Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Cahiliye toplumundan, İslam toplumuna geçiş
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Günümüzün insanı, günlük hayatlarını ibadete göre değil, işine ve görevine göre programlandırmaktadır. Günlük hayat, öncelikli olarak fabrikaya, büroya, marketlere, kısaca işe ve günlük meşguliyetlere bağlı olup, ibadetler ve manevi görevler çoğu zaman mesai aralarında baştan savarcasına hızlı bir şekilde yerine getirilmektedir.

Dikkat edecek olursak, hicretten sonra Peygamberimizin sahabeleri çok sıkıntılar çekmiş, çetin savaşlar hicretten sonra yapılmıştır. Bununu için hicret bir kaçış değil, İslami bir çevre oluşturma gayretidir. Batıldan Hakka geçiş, yalandan doğruya geçiş, haramlardan helallere geçiş bir bedel ister.

Müslüman bir toplum ancak kendi inanç yapısına uygun müesseseler, kurumlar, birimler kurduğu müddetçe Müslüman’ca yaşama hakkına kavuşur. Bu önemli konuyu en iyi anlamanın yolu Peygamberimizin Medine’de ilk kazmayı vurarak gerçekleştirdiği Mescidinin muhtevasını, içeriğini kavramaktır.

Anlamak daha sonra düşünmek ve gereğini yapmak, inanan bir müminin imanın gereğidir. Cahiliye toplumundan, İslam toplumuna geçişin temel dinamiklerini bilmezsek, tanımada, anlamada ve düşünmede büyük sıkıntılar yaşayabiliriz. Anlamanın ve düşünmenin önemini önce Rabbimizin Kitabından öğrenelim, daha sonra kaldığımız yerden devam ederiz.

“Ve vicdanları kirlenmiş, gönül gözleri körelmiş olan zalimleri saptıkları yanlış yoldan çevirip doğru yola iletemezsin. Sen bu çağrıyı, ancak ayetlerimize inanmaya gönlü olan, iyi niyetli, temiz yürekli insanlara işittirebilirsin ve zaten onlar, hakikatin sesini işitir işitmez derhal Rablerine boyun eğerler.”(Rum, 30/53)  Okuyacağımız ikinci ayet meali müminler için adeta bir şeref madalyasıdır:

“ Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.” (Zümer, 39/18) Üçüncü okuyup dinleyeceğimiz ve gereğini yaptığımızda yol ayırımında nerede olacağımızı öğreneceğimiz En’am suresinin 36. Ayetidir:

“ Ey Peygamber, senin davetini, kötü niyet ve eylemlerle aklını ve kalbini karartmış zalimler değil, yalnızca içtenlikle kulak verenler kabul eder, görme, bilme, duyma, dinleme, akletme kabiliyetleri ölmüş olanlara gelince, onlar son nefeslerine kadar inkârdan vazgeçmeyeceklerdir. Sonra Allah, onları diriltecek ve böylece onlar, yaptıklarının hesabını vermek üzere O’nun huzuruna çıkarılacaklardır.” (En’am, 6/36)

Sizlere takdim ve ikram niteliğinde hatırlattığım bu üç ayetin mealinin sunduğu mesajı kısaca Hz. Ali’nin bir sözü ile değerlendirelim: “Anlamayarak yapılan ibadetle, düşüncesiz okumada hayır yoktur.” Hasan Basri hazretleri ise çok önemli bin noktaya parmak basmıştır: “Sizden evvelkiler, Kur’an-ı Kerim’i, Allah’ın emri sayar, gece üzerinde düşünür, gündüz ise uygulamasına geçerlerdi.”

Şimdi sırada, bu ayki mesajımızın konu başlığı ile olan sorumluluğumuza…

Günümüzün insanı, günlük hayatlarını ibadete göre değil, işine ve görevine göre programlandırmaktadır. Günlük hayat, öncelikli olarak fabrikaya, büroya, marketlere, kısaca işe ve günlük meşguliyetlere bağlı olup, ibadetler ve manevi görevler çoğu zaman mesai aralarında baştan savarcasına hızlı bir şekilde yerine getirilmektedir. Farkında olmadan Rabbimizin düzene koyduğu tertibi değiştiriyoruz. Nasıl mı? İşte cevabı:

“ Ne var ki, siz ey gafiller, dünya hayatının basit ve gelip geçici zevklerini sonsuz ahiret nimetlerine tercih ediyorsunuz. Hâlbuki ahiret nimetleri hem dünyadakilerden daha kıymetli, hem de süreklidir.” (A’la, 87/16-17)

ALLAHIM! BİZE HAYIRLI OLANI DİNLET

Cahiliye toplumundan, İslam toplumuna geçişin temel dinamiklerini bilmeliyiz, tanımalıyız, anlamalıyız, düşünmeliyiz ve gereğini yerine getirmeliyiz. Nasıl mı?

İslam Tarihi konularını, sosyal bakış açısıyla yorumlamak, olayların içine girmek demektir. Hani üç boyutlu filmleri izleyenler, izledikleri olayların içerisine girmektedir hayali olarak. Senelerce okuduğumuz Uhut savaşının içerisine giremedik. Huneyn savaşının frekansını yakalayamadık.

