Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  İNSANI TERBİYE ETMENİN CAN DAMARLARI
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Bugün öyle bir zamandayız ki insanlar sele kapılmış kütükler gibi şuursuzca sürükleniyor. Daha hazini şu ki, geçtiği topraklara hayat bahşedecek kudrette nice ırmaklar, ehil kimseler tarafından doğru bir mecraya sevk edilmediği için maalesef lağımlara akıyor.

Mahlûkat içinde eğitime en çok muhtaç olan, insandır. Hayatta en zirve sanat da, insan yetiştirmektir. Allah Teâlâ, en büyük insan terbiyecileri olarak peygamberleri göndermiştir. Yani eğitim (terbiye) hizmeti, bir peygamber mesleğidir.

Eğitimci, sadece bilgi veren değil, samimiyet tohumları eken, ufuk açan, akl-ı selime çağıran, usul, erkân ve âdâb öğretendir. Yani bir eğitimci, talebesinde selim bir vicdan inşa edendir.

Söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmayan bir kimsenin insanları ikna edebilmesi mümkün değildir. Ziyâ Paşa der ki: “Ayinesi iştir kişin, lâfa bakılmaz!”

Eğitimcinin etrafına müspet enerji tevzi etmesi zaruridir. Hayvanlardaki manzaralar bile bu hususta çok ibretlidir: Tavuk, civcivlerini yetiştirirken, onları kanatları altında himaye eder. Yılan, bakışlarıyla yavrularını büyütür. Akrep de yavrularını sırtında taşır. Hayvanat böyleyken, insan nasıl olmalıdır?

Eğitimci, kendisine emanet edilen her bir öğrencinin, istikbalin zirve şahsiyetlerinden biri olabileceği ihtimalini dikkate almalı; dünyayı değiştirebilecek dâhilerin, belki de elinin altında olabileceğini unutmamalıdır.

Kusursuz bir talebe arzu ediyorsak, kusursuz bir eğitimci olmaya mecburuz.

Tamir edilen bir eşya, tamircinin kartvizitidir. Eğitimcinin kalitesi de yetiştirdiği talebe ile ölçülür.

Çoban, sürüsünden mesuldür. Ayağı kırılan bir kuzuyu kucağında taşımak mecburiyetindedir. Bunun gibi talebeler de, eğitimciye zimmetlidir.

Eğitimci, talebesini ciddiye almalı, ona değer vermeli ve bunu hareketleriyle de ona hissettirmelidir.

Koskoca bir çınar istidadındaki talebesini bir metre boyunda bir çalıya dönüştüren eğitimci, Allah katında mesul olur.

Eğitimci, kimin neye kabiliyeti varsa, onu o yönde geliştirebilmek için talebelerinin karakter ve istidadını elindeki tespih taneleri gibi tanımalıdır.

Bugün öyle bir zamandayız ki insanlar sele kapılmış kütükler gibi şuursuzca sürükleniyor. Daha hazini şu ki, geçtiği topraklara hayat bahşedecek kudrette nice ırmaklar, ehil kimseler tarafından doğru bir mecraya sevk edilmediği için maalesef lağımlara akıyor.

Âdil bir öğretmen, bütün sınıfın öğretmenidir. Adaletin olmadığı sınıfta huzur olmaz, huzurun olmadığı sınıfta ders işlenemez, ders işlenmeyen yerde de eğitim olmaz.

Bir eğitimci, vazifesinin sadece bilgi aktarmak olmadığını bilmeli, anlatacağını dersi planlarken yeri geldiğinde öğrencilerin dikkatini çekeceği bölümler de hazırlayıp ilgi uyandırmalıdır. Dersi, hayatla bağlantı kurarak anlatmak ve soru-cevap metodunu kullanmak, talebeyi zinde tutar.

Eğitimde muvaffakiyetin en esaslı anahtarı, sabır, sebat ve fedakarlıktır.

Eğitimcinin, hizmet adına çoluk- çocuğunu, anne-babasını ve rızkını kazandığı işini bir kenara bırakıp ihmal etmesi nasıl yanlış ise, bunları bahane ederek hizmetten geri durması da aynı şekilde doğru değildir.

Eğitimci, talebesine mesai dışında da zaman ayırmalıdır. İşyerine giriş-çıkışta kart basan bir işçi veya yoklama defterine imza atan bir memur gibi olmamalıdır.

“Ne yapayım, kabiliyet yok, devran bozuk, kimse gelmiyor!” diye mazeret üreten eğitimciye Cenâb-ı Hak, taş duvarın içinden incir ağacını çıkararak, o ağaçtan meyve yetiştirerek cevap veriyor.

Eğitim, zorluklar karşısında şikâyeti unutma sanatıdır. Tahammülsüzlük ve şikâyetin başladığı yerde eğitim biter.

