Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  ASIL BAŞARI; NUMUNE İNSAN YETİŞTİRMEKTİR
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

İnsanlık, her geçen gün insan olduğunu daha hızlı bir şekilde unutur hale geldi. Ahseni takvimden esfeli safiline doğru inanılmaz bir düşüş başladı. Yaşanmakta olan durum,  bir uçağın gökyüzündeki irtifa kaybı gibi insan kumaşının kalitesindeki düşüştür. Hz. Adem ile başlayan insanlık tarihi hiçbir döneminde bu kadar şiddetli bir model şahsiyet kıtlığı yaşamamıştır.

Rabbimizin Rahmet Elçilerinin tamamı davetlerinde, tebliğ-tefsir ve temsil edecek model şahsiyetler yetiştirmeyi kendileri için birinci öncelik olarak belirlemişlerdir. Hz. Adem’in evlatlarına vermeye çalıştığı terbiye bunun başlangıcı olmuştur.

Efendimiz ise Mekke’de kendisine öncelik olarak Darül Erkam merkezli numene insanlar yetiştirmeyi belirlemiştir. Nebevi hareketin başarı sebeplerinin birinci sırasında yetiştirmiş olduğu model şahsiyetler vardır. Efendimiz sıradan bireyleri Mekke de kurduğu ve şahsiyet enstitüsü olan Darül Erkam’la  numene insanlar olarak terbiye etmiştir.

Dünya, Allah’ın yarattığı varlıkların en şereflisi olan insan için bir misafirhanedir. İnsan soyu dünya misafirhanesinde kıyamete kadar ağırlanacaktır. Dünyanın ekolojik ve kozmik düzeni bu kutlu misafir için konulmuştur. Her şey insan soyu için Yüce Yaratıcı tarafından en güzel ve en hassas şekilde düzenlenmiştir. Konulan düzenin korunması ve devamı ise insana emanet edilmiştir. Karada ve denizde her türlü bozgunculuk ve fesat yasaklanmıştır.

Kara ve denizdeki fesadın faturasının misafir tarafından ödeneceği kesin olarak belirtilmiştir. İnsan soyu bütün ilahi uyarılara rağmen tarihin değişik dönemlerinde misafirhanesine ve ev sahibine ihanet etmiştir. Bu ihanetlerin sonucunda birçok doğal afetler, kıtlıklar, depremler ve tufanlar yaşanmıştır. Misafirhanenin ekolojik ve kozmik düzenindeki bozulmalar artık insan soyunu tehdit eder boyutlara ulaşmıştır.  Şahit olduğumuz deprem ve kıtlıklar bunun en güzel kanıtıdır. Bugün Afrika’da yaşanmakta olan kıtlık milyonlarca insanı tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Rahman olan Rabbimizin rahmeti olan yağmur, Afrika topraklarına yıllardır bir damla dahi uğramıyor.

Ekolojik dengedeki önü alınamaz bozulmalar yağmurların bölgesel dağılımını değiştirdi. Dünyanın bir tarafında sel felaketleri yaşanırken diğer bir tarafına bir damla rahmet düşmez oldu. Oysaki dünyaya bir günde inecek rahmet ve yeryüzünden gökyüzüne buhar olup yükselecek su miktarı ilahi bir kanunla eşitlenmiştir. Yüce Rabbimiz dünya arzına günde 17 milyon ton suyu rahmet olarak indirirken aynı günde 17 milyon ton su da buhar olarak yükselmektedir. Bu ilahi kanunda hiçbir değişiklik olmamıştır ve kıyamete kadar da olmayacaktır. Olan sadece inen rahmetin ekolojik dengedeki bozulmalar sonucunda yer değiştirmesidir. Bugün Afrika kıtasında yaşanan kıtlık ve Asya kıtasındaki büyük sel felaketleri bu değişimin acı bir sonucudur. İnsan soyu misafirhanesi olan dünya emanetine ihanet  etmeye devam ettiği sürece bu tür kıtlık ve felaketleri de yaşamaya devam edecektir. Ama insanlığı sosyal felaketlere götürmekte olan bir başka kıtlığı daha en şiddetli haliyle yaşamaktayız. İşin en tehlikeli boyutu ise yaşadığımız kıtlığın farkına varabilmiş değiliz. Farkına varamadığımız bu kıtlık, bizi ekolojik ve kozmik dengedeki bozulmalarla kıyaslanamayacak şekilde tehdit etmektedir. İnsanlık, her geçen gün insan olduğunu daha hızlı bir şekilde unutur hale geldi. Ahseni takvimden esfeli safiline doğru inanılmaz bir düşüş başladı. Yaşanmakta olan durum,  bir uçağın gökyüzündeki irtifa kaybı gibi insan kumaşının kalitesindeki düşüştür. Hz. Adem ile başlayan insanlık tarihi hiçbir döneminde bu kadar şiddetli bir model şahsiyet kıtlığı yaşamamıştır. İnsan, kendi kendine hiç bu kadar yabancılaşmamış ve kendinden bu kadar kopmamıştır. Kendilerine gelen Rahmet Elçilerini dikkate almayarak işledikleri günahlar yüzünden helake uğrayan hiçbir toplum, günümüz toplumu kadar günaha batmamıştır. Yüce Yaratıcı insanlığın yaşacağı bu büyük tehlikeyi önlemek için mutluluk kitabımız Kur’an’da model şahsiyetlere yer vermiştir.  Her bir peygamber insanlığın önüne konan ilahi bir numune, model şahsiyettir.

