Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  GALİBİYET VE MAĞLUBİYET GÜNLERİNE BAKIŞIMIZ
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Bu yazıyı sesli dinlemek ister misiniz ? Üye girişi yapın

Yüce Allah, birçok millete yaşam şekillerini değiştirmesi için pek çok Peygamber göndermiştir. Bu, Allah’ın toplumların işleyişine bizzat müdahil olduğunun, kullarının da içinde yaşadıkları topluma müdahil olmasını irade ettiğinin ve Müslüman kullarını yaşadıkları bölgede vuku bulan hadiselerden de hesaba çekeceğinin bir ispatıdır.

Müslüman insan hangi çağda ve nerede yaşarsa yaşasın, yaşadığı ülkeyi ve bu ülkenin şartlarını tanımak ve anlamakla mesuldür. Yani ülkesinin imkânlarını, işleyişini, yanlışını, doğrusunu bilmeyen, araştırmayan bir Müslüman vebal altına girecek ve İbn Abidin’in tarifiyle de cahil insan olarak karşılık bulacaktır. Yüce Allah birçok millete yaşam şekillerini değiştirmesi için pek çok Peygamber göndermiştir. Bu, Allah’ın toplumların işleyişine bizzat müdahil olduğunun, kullarının da içinde yaşadıkları topluma müdahil olmasını irade ettiğinin ve Müslüman kullarını yaşadıkları bölgede vuku bulan hadiselerden de hesaba çekeceğinin bir ispatıdır. O halde Allah’ın arzında yaşananlardan, yönetim şekillerinden bihaber olmak, Müslüman’ın hayattan koptuğunu, İslam âlemini ilgilendiren bu gerçeklere karşı kayıtsız kaldığını gösteren acı bir gerçektir. O halde bizlerin Türkiye’de yaşayan Müslümanlar olarak, ülkemizde olup bitenlerden hesaba çekileceğimize olan imanımızı tazelememiz gerekmektedir. Aksi takdirde ülkede dönen çarkın İslam’a tamamen zıt olduğunu söyleyip uzak durmayı tercih eden zihniyete Kur’an-ı Kerim başka bir kapı açmış ve “Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: “Ne işte idiniz!” dediler. Bunlar: “Biz yeryüzünde çaresizdik” diye cevap verdiler. Melekler de: “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir”(Nisa, 4/97) demiştir.

Bazen galibiyetle bazen de mağlubiyetle imtihan edilmek yaşadığımız dünyanın bir gereğidir. Önemli olan bu günlerde muhafaza etmemiz gereken şeyleri iyi bilip, bu imtihanlardan başarı ile çıkabilmektir. Öncelikle biz mü’minler, hem galip hem de mağlup olduğumuz günlerde Rabbimiz ile olan irtibatımızda hiçbir değişiklik olmaması gerektiğini bilmeliyiz. “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder” (Şûrâ, 42/30) ayeti kerimesi gereğince, başımıza herhangi bir musibet geldiğinde asıl önemli olanın Allah ile olan bağımızı kuvvetli tutabilmek olduğunu bilip, bu musibetin sebeplerini araştırmaya çalışmalıyız. Hz. Yusuf’un, hapishanede kaldığı yıllarla, sarayda kaldığı yıllardaki kulluğu arasında en ufak bir değişiklik olmamış hatta hapishanedeyken tevhit mücadelesini en üst safhaya çıkarmış ve nicelerini dine davet etmiştir. Yani mağlubiyet günlerinde ayetler, hadisler ve Allah’a kulluk ile aramıza mesafe koymamalı, başımıza gelen sıkıntıların hikmetini araştırmalı ve hatalarımızın muhasebesini yapmalıyız. Allah’ı unuttuklarından dolayı Allah’ın da kendilerini unuttuğu bir toplum haline gelmediğimiz sürece yaşayacağımız her türlü mağlubiyetin bir çıkışı, bir sonu olacaktır. Fakat Allah tarafından unutulan toplum olursak asıl felaket o zaman tahakkuk etmiş demektir.

Mü’minin hayatında galibiyet olduğu kadar mağlubiyet günlerinin de var olacağını takdir eden yüce Allah “Biz Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz.” (Bakara, 2/156) ayet-i kerimesinde, bütün belalara karşı nasıl mücadele edileceğinin ve ayakta kalınacağının sırrını ve şifresini bahşetmiştir. Bu sır gereğince, vuku bulan hadiselerden, başımıza gelen musibet ve mağlubiyetlerden yalnızca diğer insanları sorumlu tutup, fail-i mutlak olan yüce Allah’ı unutmak da yapılacak en büyük hatalar arasındadır. Mağlubiyet ve sıkıntı dönemlerinde Allah ile olan irtibatımızın kuvvetli olabilmesi için yapmamız gereken, O’nun haberi ve izni olmadan yeryüzünde bir yaprağın dahi hareket etmediğine olan imanımızı tazelemek ve kuvvetlendirmektir. Ayet-i kerimede de zikredilen “Allah’ın günleri” (İbrahim, 14/5) ifadesinin galibiyet, zafer ve refah günleri olduğu kadar mağlubiyet ve musibet günlerini de şamil olduğunu bilmeli, asıl olanın her iki durumda da kulluk kimliğini muhafaza olduğunun bilincinde olmalıyız.

