Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Küresel Barışın Yolu Evlerden Geçer
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Bu yazıyı sesli dinlemek ister misiniz ? Üye girişi yapın

Bugün evlerimizi zelzele ve yangın afetlerine karşı korumak için henüz temel atma aşamasından başlayarak pek çok önlem almakta, sigorta şirketlerine başvurmakta ve bu iki tehlikeye karşı tedbirlerimizi katiyen göz ardı etmemekteyiz. Peki, bu afet ve tehlikeleri düşünmemizin yanında şeytanın evimize girmesini önlemek için ne kadar gayret etmekteyiz?

Beytullah yalnızca hac ve umre vazifelerini yerine getirmek için ziyaret edilen bir mekân olmakla kalmamalı, onu görme imkânı elde edemeyen mü’minler de dâhil olmak üzere her Müslüman’ın kendi evinin manevi imarında temel kaynak kabul edilmelidir.

Günümüzde mesken meselesi her şeyden evvel bir ideoloji meselesidir. Zira meskenlerini değiştirerek insanların ideolojik ve fikrî yapılarını da değiştirebiliriz. Evlatlarının halinden, geleceğinden endişe duyan, şikâyet eden anne babalar, kendi evlerinin Kâbe-i Muazzama ile sıkı bir ilişki kurmasını ve bir irfan ocağı halini almasını sağlamalıdırlar.

İnsanoğlunun misafirhanesi olan yeryüzü coğrafyasında evlerden başlayan savaş ve şiddet meydanlara ve cephelere ulaştı. Dünyanın bir çok bölgesinde fiili bir savaş durumu yaşanırken tamamında ise bir huzursuzluk ve şiddet hüküm sürüyor. Yaşanmakta olan ahlaktan yoksun bu şiddet ve savaşları durdurmanın tek yolu ise başladığı yerdeki yangını söndürmektir. Yani evlerimize barış ve huzuru hakim kıldığımızda dünyadaki barış ve huzurunda ilk ve en önemli adımını atmış olacağız.

“Allah, evlerinizi sizin için bir huzur ve sükûn yeri yaptı.” (Nahl, 16/80) ayet-i kerimesinde Yüce Allah, huzurun adresini evler yaptığını, huzur ve mutluluk arayanların evlerine bakmaları gerektiğini beyan etmektedir.

“Onlar da dediler ki: “Allah’a dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğu için deneme konusu kılma! Ve bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar! Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kılın. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik.” (Yunus,  10/85-87) Evlerimizin sahip olması gereken önemi vurgulayan bu ayetlerde, Allah Teâlâ’dan yardım ve necat isteyen topluluğun, kendilerine Firavun tarafından akıl almaz işkenceler yapılan, çocuklarının daha anne karnında katledildiği bir kavim yani İsrailoğulları olduğunu unutmayalım. Böyle zor bir durumda Allah’tan yardım isteyen İsrailoğulları’na ise Rabbimiz kurtuluş adresini evler olarak göstermekte ve önce evlerinizden başlayın zımni mesajını vermektedir.

Bir başka ayet-i kerimede ise, “Ey Âdem! Sen ve eşin (sükûnetle) cennette oturun.” (Bakara, 2/35) buyrulmakta, böylece Hz. Adem ve eşinin mesken edineceği cennette de tıpkı dünyadaki meskenlerimiz olan evlerimiz gibi sükunetin varlığına dikkat çekilmektedir.

O halde evlerimiz bahsinde ilk aklımıza gelmesi ve dikkat etmemiz gereken konu fiziki ve maddi şartlar değil, samimi niyetle işe başlamak olmalıdır. Aliyyü’l-Karî bu konuda şu tespiti yapmaktadır:

“Henüz evi satın almadan, belki evin ücretini bir araya getirmeye çalışmadan ya da evin mimarisi, cephesi hakkında düşünmeden önce orada yapacağımız ibadetlere niyet etmeliyiz, zira böyle bir niyet ile evde oturmaya başlayanlar, o evde ikamet ettikleri sürece ibadet sevabına nail olacaklardır.”

Bugün evlerimizi zelzele ve yangın afetlerine karşı korumak için henüz temel atma aşamasından başlayarak pek çok önlem almakta, sigorta şirketlerine başvurmakta ve bu iki tehlikeye karşı tedbirlerimizi katiyen göz ardı etmemekteyiz. Peki, bu afet ve tehlikeleri düşünmemizin yanında şeytanın evimize girmesini önlemek için ne kadar gayret etmekteyiz?