Uhut Savaşı’nda bir ara Peygamberimizin şehit edildiği dedi-kodusu yayılınca, sahabeden bazıları bu asılsız habere inandı ve Muhammet öldüyse, her şey bitti, geri dönelim dediler. Aşkını, heyecanını, metanetini kaybetmeyen Hz. Ebu Bekir(ra), bu hadise üzerine nazil olan Al-i İmran Suresinin 44. Ayetini okuyarak: “Peygamber şehit olsa bile, Allah bakidir ve mücadele devam etmelidir, hitaplarıyla orduyu tekrar topladı…”

Buna paralel olarak, senelerce dillendirdiğimiz ancak hak ettiği seviyede anlayamadığımız şu hadis meali yeter ve artar bile: “Size iki miras bırakıyorum. Onlar Kur’an ve Hadistir.” Bu ne demektir? Değişimin, gelişimin, kaliteyi yakalamanın oluşması için Peygamberimizin vücut olarak varlığı zorunlu değildir. Kur’an ve Hadis, ümmete yol göstermek için kâfidir.

Tüm bu gerçeklerin ışığında çözüm veya çare olarak ele alacağımız geçiş konusuna…

Cahiliye toplumundan, İslam toplumuna geçişin, özet olarak dört tane dinamiği vardır. Dinamik nedir, hatırlayalım önce. Dinamik,  sürekli hareket halinde bulunan, kuvvet ve kudret karakteri olan canlı, hareketli… İşte o hareketli, canlı olan konular şunlardır: Zihniyet-Davranış-Çevre-Müesseseleşme ve organizasyon… Şimdi bu dört konuyu kısaca tanımaya çalışalım.

  1. Zihniyet:  Rabbimiz, öncelikle insanların düşüncelerine hitap etmiştir. Niçin? Çünkü zihniyet değişmeden muamelat değişmez. Kitabımızda doksandan fazla Ey İman edenler, hitabıyla başlayan ayet olduğu halde, Ey amel edenler, ifadesiyle başlayan bir ayet yoktur. Buna ilaveten, amel, iş lafzı her zaman iman kelimesinden sonra gelir. Kelime-i tevhit yani La ilahe illallah Muhammed ün Resulullah, bir mümin için sevdikleriyle beraber olacağına ve sevmediklerinden uzak duracağına dair bir nevi Allah’la sözleşmedir.
  2. Davranış: Birçok sağlam kaynakta Hz. Ömer’in Bakara suresini 12 senede ezberlediğini ve şükran olarak deve kestiği yazar. Ülkemizde veya İslam âleminde bugün 6 veya 12 yahut 30 ayda Kur’an ezberleniyor. Bunun sebebi ne olabilir, dersek, cevabı şu olsa gerek: Onlar, ayetleri okuyup üzerinde düşündükten sonra, o ayetleri davranışa dönüştürmeden ezberlenmiş kabul etmiyorlardı. “İşittik ve itaat ettik” Kur’an kelamı, bir Müslüman için temel prensip olmalıdır.
  3. Çevre:  Çevre kelimesi kulağımıza geldiğinde ilk allımıza gelen şey Hicret olmalıdır. Dikkat edecek olursak, hicretten sonra Peygamberimizin sahabeleri çok sıkıntılar çekmiş, çetin savaşlar hicretten sonra yapılmıştır. Bununu için hicret bir kaçış değil, İslami bir çevre oluşturma gayretidir. Batıldan Hakka geçiş, yalandan doğruya geçiş, haramlardan helallere geçiş bir bedel ister. Çevre kelimesi Müslümanların yatay olarak tüm yeryüzünü cehaletten kurtarıp, İslam’la buluşturma mücadelesidir. İç dünyamızda savaşan Musa- Firavun(takva-fücur) mücadelesinde galip gelenin Musa olmasını sağlayan insan, hayatının en büyük cihadını yapmıştır.
  4. Ve müesseseleşme:  Müslüman bir toplum ancak kendi inanç yapısına uygun müesseseler, kurumlar, birimler kurduğu müddetçe Müslüman’ca yaşama hakkına kavuşur. Bu önemli konuyu en iyi anlamanın yolu Peygamberimizin Medine’de ilk kazmayı vurarak gerçekleştirdiği Mescidinin muhtevasını, içeriğini kavramaktır. Bugün binlerce hizmete vesile olan vakıflar, dernekler, sivil toplum kuruluşları, sorumluluklarını ve vazifelerini yeniden gözden geçirmeli ve “ Derneğimiz veya vakfımız ne kadar Peygamberimizin mescidi ile örtüşüyor?”  sorusunu vicdanımıza sormalıyız.

Netice olarak bugün cahiliye toplumundan İslam toplumuna geçişin, sebeplerini, şartlarını, usulünü, zaman ve mekân boyutunu ortaya koyarak, kendi öz kimliğimizi, adımızı, sıfatımızı cahiliye toplumuna kaptırmamalıyız. Reçete belli, yeter ki kullanım usulünü becerelim. Halk içinde Hak ile birlikte olmak, gerçek kimliğimizdir

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!