Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Değişim Sünnetullah'tır
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Kâinatta değişime tabi olmayan hiçbir şey yoktur. Çünkü Rabbimiz her an yaratma halindedir. Bu gün, yaşadığımız bir önceki günün, ışığından ve ısısından yararlandığımız Güneş de dünkü Güneş’in aynısı değildir. Vücudumuz bir önceki güne göre bugün birçok değişim ve gelişime uğramıştır. An be an her şeyin değişimi Allah’ın kâinata koyduğu Sünnetullah’ın gereğidir.

Değişimin gelişimi varsa, bu değişim inanan her insan için zaruri olan bir değişimdir. Eğer değişim taklide dayanıyorsa, bu değişim yozlaşmadır. Bu değişime Kitap ve sünnet izin vermez. Toplumların ve devletlerin kendilerine has fikirleri, projeleri, hedefleri olmazsa, böyle toplumlar ve devletler yozlaşmaya, asli özelliklerini bozmaya doğru hızla yol alırlar. Günümüzde yaşadığımız değişimin bazıları taklide değil, ihtiyaca yönelik değişimlerdir. Sürekli başkalarının fikirlerini kullanıp, kendileri fikir üretmeyenler, sürekli bozulmaya yönelik ve taklide dayalı bir değişimi yaşarlar.

Yaşadığımız ülke, bir geçiş dönemi yaşamaktadır. Batı ve batı hayat tarzını teneffüs ettiği hava gibi gören zihniyet, bir asra yakındır taklitten başka bir şey ortaya koyamamıştır. Hakkımız olan ve Kitap ve sünnetle irtibatı kesilmiş bir konuyu konuşmuyoruz. Şu veya bu sebeple baskıcı ve dayatmacı zihniyetin hâkimiyeti altında yaşama mecburiyetinde kalan toplumun hakkı olan değişimlerden bahsediyoruz.

İmanımızı dinimizin ve fıkhın ölçülerine göre yaşarsak, hiçbir sıkıntı ile karşı karşıya gelmeyiz. Sana göre, bana göre diye dini bir hayat olamaz. İnancımızı dinin ve fıkhın ölçülerine tabi olarak yaşamak için bir takım ölçüleri, prensipleri, kaideleri bünyesinde tutan fıkıhlarımız vardır. Mesela, evrak fıkhı, hareket fıkhı, muvazene fıkhı, farazi fıkıh… 80 milyon insanın hayat tarzını merhum Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali ile değerlendirirsek, bir adım atamayız. O sadece namaz, oruç, zekât gibi alanlarda yapacağımız vazifelerimizin doğru olarak yapılması için bizlere ölçüler koymuştur. 2017 yılının siyasi, iktisadi, hukuki, sosyal hayatı sürekli değişime, değişmeye açık olan alanlarımızdır.

Peygamberimizin yaşadığı dönemdeki hayatta ziraat, ticaret, hayvancılık ağırlıktaydı. Ulaşım ve iletişimde kullanılan aletler belliydi. Efendimiz’in (sav), bugün kullandığımız motorlu taşıtların isimlerinden değil de, kendi devrinde kullanılan ulaşım araçlarından bahsetmesi pek tabiidir. At, deve, katır, merkep gibi… Efendimiz, at veya deve üzerinde tebliğe, cihada çıkmış bir insanın alacağı mükâfatı açıklarken, aslında günümüz insanının arabası, uçağı, taksisi ile yapacağı hizmetler aynı kefeye konulmaktadır. Günümüzde ilim ehli, yetkili ve muttaki âlimlerimiz ne yapıyorlar? Efendimiz’in ibadet ve ahlak konularının yanında siyasi, ticari, iktisadi ve sosyal alanlarla ilgili hadislerin maksadını, gayesini, hedefini anlayarak, günümüz Müslüman insanının neler yapabileceğini söylüyorlar.

Konuyu böyle değil de, “taviz veriliyor, düzenin dümenine giriliyor, adam sapıttı, kapitalist oldu”, şekliyle ele alırsak, işin içinden çıkamayız. Şunu da biliyoruz ki ekranlara çıkarak abuk sabuk konuşarak kendilerini âlim yerine koyanlar, bu mesajımızın dışında kalan insanlardır

Fikrine, içtihadına, sözlerine inanacağımız âlimlerimizi kitabımız belirtmiştir: “Geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkârcı gibi) midir? De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.” (Zümer, 39/9)

 

“Adam kapitalist çıktı. Karun gibi yaşıyor. Ev yaptırıyor ama malzemelerini İtalya’dan getiriyor. Bir de çıkmış Müslümanlıktan bahsediyor.”

Bir Müslüman için böyle ifadeler kullanmaya hakkımız yoktur. Çünkü Müslüman insan ne konuştuğunun, nerede ve nasıl konuşacağının farkında olan insandır. Bizler ne yazık ki üretimin başında değiliz, tüketime mahkûm olmuşuz. Bir zamanlar imamlarımız camilerde salâ verir, bisikletinin pedalına basarak cenaze evlerinde ölen insanın ahiret borcunu kapatmak için (!) devir merasimine katılırdı. Devir merasimini izleyen cenaze yakınları ise bıyık altından gülerdi. Peki, doğru olan bu mudur? Bugün imamımız ne yapıyor? Altında arabası, masasında bilgisayarı, kütüphanesi ve dolgun maaşı ile onurlu ve şerefli bir vazife yapmıyor mu?