Tarihimizde ve hassaten Osmanlı döneminde hemen hemen her evin dışına “saklayan, koruyan” anlamlarına gelen “Hafız” İsm-i Şerifi yazılır, maddi manevi tüm musibetlerden Allah Teâlâ’nın bu ismine sığınılır ve böylece evlerin manevi sigortası yapılırdı. Bu yolla hem maddi musibetlerden koruması için Allah’a iltica edilmiş hem de bundan çok daha tehlikeli olan manevi düşman ve tehlikelerin girişi engellenmiş olurdu.

Evlerimizin, eşyalarımızın onlarda oturup, onları kullananlardan sirayet eden bir ruh ve enerjileri mevcuttur. Mü’minin ise sahip olduğu manevi güç ve enerji evine ve kullandığı eşyalarına direkt olarak etki edecek ve onların da manevi bir kuvvete sahip olmasını sağlayacaktır.

Bu düsturlara riayet ederek, manevi sigortası göz ardı edilmeyerek günahlara karşı sağlam bir şekilde korunmuş ve manevi düşmanların da girmeye güç yetiremeyeceği evler, hadislerde “hısn” yani sağlam kale olarak nitelendirilirken, günahların ve şeytanın kol gezdiği, ibadetlerin enerjisini taşımayan, Allah’ın razı olmadığı şeylerin yaşandığı ev de Kur’an-ı Kerim’de evlerin en çürüğü olan örümcek evine benzetilmiştir. (Bkz. Ankebut, 29/41) Bu neticeden ailemizi ve evlerimizi korumak içinse tıpkı düzenli aralıklarla maddi olarak ev temizliği yaptığımız gibi evlerimizi manevi kirlerden de arındırmalıyız. O halde ayet ve hadislerden aldığımız bu mesajlar ışığında, evlerimizin ya melek girmeyen evler ya da şeytanın girmeye güç yetiremediği evler şeklinde iki kategoriye ayrıldığını ve her evin bunlardan birine dâhil olduğunu söyleyebiliriz.

Yine irfan ehli ecdadımızdan almamız gereken bir diğer örnek davranış ise evlerinin duvarlarına astıkları levhalardır. Bahsettiğimiz bu levhalar, okunduğu zaman insana etki edecek, davranışlarını düzeltebilecek, hayat düsturu olan ayetler, hadisler, beyit ve kelam-ı kibarlarla dolu olurdu. İrfan sahibi ecdadımız insanın gelişmesinin yalnızca iç dünyasının terfi etmesiyle mümkün olacağını biliyor, evlerine astıkları levhalarla dahi bu tekâmülün gerçekleşmesini hedefliyorlardı. Günümüzde ise böyle ulvi gayelerle asılan levhaların yerini aile fotoğrafları veya Batı patentli  tablolar aldı. Hatta öyle ki, bugün evlerimiz, içine girildiği zaman bir Müslüman’a mı yoksa gayr-i Müslim’e mi ait olduğu hissedilemeyecek derecede kimliğini kaybetmiş hale geldi.

Yukarıda ifade etmiş olduğumuz ayetlerin ışığında evlerimizin manevi kimliğini kontrol edelim ve evlerimize İslami bir ev olma kimliğini kazandırmak için mücadele edelim. Bu mücadele için ilk yapmamız gereken, evlerimizi Allah’ın evinin bir şubesi haline getirmektir.

Beytullah yalnızca hac ve umre vazifelerini yerine getirmek için ziyaret edilen bir mekân olmakla kalmamalı, onu görme imkânı elde edemeyen mü’minler de dâhil olmak üzere her Müslüman’ın kendi evinin manevi imarında temel kaynak kabul edilmelidir. Bütün mü’minlerin kendi evleri ve Allah’ın evi olan Kâbe arasındaki irtibatı gözden geçirmesi gerekmektedir.  Çünkü mü’minin evi ve Allah’ın evi arasında mevsimlik değil, daimi bir ilişki olması icap etmektedir. Şöyle ki;

Müslüman’ın evi, temiz ve sade olmalıdır. Çünkü Kâbe temiz ve sadedir. Maddi temizliğin yanında, evlerimiz Allah’ın adının anılmasına engel teşkil eden her şeyden temizlenmelidir. Yani Kâbe-i Muazzama’nın yalnız maddi temizliği değil, manevi temizliğini de örnek almalı, evlerimizde pis olan küfür ve şirke dair ne varsa çıkarmalıyız.