Kur’an-ı Kerim, daralan sadırların genişlemesi için şifa mahiyeti taşıyan İnşirah suresini ve Hz. Musa’nın dilinden talim edilen Taha suresi 25-29. Ayetlerin sık sık okunmasını reçete olarak ortaya koyar. Yine Kur’an-ı Kerim’de Hz. Nuh’un daraldığı bir anda “Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı” (Kamer, 54/10)diye dua ettiği anlatılmış, bu yolla bin yıla yakın ömür süren bir Peygamberin dahi mağlup olduğunun/olabileceğinin altı çizilmiş ve bizden bunun hikmeti ve sırrını çözmemiz istenmiştir. Zira bu hikmeti kavrayamayanlar, başlarına gelen en ufak bir musibette pes edecek, olayın arka bahçesini göremeyeceklerdir. Asıl olan düştüğü için yakınmak yerine, düştüğü yerden kalkmak için çaba göstermektir. Zaten tüm dünyanın bizimle uğraşmasının temel sebebi de, ülke olarak düştüğümüz yerden tekrar kalkmak için verdiğimiz mücadeledir. İşte bu mücadelenin müspet sonuç vermesinin tek çaresi de Allah ile olan irtibatımızı sağlam tutmamızdır.

Mağlubiyet günlerinde ilk vazifesi kulluğunu muhafaza etmek olan mü’min, bundan sonra ise başına gelen musibetin sebebini araştırmalı fakat bunu yaparken zemmi faili değil, zemmi fiili esas almalıdır.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, Firavun döneminde yaşayıp imanını gizleyen veya Peygamberlere destek vermek için çalışan tek bir mü’mini zikretmiş, yine ismini vermeden yüzyıl boyunca uyuttuğu ve mucizelerini gösterdiği bir salih kulu anlatmıştır. O halde hizmetlerde ve kullukta keyfiyeti göz ardı edip, kemiyet olarak göz dolduranlara ilgi ve alaka göstermek rıza-i ilahiye aykırı bir durumdur.

Her bir mağlubiyete hikmet noktasından bakılmalıdır. Zira hikmet nazarıyla bakmak, Rahman ve Rahim olan Allah tarafından gelen tüm mağlubiyet ve musibetlere olan bakışımızı tamamen değiştirecektir. “Eğer siz (Uhud’da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir’de de düşmanınız olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz. (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez” (Ali İmran, 3/140),“(Bedir de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud’da) kendi başınıza geldiği için mi “Bu nasıl oluyor!” dediniz? De ki: O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter” (Ali İmran, 3/165), “De ki: (Yapacağınızı) yapın! Amelinizi Allah da Resûlü de mü’minler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allah’a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir” (Tevbe, 9/105)Ayet-i kerimeleri de mü’min kulda olması gereken hikmet nazarının kıvamını en iyi şekilde ortaya koymaktadır.

Kullarına karşı sonsuz merhamet sahibi olan Yüce Allah, zikrettiğimiz bu ayet-i kerimelerle mü’min kullarının yaşadıkları zorluklara karşı olan bakış açılarını şekillendirmiş, bununla da yetinmemiş “Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz” (Ali İmran, 3/139) buyurarak mü’min kullarının kalbine inşirah bahşetmiş, adeta gönüllerini ferahlatmak istemiştir.

Peygamber Efendimiz (sav)’in bizzat iştirak ettiği Bedir ve Uhud savaşlardan, biri zaferi, diğeri ise mağlubiyeti temsil eder. Uhud savaşı her ne kadar mağlubiyeti temsil etse de kıyamete kadar yaşanacak olan zaferlere aday bütün çalışmaların da şifrelerini bünyesinde barındırmaktadır. İçinde Peygamberin de bulunduğu, Müslümanların mağlubiyetle bitirdiği bir savaş olan Uhud, bu mağlubiyetin sebepleri araştırılınca evrensel bir boyut kazanmakta ve kıyamete kadar yaşayacak hizmet birimlerinden siyasi sahaya kadar her alanda mağlubiyet veya galibiyet elde eden Müslümanları kuşatmaktadır. Bunun gibi, Kur’an-ı Kerim’de anlatılan her kıssayı, zaferlerin veya mağlubiyetlerin gizemli ve hikmetli sebeplerinin saklı olduğu kaynaklar olarak okur, anlamaya çalışırsak, sadrımızda oluşan darlık ve sıkıntının izalesi kolaylaşacak, her iki durumda da kul olma vasfımızın hep ön planda olduğu, tek yapmamız gerekeninse mağlubiyete vesile olan hataları tekrarlamamak için muhasebe yapmak olduğu düşüncesi sükûneti yakalamamıza vesile olacaktır. Vesselam

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!