Eğitimci, imkân ve fırsatların, ayağına gelmesini bekleyemez. O daima hizmet arayışında olmalıdır.

Şevk ve heyecan dolu bir gönülle atılan bilgi tohumları, istikbalin çınarlarıdır.

Eğitimci, her hâl ve hareketine dikkat etmeli, sevdikleriyle şakalaşırken dahi nezakete riayet etmelidir.

Eğitimci, hayatının her safhasında, bilhassa sınıfta İslâm şahsiyetine yakışır tarzda hareket etmeli, yapmış olduğu her hareketin ve söylemiş olduğu her sözün, talebelerinin şahsiyet yapılarına konulmuş bir tuğla mesabesinde olduğunu asla unutmamalıdır.

Eğitimci, bir hal transferi olan eğitimde noksanlarının, yanlışlarının da muhatabı tarafından kopyalanabileceğini düşünmeli ve bunun mesuliyetini hissetmelidir.

Eğitimci, affede affede ilâhi affa lâyık hâle gelmeye çalışan bir gönül eri olmalıdır.

Kırıcı, sert, kaba ölçülerle insan eğitimi yapılamaz.

Disiplin adına, eğitimcinin emri altındakilere zulmetmesi, hiçbir zaman tasvip edilemez.

Kendisini psikolojik olarak iyi hissetmeyen bir pilota nasıl ki uçma izni verilmezse, aynı şekilde öfkeli veya morali bozuk bir eğitimcinin de derse girmesine müsaade edilmemelidir.

İnsan daima hissiyatının tesiri altındadır. Onunla düşünür ve karar verir. Bu bakımdan eğitimcinin istişareyle hareket etmesi, hizmetlerinin doğru ve bereketli olmasını temin eder.

Dünya üç şeyle cennet olur: Elinden, dilinden ve gönlünden rahmet taşırarak...

Muhabbet ve gayret her problemi çözer. Problemini çözdüğümüz insan bizimdir. Kazanılan her insanın ecri, kaybedilen her insanın da ağır mesuliyeti içindeyiz.

Sevginin kantarı, fedakârlıktır. Kuru sözler bir şey ifade etmez. Mevlana Hazretleri; “Sözün maskarası olma!” der. Muhabbet iddiası da fedakârlıkla ispata muhtaçtır.

Eğitimci, talebelerinin dertleriyle dertlenmeli, sevinciyle sevinmeli ve onları bir arkadaş ve kardeş bilmelidir. Dostluk ve kardeşliğin hâl lisanına da aşina olmalıdır.

Eğitimci, talebelerinin ayıplarını araştıran değil, ayıp ve kabahatlerini örterek onları ıslaha çalışan kişidir.

Eğitimci, gönül kapısını talebelerine sonuna kadar açacak ki talebe ona meyledip ilgi göstersin.

Eğitimci, dersine bir mabede girer gibi hürmetle girmeli, en mühim malzemesinin de muhabbet ve alâka olduğunu bilmelidir.

Eğitimciler çocukların en kıymetli uzuvlarında, yani kalp ve dimağlarında tasarrufta bulunarak, bir dünya görüşü inşa ederler. Bu itibarla eğitimciler için “istikbâl mîmârı” demek mümkündür.

İlim ve irfan, ancak takva ile mezcolmuş zengin bir kalbî hayatla öğretilebilir ve tesir eder. İnsan bu hâle ulaşınca, talebesine muhabbetle nazar eder. Muhabbetle atılan tohum da ebedîdir.

Talebeyi, tedaviye muhtaç yaralı bir kuş gibi görüp ona şefkat ve merhametle yaklaşmak gerekir. Çünkü şefkat ve merhamet, selim vicdanlar yetiştirmek için en tesirli iksirdir.

Eğitimci, mensubu olduğu mesleğin, her şeyden önce kendisi için büyük bir nimet ve lütuf olduğunu düşünmeli, buna şükrane olarak da talebesinin maddî-manevi donanımından kendini mesul görmelidir.

Eğitimcinin hayatı, samimî ve gösterişten uzak bir gayret ve hizmet esası üzerine kurulmalıdır.

Her yeni gün, ömür takviminden açılmış tertemiz bir sayfadır. Önündeki beyaz sayfayı en güzel şekilde doldurmak senin elindedir.

Eğitimci, talebeleriyle geçirdiği her ânı, son nefesi gibi hissederek iyi değerlendirmeli, hamd ve şükür duyguları içinde olmalıdır.

Bir çocuk, dünyada ebeveyn ve öğretmeninin vereceği eğitime muhtaçtır. Ahirette ise ebeveyn ve öğretmen, yetiştirdiği çocuktan gelecek her türlü hayır-dua ve sadaka-ı cariyeye muhtaçtır

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!