiplenecek ve proje üretip, hedef gösterecek olanların kıtlık dönemi yaşanıyor desek, bize kızmazsınız inşallah…

Herkes bakar amma, görenler azınlıktadır. Baktığı halde görmemek, en büyük kayıplarımızdan biridir. Eşyanın iç yüzüne nüfuz edememek, eşya ile karşı karşıya gelmek demektir. Bu sebepten, gönderilen son Peygamber tüm âlemlere gönderilmiştir. İnsanlık bir âlem, hayvanlar bir başka âlem ve bitkiler ise farklı bir âlemdir. İşte bu üç büyük âleme feraset gözüyle(gönül gözüyle) bakmak ve görmek daha sonra her üç âleme yönelik sorumluluklarımızı yerine getirmek, âlemlerin üzerimizdeki haklarını yerine getirmektir.

Bu ayki mesajımızı farklı hadiseler veya olaylar üzerinden sunmak ve her olay üzerinde düşünmemizi, gönül gözümüzün ne kadar aktif halde çalıştığını hatırlatmak istiyorum.

Birinci konumuz:

Dünya nüfusunun:

Müslümanlar: yüzde 23’ünü teşkil ederken,

Hıristiyanlar: yüzde 32,

Hiçbir dine inanmayanlar: yüzde 16,3,

Hindular: yüzde 15,

Budistler: yüzde 7,1

Yahudiler ise: Yüzde 0,2. Dünya üzerinde hâkim güç, yüzde 0,2 ile Yahudilerdir.

Yüzde 23’ün ve 0,2 inin yüzleşmesi haline ne dersiniz? Yorumu size aittir.

İkinci konumuz:

Merhum Mehmet Akif Ersoy şöyle bir kıssa anlatır:

“Bir adamın bir evi varmış. Bu evde, ara ara çatlaklar olurmuş. Adam, iyi bir tamir yapacağı halde bir miktar çamurla kapatırmış. Bu hal senelerce sürmüş. Çatlakların artmasına, daha sık görülmesine rağmen, adam tutumunu değiştirmemiş. Fırtınalı bir gecede, ev ansızın yıkılmış. Bu arada, ev sahibinin beli üzerine de bir kalas düşmüş. Adam, başını kardırmış ve: Ey evim, sana bunca yıldan beri emek verdim. Mademki yıkılacaktın, hiç olmazsa haber verseydin de şu hale gelmeseydim, demiş. Ev dile gelerek şu cevabı vermiş: Be adam, sana bu felaketi yüzlerce defa haber verecek oldum, fakat her defasında ağzımı çamurla tıkadın…”

Hizmet hayatında belli bir programı, uygulayacak metodu ve biri olduğunu gönül gözü ile göremeyen veya fark edemeyenlerin sızlanması, ne derece sağlıklı bir haldir? Yorumunu yine size havale ediyoruz. 

Üçüncü konumuz:   

Meşhur Rus fizyoloji bilgini Pavlof, Bolşevik ihtilalini kastederek: “Bazen, toplumlar da kudurabilir” demiştir. O zaman ki Rusya’da ahlak çok bozulmuştu. Bunun için Rus toplumu 1917’de kudurdu.

Bugün gönül gözüyle bakacak olursak, ülkemizde fazla okumayan halkımız bir dereceye kadar kanaatli, ağır başlı, sabırlı ve saygılıdır. İstisnalar hariç, bir takım aydın görünenler ise açgözlü, laubali, şarlatan, saygısız veya dalkavuktur. Halkımız umumiyetle dindar ve manevi değerlere bağlıdır. Aydın geçinenlerin çoğu ise ne dindar ne de dinsiz, fakat çok ilkel ve çok dar manada, çok fena tarzda maddeci olmuştur.

Şimdi insanımız gönül gözüyle hayata bakınca, okuma yazma oranı az olup, manevi değerlere bağlı olan halkımıza karşılık kültürlü ve aydın olduğu söylenen kişilerin dini görevlerini ihmal ve ihlal etmesinin altında ne yatıyor? Acaba hiç düşünüp, yorumunu yaptınız mı?

Dördüncü konumuz:

Batı ülkelerinin birinde ve hastanede çok ilginç bir olay yaşanmış. Şöyle: “Yeni doğan çocukları bakım odasına alıyorlar. Bu odada o gün 15 çocuğa bakılıyor. Fakat ne yazık ki gece odada gaz kaçağı yaşanıyor. Kaçak neticesinde 15 çocuktan 14’ü ölüyor, bir tanesi hayatta kalıyor. Bilim adamları bu olaya hayli şaşırıp, olayı araştırmaya karar veriyorlar. 14 çocuk ölüyor da 1’i niçin ve nasıl hayatta kalıyor? Araştırma neticesi dikkat çekici bir gerçeği açığa çıkarıyor. 14 çocuğun ölüp birinin hayatta kaldığı olayın arka bahçesi hemşirenin, her gün bu çocuğu kucaklayarak sevmiş olması.”