Müslüman’ın evi, güven ve huzur verici olmalıdır. Çünkü Kâbe güven ve huzur verir. Orada bulunan insanlar saatlerce mescitte olmalarına rağmen güvende olduklarını hisseder ve huzur bulurlar.  Bu güven ve huzur ortamını evlerimizde sağlamanın yolu ise evlerimizi gıybetin yapılmadığı, yalan ve boş sözlerin konuşulmadığı yerler haline getirmektir. Aksi halde bu günahların meskeni haline gelen evler güven ve huzur verme özelliğini kaybeden evler olacak, sakinlerini huzursuzluk ve kasvet ortamında yaşamaya mecbur edecektir.

Müslüman’ın evi, ibadet yeri olmalıdır. Çünkü Kâbe ibadet yeridir. Evlerimiz tıpkı Kâbe gibi görünen kimliğinin arkasında bir de manevi kimliğe sahip olmalı, odalarında Kur’an okunan, zikir yapılan, rükû ve secde izleri olan evler haline gelmelidir. Kıyamette her şeyin dile gelip kişinin lehinde yahut aleyhinde şahitlik edeceğine iman ettiğimizden, evtlerimizde ibadet ettiğimiz, namaz kıldığımız her yerin de ahirette lehimizde şahitlik edeceğini bilmeli ve namazlarımızı belli bir yerde kılmaktansa evimizin her köşesinin namazgâh olmasını sağlamalıyız.

Müslüman’ın evi, bir hidayet kaynağı olmalıdır. Çünkü Kâbe, bir hidayet kaynağıdır. Evlerimiz, küfür ve isyana sürükleyen her şeyden arınmış, Kur’an ve sünnetin buyur edildiği evler olmalıdır. Hidayet kaynağı evlere verilebilecek en güzel örneklerden biri, Hz. Peygamber (sav)’i öldürme niyetiyle yola çıkan Hz. Ömer’in girdiği ve hidayet bulduğu kardeşi Fatıma’nın evidir. Vahyin kucakladığı evler huzurun ve hidayetin adresi olurken, vahiyden uzaklaşan evler ise -fiziki şartları ne kadar iyi olsa da- manevi bir kasvete bürünecektir.

İşte Kâbe-i Muazzama bu özelliklere sahip olduğundan tüm mü’minler onu bir kez olsun görmek için gözyaşlarıyla dua etmekte, ona ulaşma imkânı elde edenler de saatlerce mescitten çıkmadan orada vakit geçirmek, ayrılırken de bir daha gelmek için can atmaktadır. Eğer bizler de evlerimizi bu özelliklerle donatabilirsek Kâbe’nin sahip olduğu o müthiş cazibeye sahip olacak, sakinlerinin huzur bulduğu, girmek için can attığı evler haline gelecektir.

Hacc ve umre ibadeti esnasında belki ömrü boyunca yakalayamadığı manevi ruhu yakalayanlar, ülkelerine geri döndüklerinde kendi evleri ve Kâbe arasında bu sağlam irtibatı kuramadıkları için, Kâbe’nin manevi havasından çok uzak olan evlerinin atmosferinde kısa sürede eski hallerine de geri dönmekte, günahlarla tekrar buluşmaktadırlar.

Günümüzde mesken meselesi her şeyden evvel bir ideoloji meselesidir. Zira meskenlerini değiştirerek insanların ideolojik ve fikrî yapılarını da değiştirebiliriz. Evlatlarının halinden, geleceğinden endişe duyan, şikâyet eden anne babalar, kendi evlerinin Kâbe-i Muazzama ile sıkı bir ilişki kurmasını ve bir irfan ocağı halini almasını sağlamalıdırlar.Meskenlerimizin manevi atmosferini değiştirdiğimizde evlerimizde yaşayanların ahlaklarının da müspet olarak etkilendiğini, bununla da kalmayıp bu değişimin tüm yaşantımıza sirayet ettiğini göreceğiz

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!