İnsan, yaratılışı gereği model almadan öğrenemez. Beşer olmaktan çıkıp insan olmayı öğrenmenin yolu, model şahsiyetleri örnek almaktan geçiyor. Günümüz toplumu model şahsiyet kıtlığını aileden başlayarak hayatın her bir alanında yaşıyor. Evde ebeveyn çocuklarının fiziki ve biyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için vermiş oldukları mücadelenin çok daha azını onlara örnek olmak için vermiyorlar. Okulda öğretmenlerimiz öğrencilerine, camide imamlarımız cemaatlerine, hastanede doktorlarımız hastalarına, trafikte sürücüler birbirlerine v.s. örnek olamıyor. Maalesef birbirimize insan olduğumuzu dahi hatırlatamıyoruz.  İnsanlığa şahit olsun diye vasat ümmet olarak nitelendirilen İslam toplumu, bu ilahi lütfü tıpkı israiloğulları gibi unuttu. İman etmiş olduğumuz peygamberlerimizin misyonunu yerlere serdik. İnsanlığı temsil edemeyişimizin bir sonucu olarak dinimizi de temsil edemez hale geldik. İnsanlık ve müminlik onurumuzu fark etmeksizin ayaklar altına aldık.

İçinde bulunduğumuz bu durumdan kurtulmamız peygamberlik, yani örneklik müessesini canlandırmamıza bağlıdır. Bütün insanlığın yaşayacağı sosyal kıyameti önlemek İslam ümmetinin görevidir. Yetiştireceğimiz model şahsiyetler, insanlığa kaybettiği insanlığını hatırlatacak ve insanoğluna iade-i itibar yapacaktır. Milli Eğitimize bağlı bütün okullarımız, yaygın ve örgün eğitim kurumlarımız, Diyanet İşleri Başkanlığımıza bağlı bütün camilerimiz, vakıf ve derneklerimiz, cemaatlerimiz önceliklerinin birinci sırasına model şahsiyet yetiştirmeyi yazmalıdırlar.  Bütçelerini ve insan kaynaklarını bu alana yönlendirmeliler. Unutmayalım ki bu alana yapılan yatırımlar bütün insanlığa yapılmıştır. 