Şimdi gönül gözüyle bakalım ve yorumunu herkes yapsın: Fiziksel temas dediğimiz o nimeti en çok kimler yapıyor, elbette biz Müslümanlar değil mi? Namazda saf saf durmamız, tokalaşmamız, Kâbe’yi tavaftaki o muhteşem birliktelik ve sayılamayacak kadar bunca nimetlere rağmen, ashab gibi gönül birliği, nimet birliği, saygı birliği, paylaşma birliği vs. niçin gerçekleşmiyor?  Yorumu size aittir.

Beşinci konumuz:

“Mevlana hazretleri bir gün eve gelir, oğlunu üzgün görür ve ona sebebini sorar, oğlu sadece “Hiç” der. Bunun üzerine Hz. Mevlana dışarı çıkar ve kapıda asılı kurt postunu alır, üstüne giyer ve ellerini havaya açıp ulumaya başlar. Oğlu bu manzara karşısında güler. Mevlana içeri döner ve oğluna: Gördün mü, işte dünya dertleri de böyledir. Oysa kurt korkutucu bir hayvandır ama sen arkasında baban olduğunu bildiğin için korkmadın. İşte bütün dertlerin arkasında da Rabbi’nin olduğunu unutma ve Allah’a güven” der.

İslam’ı dert edinmemek, cins cins dertlerin etrafımızı kuşatacağı acı gerçeğini gösterir. Şikâyet konusu yaptığımız dünya bağlantılı her şey, dünyayı, ahretin önüne koyma yanlışlığındandır. “ İki yakam bir araya gelmiyor” denilirse, şikâyetin yerine, sırtımızdaki ahiret yükünü, dünya yükünün arkasına koyduğumuzun bir delilidir. Şimdi, ilahi davaya hizmette ağır aldırıp, dünya hayatına var gücümüzle kucaklamışsak, suçu ve suçluyu kime fatura etmemiz gerekir? Bu da siz okuyucularımızın engin feraseti ve gönül gözüyle görmesiyle anlaşılabilir, öyle değil mi?

Altıncı konumuz:

Şahsımla alakalı bir hatıramı anlatmaktan dolayı önce tüm okuyucularımızdan özür diliyorum. Fayda sağlayacağını ümit ettiğimden dolayı anlatacağım. İstanbul Kurtköy Hava Alanında İzmir uçağını beklemekteyim. Bekleme salonunda onlarca yolcu var. Dekolte kıyafetiyle 20 yaşlarında bir kız, o kadar yolcunun arasından geçe geçe yanıma geldi ve elindeki bir sepeti koltuğunun üzerine koyarak:  Tuvalete gideceğim, sepetime bakabilir misiniz? Dedi. Daha sonra geldi yanıma oturdu. Merak ederek sepette ne olduğunu sorunca, kedi, cevabını verdi. Kedi ismi benim için bir frekans oldu ve Peygamberimizin kediyi, koyunu ve deveyi daha çok sevdiğini söyleyince: Peygamberiniz ne merhametli biriymiş, dedi. Hayvan hak ve hukukundan bazı örnekler daha verdim, beni can kulağı ile dinliyordu. Anons yapılınca “bay-bay” diyerek yanımdan ayrıldı.

Dakikalarca düşündüm bu yaşadığım olayı. Onlarca insanı adeta çiğnercesine geçiyor ve sepetini sakallı bir insana emanet etme ihtiyacı duyuyor. Peygamberimizden bir iki hadis okuyorum “Ne güzel peygamberiniz varmış” diyor. Günümüz Peygamber varislerinin 76 milyon insana karşı sorumluluğumuzu, vazifelerimizi tek tek gözden geçirdiğimiz zaman, Peygamberlere varis olmanın çoğumuz için çok uzaklarda olduğunu görüyorum.

Yedinci konumuz:

Peygamberimize tam on sene hizmet etmiş olan Hz. Enes, başından geçen bir hadiseyi anlatır. Şöyle ki:  Hz. Enes(r.a), Hz. Osman’ın yanına giderken, yolda bir kadın görür. Kadının güzelliği aklına takılır. Bu düşünce ile Hazreti Osman’ın yanına girer. Onu gören Hz. Osman: Ey Enes! Gözlerinde zina izleri olduğu halde buraya giriyorsun, der. Bu söz karşısında hayret eden Enes(r.a): Allah’ın Resul’ünden sonra sana da mı vahiy geliyor? Diye sorunca, Hz. Osman (r.a): Hayır, bu bir basiret ve doğru bir ferasettir.” Cevabını verir.

Rabbimizin sevdiği ve değer verdiği kullarının kalplerine lütfettiği bir nur olan feraset yani gönül gözü, günümüzde nostalji olarak ele alınır. Allah’ın nuru ile olaylara, gidişata, hayata bakanların yok denecek kadar azlığı(Allah bilir), farklı kaymalara, sana göre, bana göre tavırlara sebep oldu. Olayların arka bahçesini bilecek, çözecek, araştıracak, rabbani radarlardan nasiplenecek ve proje üretip, hedef gösterecek olanların kıtlık dönemi yaşanıyor desek, bize kızmazsınız inşallah… Selam ve saygılarımla

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!