İmamlarımızın çocukları, hanımları aşağılık duygusuna kapılmıyor bugün. Cami içinde bulunan özel odasına geçen imamlarımız, cemaatine çay ikramında bulunuyor. Mahallesinde bulunan muhtaç aileleri bilgisayarından takip ederek, ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyor. Bu tarz bir kaliteye dayalı değişimin zararı nedir? İmamlarımız kapitalist mi oldu şimdi? Sizlerden, kısa olarak sahabe dönemine bakmanızı istirham ediyorum. Şartlar gereği karnına taş bağlayarak yaşamış olan o güzel insanlar, yine şartlar gereği hangi seviyeye gelmişler?

Peygamberimizle başlayan fetih hareketleri, 2. halife ile devam etmiş ve Hz. Osman devrinde zirveye çıkmıştır. Dicle, Nil ve Fırat havzaları, devrin iki güçlü devleti tarafından gasp edilmesine rağmen, onlar geri alınmış ve istenilen kimliğe kavuşturulmuştur. Zamanla da İpek yolu ile Baharat yolu gibi en işlek olan uluslararası ticaret yolları, Müslümanların adil hâkimiyetine geçmiştir.

Sahabeyi, dünyadan kopuk, münzevi, açlıkla mücadele eden, bir ipliğini çekseniz on yaması düşen insanlarmış gibi yanlış bir kimlikle ele almak, onlara atılacak en çirkin iftira olur. Onlar (Allah kendilerinden razı olsun) anın vacibini yaşamışlardır. Bu hususta birkaç misal vermek gerekiyor.

Büyük nakdi servetlere sahip olan bazı sahabeler Akdeniz’de ticaret gemileri çalıştırmış, şehirlerarası-uluslararası ticaretle uğraşmış, zaman zaman büyük karlar sağlayacak tatlı nimetleri ve imkânları değerlendirmekten geri kalmamıştır.

Zirai üretimde kullanmak veya ticaretini yapmak için köleler satın almak ve bunları iskân etmek için müteaddit meskenler edinmek zorunda kalmıştır. Ayrıca ticaret, hayvan bakıcılığı ve ziraat alanlarında uzman kölelere malik olmayı da ihmal etmemiştir.

Liman şehirlerinde edindikleri binalardan bazılarını depo olarak kullanmışlardır. Muhtelif ticaret alanlarına yönelmiş, kambiyo işlemleri gibi çeşitli mali işlemlerden de uzak kalmamışlardır.

Sahabe tarafından sak dediğimiz (çek), lava dediğimiz (havale) ve süfrece dediğimiz (poliçe) gibi kredi araçları kullanılmaya başlanmıştır. Ki bunlar, Avrupalılar tarafından ancak Haçlı Seferleri sırasında Müslümanlardan öğrenilen gerçeklerdir.

Ellerinde yeterli miktarda nakit bulundurdukları için, zaman zaman ganimet mallarının alım satımından büyük kazançlar sağlamışlardır. İşletme imkânlarına kavuşan sahabe, çorak toprakları ihya etmiş ve sahiplenmişlerdir.

Devrin müteşebbislerinden Abdullah b. Cafer ile alakalı şu olay, çok şeyler anlatmaktadır:

İsmi geçen zat, büyük meblağlar tutan bir alış-veriş esnasında bir dirhem için sıkı bir pazarlığa girmiştir. Bu olaya tuhaf bakan insanlar:

- Bir yandan hayır işleri için bol bol cömertlik ederken, öte yandan tek bir dirhem için pazarlığa mı girişiyorsun, dediklerinde, şu cevabı vermiştir:

- Cömertlik ettiğim şey malımdır. Tasarruf etmeye çalıştığım bu şey ise aklımın icabıdır. Yani gerçek değerinden tek bir dirhem bile fazla vermemekle, akıllı ve hesapçı davrandığını ortaya koymaktadır.

Sahabe, kapitalist bir ruh değil, teşebbüs ruhu taşımaktadır. Sahabede oldukça aktif bir teşebbüs ruhu mevcuttur. Buna ilave olarak, Asr-ı Saadet’te faiz yasağının kapitalist temayülleri engellerken, teşebbüs ruhunu kamçıladığını da göz ardı etmemeliyiz. Bir de buna, zekâtın dağıtımında borçluların bulunması, ödeme imkânı olmayan borçlulara devlet desteğinin sağlanmış olması, müteşebbislerin risk yüklenme cesaretini artırmış olması eklenebilir. Sahabeler bu servetleri insanları sömürerek, toplum üzerinde sulta kurarak elde etmemişlerdir. Aksine, gerektiğinde tüm varlıklarını hayır işlerine sarf edebilmişlerdir. Hanlar, hamamlar, çarşılar, vakıflar, yollar, köprüler, aşevleri, çeşmeler inşa etmişler, cemaat şuuruyla yorulan teşebbüs ruhu kapitalist temayüller göstermemiştir. Öyle ise, servetin, kendisi sosyal olmak zorundadır; ister devletin, ister ferdin, ister halka açık şirketlerin elinde bulunsun. Fertler yaptıkları her türlü hayır işleriyle toplumsal huzurun sağlanmasına büyük katkılar sağlamalıdır.

Netice: Yeryüzünün tamamından sorumlu olan Müslümanlar, siyasi, iktisadi, hukuki ve sosyal alanlarla bağlantılı hizmetlerini, kulluk olarak, ibadet olarak görme imkânına sahiptir. Yeter ki dinimizi iyi anlayalım, onun maksadını, gayesini, hedeflerini çarpıtmadan öğrenelim. Her zaman olduğu gibi bugün de, akıbet, güzel sonuç muttaki Müslümanlar içindir

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!