Rabbimizin Rahmet Elçilerinin tamamı davetlerinde, tebliğ-tefsir ve temsil edecek model şahsiyetler yetiştirmeyi kendileri için birinci öncelik olarak belirlemişlerdir. Hz. Adem’in evlatlarına vermeye çalıştığı terbiye bunun başlangıcı olmuştur. Hz. İbrahim “Rabbim! Bana doğru bir muhakeme yeteneği bahşet ve beni iyilerin arasına kat” (Şuara, 26/83)  diye başlayan ve müteakip ayetlerde devam eden  bir dizi duasının başında Rabbimiz’den kendisini Salih, yani model insanların arasına katmasını istemiştir. Efendimiz ise Mekke’de kendisine öncelik olarak Darül Erkam merkezli numene insanlar yetiştirmeyi belirlemiştir. Nebevi hareketin başarı sebeplerinin birinci sırasında yetiştirmiş olduğu model şahsiyetler vardır. Efendimiz sıradan bireyleri Mekke de kurduğu ve şahsiyet enstitüsü olan Darül Erkam’la  numene insanlar olarak terbiye etmiştir. Bu enstitünün mezunlarından fire veren olmadı. Çekirdek kadronun hemen hepsi burada yetişti. Yaklaşık 11 yıl aralıksız faaliyet gösteren Darül Erkam, yalnızca öğrenim değil daha çok eğitim ağırlıklıydı. Bu enstitünün müfredatı bu dönemde nazil olan sürelerdir. Bu sürelerin muhtevası genelde tevhit ve ahlakla ilgilidir. İlahi müfredat ve nebevi terbiye ile yetişen bu nesli okumaya ve anlamaya tabi tuttuğumuz zaman bugün ihtiyaç duyduğumuz model şahsiyetlerin nasıl olması gerektiğinin de cevabına ulaşıyoruz. Efendimizin terbiyesinden geçen bu neslin hasletlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

 - Allah ile olan ilişkilerini her daim canlı tutmuşlardır.

-Yeryüzündeki özgürlüğün ve güvenin adresi olarak imanı seçmişlerdir. Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmuşlar ve en büyük hürriyeti yaşamışlardır.

-İnandıkları dini kendileri için bir yaşam biçimi kabul etmişler ve sonuna kadar bu yaşam biçimini savunmuşlardır. Hayat tarzlarından dolayı asla aşağılık duygusuna kapılmamışlardır.

- Hayatlarının merkezine Allah’ı yerleştirmişler ve hayatlarını Allah ile anlamlandırmışlardır.

- İmanı Allah’a bir güven olarak görmüşler ve birbirilerine güvenmişlerdir. Böylece Salih amel bu güvenle eyleme dönüşmüştür.

-Kemiyetle değil, keyfiyetle ilgilenmişler ve sayılarından daha çok kalitelerini artırmaya çalışmışlardır.

-Yaptıkları hiçbir Salih amelin reklamcısı olmamışlar ve ücreti- takdiri yalnızca Allah’tan beklemişlerdir. Böylece Rabbimiz yaptıkları salihatı bereketlendirmiştir.

-Allah Resulünün verdiği hiçbir görevi küçümsememişler, yaptıkları işe değil, o işi kimin için yaptıklarına bakmışlardır.

-Nebevi eğitimi, kendilerini başkalarından üstün görme vesilesi olarak değil, kendilerini ve Rablerini bilme imkânı olarak görmüşlerdir.

- Nimeti değil, külfeti öncelemişler, sıkıntıda en önde, nimet paylaşımında en arkada kalmayı tercih etmişlerdir.

Kısaca özetlemeye çalıştığımız özellikler, Efendimizin çağındaki müşrik Mekke toplumunun önüne kendi öz elleriyle terbiye ederek koymuş olduğu numune şahsiyetlerin hasletleriydi. İnsanlar, inandıkları zaman nasıl bir değişim ve dönüşüme uğrayacaklarını hayatlarını imanlarına şahit kılan bu modellerden canlı olarak izleyebiliyorlardı. Bu örnek neslin her biri adeta bir çekim merkeziydi. Hayatları İslam’ın en güzel tebliğ- tefsir ve temsiliydi.

Günümüzün mürebbileri böyle örnekler yetiştirmediği sürece görevlerini hakkıyla yerine getirmiş olmazlar. Unutmayalım ki hocasından aldığı eğitimle üç beş kitap okuyup, birkaç makale yazmakla kendilerini bir şey zanneden talebeler bu topluma model olamazlar. Enaniyet ve egolarını tatmin etmek için yazanlar ve konuşanlar bu topluma yön veremezler. Yaşanan sosyal kıyamete, ancak ilahi müfredat ve nebevi terbiyeyi içine sindirerek yetişen, kendini perde arkasında tutup fikirlerini ve hizmetlerini ön plana çıkaran, nebevi bir gelenek olarak ücreti Rabbinden bekleyen model şahsiyetler dur diyebilir. Vesselam

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!