Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  YÜREKLERİN FETHİ İLETİŞİMLE OLUR
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

İletişim, “bireylerin fikir, bilgi, tutum, duygu ve becerile­rini çeşitli yollarla bir başkasına aktarma, iletme ve paylaşma süreci” dir. İnsanın Allah, aile, çevre ve toplumla olan ilişkile­rinin kurulması, korunması ve geliştirilmesi iletişim becerisi ile sağlanır. İletişim bir bakıma duy­gu ve düşünceleri bir gönülden bir başka gönle anlatarak ilişki kurmaktır.

Modern dünyada teknolojinin en çok gelişim sağladığı alanla­rın başında iletişim geliyor. Bu gelişimin temelinde insanın ya­ratılışı gereği iletişime duyduğu ihtiyaç yatmaktadır. Bu ihtiyaç, iletişim alanında her gün yeni bir buluşu beraberinde getiriyor. Malumunuz son yıllarda iletişim alanında yapılan yenilikleri takip etmek bile imkânsızlaştı. Bütün bu gelişmelere rağmen insanın en çok şikâyetçi olduğu konulardan bir tanesi de anlaşılamamaktır. Oysaki iletişimdeki temel amaç, anlamak ve anlaşılmaktır. Aile­de ebeveyn ve çocuklar, sosyal hayatta arkadaşlar birbirleriyle doğru bir iletişim kuramıyor, birbirlerinin gönüllerini fethede­miyorlar. Hatta birbirlerine karşı gönül kapılarını sıkıca kapatıyor­lar. Bu durum insanın iletişim çağında iletişimsiz yaşamasına sebep oluyor. Yaratılışı gereği iletişim ihtiyacı ile dünya misa­firhanesine teşrif buyuran insan, bu ihtiyacını karşılayamadığı için huzursuz oluyor.

İnsanın huzursuzluğuna sebep olan iletişimsizliğin teme­linde iletişime kiminle ve nasıl başlayacağını bilmemesi yatmak­tadır. Hâlbuki insanın kişisel yeteneklerinin farkında olmasını sağlaması ve kişisel gelişimine katkıda bulunması açısından iletişim çok önemlidir. İnsan, iletişim süreci içinde, Allah ve diğer insanlarla olan ilişkilerini geliştirir, kendini tanıma olanağı bulur. Böylece duygu, düşünce, tutum ve davranışlarını daha iyi anlar. Davranışlarında değişik­likler yapma, onları kontrol etme olanağını bulur. Aynı zamanda insan, duygu ve düşüncelerini başkasıyla paylaştığı için onlar­la olan ilişkileri güvence altına alınmış olur.

Bunun için Allah, insanın iletişim bağlarını koparmasını yasaklamıştır; “Onlar ki fıtrat sözleşmesinden sonra Allah’ın aldığı sözü bozarlar, Allah’ın kurulmasını emrettiği bağları kesip koparırlar ve yeryüzünde ahlaki çürümeye neden olurlar, işte bunlardır hüsrana uğra­yanlar.” (Bakara, 2/27)

Ayette koparılmaması emre­dilen bağlar dört şıkta özetlene­bilir;

1- İnsanın kendisiyle olan bağı

2- İnsanın Allah ile olan bağı

3- İnsanın insan ile olan bağı

4- İnsanın tabiat ve evrenle olan bağı

Bu ana şıkların altına akıl- va­hiy, dünya- ahiret, lafız- anlam, madde- mana, birey- toplum, zengin- yoksul, karı-koca, yöne­ten- yönetilen vb. gibi bir çok bağ dizilebilir. Öncelikle anlı­yoruz ki Allah’ın koparılmama­sını emrettiği bağlar, bütünüyle insanı ve insan hayatını ilgilen­diren bağlardır ve bu bağların korunması bireysel ve toplumsal barış ve huzuru garanti ederken, birbirinden koparılıp ayrılması bunları yok etmektedir.8 R İBAT

Bireysel ve toplumsal huzu­run temelinde Allah’ın korun­masını emrettiği bağlar oldu­ğuna göre bu bağları koruyacak iletişimin de doğru sağlanması gerekmektedir. Kendi kendisiyle olan iletişimini sağlayamamış bir insanın yaratıcısı ile kaliteli, seviyeli ve tatmin edici bir ileti­şim sağlaması mümkün değildir. Çünkü insanın Allah ile iletişi­minin temelinde kendisini fark etmesi ve kendisiyle iletişim halinde olması vardır. Rahmet elçileri olan Efendilerimizin hayatlarını doğru bir şekilde anlama çalışması yaptığımızda bu neticeye ulaşıyoruz. Her bir peygamberimiz, Rabbimiz tarafından vahiy ile muhatap kılınmadan önce kendisini anlama ve kendisiyle iletişim kurabilmesi için terbiyeye tabi tutulmuştur. Bizlerde iletişi­min zirvesi olan Allah- İnsan iletişimini kendi hayatımızda yaşamak istiyorsak önce kendi kendimizle doğru bir iletişime geçmeliyiz.

Kendisiyle doğru iletişim kuran insan, yaratıcısıyla ileti­şim kurmak için arayışa geçer. Efendimiz otuz beş yaşlarından itibaren bu arayıştan dolayı Hira mağarasında inzivaya çe­kilmeye başlamıştır. İlginçtir ki “Hira” kelimesi Arapçada “ara­yış” anlamında kullanılır. Yani Efendimiz arayış mağarasında Rabbi ile iletişimi aramaktadır. Aramak, ihtiyaç hissetmenin bir neticesidir. İhtiyaç hissetmeyen arama gayreti sarf etmez. Öyley­se Allah ile iletişime geçmenin ikinci temeli bu iletişime ihtiyaç hissetmektir. Bu ihtiyacı gönül­den yaşayan insan dünyanın en büyük onuruna sahip olur ve vahye muhatap olur. Kur’an-ı, hayatına anlam veren Allah ile muhatap olduğunu bilerek okur. Şükür istendiğinde şükür, sabır istendiğinde sabır gösterir. Sorulduğunda cevap verir. “ Şimdi söyle ey insan: Allah en iyi hükmeden değil de nedir?” (Tin, 95/8)Efendimiz bu ayeti her okuyuştan sonra Rabbi ile ile­tişimde olduğu için şöyle derdi: “Bele Ya Rab! Ve ene mine’ş şahidin.” “Elbette ey Rabbim! Ve ben buna şahidim”.

Uyumayan ve unutmayan bir Allah’ın gözetiminde olduğu­muzu aklımızdan çıkarmamakta Rabbimizle iletişime geçmenin temel ilkelerindendir. Namaz­lardan sonra okunan Ayetel Kürsinin gayesi de bu gerçeği her gün tekrar tekrar hatırlat­maktır.

Doğru iletişim kurabil­mek için iletişime geçeceğimiz varlığı doğru bir şekilde tanı­malıyız. Allah, kendisini bizlere Kur’an’da esması ile tanıtır. Aynı zamanda Rabbimiz hayata es­ması ile müdahale eder. Öyleyse Rabbimizi Kur’an’daki esmasın­dan doğru bir şekilde tanıma gayretine girmeliyiz.

Bütün ibadetlerimiz Allah ile insan arasındaki iletişimi temsil eder. İbadetlerimizdeki şuuru artırmak Rabbimizle olan ileti­şimimizin kalitesini artıracaktır. Özellikle namaz ibadetimize ciddi bir şuur kazandırmalı­yız. Secdelerimizi Efendimiz gibi uzun uzun yapmalıyız ki mekânsal yakınlığımız gönül yakınlığımıza vesile olabilsin.

Unutmayalım ki dünya haya­tında mutmain olmak, ahirette ise razı olunan ve razı olan bir insan olmak Rabbimiz ile iletişimimiz sayesinde gerçekleşecektir.

Rabbiyle doğru bir iletişim kuran mü’min kul, gönlü­nü Rabbinin kelamına açar. Kur’an’ın fethetmiş olduğu bu gönül, başka gönüllerinde Kur’an ile fethine vesile olur. İman etmiş olduğumuz Hz. Süleyman Peygamber, kuşlarla, karıncalarla ve rüzgârla iletişime geçmiş ve onların gönlünü fet­hetmişti. Sevgili Efendimiz ise sadece insanların değil dağların bile yüreğini iletişimle fethet­miş; “Uhud bizi sever, biz de Uhud’u severiz” buyurmuştu.

Ümmeti olduğumuz Efendi­mizin ayak izlerini takip ederek, aile bireylerimizden başlayarak, yakın- uzak komşularımızla, ak­raba ve arkadaşlarımızla iletişime geçelim ve gönüllerini fethetmeye çalışalım. Vesselam…

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!