Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Üç Ayların Anlamını Doğru Anlayalım
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Halkımızın dilinde “Üç Aylar” olarak bilinen Recep, Şaban ve Ramazan ayının ilki olan Recep ayına girmiş bulunuyoruz. Yüce Allah, bazı geceleri, diğer bazı gecelere, bazı mekânları, diğer bazı mekânlara ve bazı zamanları da diğer bazı zamanlara üstün kılmıştır. Bunları iyi değerlendirmek zorundayız. 

Ülkemizde meşhur olmuş fakat sahabe döneminde rastlamadığımız “üç aylar” kavramına karşı çıkıp onu hurafeler cümlesinden addetmemek gerekir. Öncelikle üç ayların girmesiyle yerine getirilen ve adet haline gelmiş güzelliklerin farkına varmalıyız. Konya ilimizde bu mübarek günleri bütün çocuklara sevdiren, onlara pek çok sohbet ve konuşmayla anlatılamayacak kadar Recep ayını anlatan şivrilik geleneğine ve halkımızın üç aylara nasıl ilgi gösterdiğine bakmamız gerekmektedir. Peygamberimiz (sav) zamanında “üç aylar” kavramı yoktu. Efendimiz zamanında yoktur diyerek insanların kafasını karıştırmaktansa, halk bu kavramı sahiplendiğinden ve neticeleri çok iyi olduğundan galat da olsa fasih olana tercih edilmelidir.

RECEP AYININ ÖNEMİ VE BU AYDA ÜZERİMİZE DÜŞEN VAZİFELER

Recep ayının temel özelliklerinden biri Müslüman’ı Rabbine hazırlaması, Allah kul irtibatını sağlamlaştırmasıdır. Kur’an okumak, oruç tutmak, namaz kılmak, tövbe-istiğfarlar ve diğer ibadetler de pek tabi bu işlevi görmektedir. Ancak Recep ayında bunların hepsinin ayrıca ele alınması bize kazanım sağlayacaktır. Her Müslüman bu mübarek ayda namazdan oruca kadar her ibadetinin muhasebesini yapmalı, kulluk hayatını sathîlikten kurtarmalı ve böylece imanının zayi olması tehlikesinin de önüne geçmelidir. Zira bir Müslüman imanını dinî ölçüler içinde yaşamazsa, o imanın zayi olması tehlikesi başlamış demektir. Bunu engellemek için yapacağımız şey, bütün amellerimizin ifasında yüzeysellikten kurtulmaktır. Yani söylediğimiz bir Allah lafzının dahi ibadet kategorisine girdiğinin farkına varıp, ibadetleri adetlere kurban etmemektir. Recep ayında Rabbimiz ile irtibatımızı kuvvetlendirmek için yapacağımız her şeyin de ibadet olarak değer bulacağını bilmeliyiz. Bu nedenle Kur’an okuyarak Rabbine yaklaşacağının farkında olan bir Müslüman bu işi ciddiye almalı, Allah’ın kelamına duyulan iştiyakın O’na olan sevginin bir alameti olduğunun bilincinde olmalıdır. Zira Allah ile olan bağımız kuvvetlendikçe, O’nun mesajına olan imanımızda aynı oranda kuvvetlenecektir. Neticesinde ise mü’min, Kur’an’dan uzak kaldığında bu eksikliği hayatında hissedecek ve bu uzaklığın tövbe ve istiğfarı gerektiren bir vebal olduğunun farkında olacaktır. Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başladığı Ramazan ayına bir hazırlık mesabesinde olan Recep ayını iyi değerlendirmek gerekmektedir. Allah’ı tanımak, bağımızı kuvvetlendirmek için esma-i hünsanın her birinin bir basamak olduğunu hassaten bu ayda sık sık hatırlamalıyız. Yine Rabbimizi tanımak için bilmemiz elzem olan Zatî ve subutî sıfatların anlaşılması da Recep ayında yapmamız gerekenler arasındadır. O halde Allah’ın ayı olan Recep ayı, Allah’ı tanımamız, O’na yaklaşmamız için yapmamız gerekenlerin gözden geçirilmesi gereken bir aydır. Yani Recep ayında sürdüre geldiğimiz adetleri devam ettirelim fakat bunun yanın da bu ayda neler yapmamız gerektiğini, bu ayın niçin Allah’ın ayı olarak nitelendirildiğini, Allah’ın bu ayda bizlerden ne beklediğini, yine bu ayın kulu rahmetle kuşatan büyük bir nimet olduğunu da bilelim.

Nasıl ki sevdiğimiz, tanıdığımız yazarların kitaplarını daha çok okuyorsak, hayatımızı inşa edecek olan kitabı da sahibini tanıdığımız ölçüde severek ve istifade ederek okuyabiliriz. O halde Rabbimizi tanımadan kitabıyla hayatımızı inşa edemeyiz. Kul bunu başardığı ve Rabbiyle olan ilişkisini gözden geçirip kuvvetlendirdiği zaman ise hep özlenen ve beklenen muttaki, muhsin, muhlis, mücahit özelliklerini kazanacaktır.

ALLAH-İNSAN, VAHİY-HAYAT İLİŞKİSİ

Allah-insan irtibatı kulun kalbinde ve kalbinin hâkimiyeti altında olan organlarında da kendini gösterecek olan, yani aslında kul tarafından somutlaştırılabilecek bir münasebettir. Allah’ın insan ile ilişki kurmasının alameti vahiydir. İnsanın Allah ile ilişki kurmasının alameti ise ibadettir. Yani çift taraflı olan bu ilişkide Allah’tan vahiy, kullardan ise ibadet beklenmelidir. O halde ibadet olarak yaptığımız her ne varsa, Allah’a ulaşmaktadır. Recep ayında yapacağımız kalbî hazırlıklar, uzuvlarımızı hâkimiyet altına alacak ve onlardan sadır olan amelleri de koruyacaktır.

Vahiy, Allah’tan insana bir haber akışıdır ki Allah yalnızca insana değil, diğer bütün canlılara da vahyetmektedir. Eğer kul, bu vahiyle hayatına yön verir, yaşamı vahiyle inşa ederse, gerçek huzur ve saadeti elde edebilir. Unutmayalım ki, vahyin ilk muhatapları olan ve hayatlarının her alanında hâkim kılmayı başaran sahabenin dönemine 15 asır da geçse, asr-ı saadet dememiz bu sebepledir. Bunun aksi olur, insan vahiy ve ibadet arasındaki dengeyi koruyamazsa, ıslah değil fesat eden, tamir değil tahrip eden bir canlıya dönüşür. Yine bu ilişki bozulduğunda insan, evini ve sosyal hayatını ıslahla vazifeli bir halife ve emanetçi olduğunu unutur. Dolayısıyla da Allah’ı ve ahireti unutur. Biliyoruz ki bir toplumun günah içinde yaşamasının temel nedeni de ahireti unutmasıdır. Elbette bu yolculuk, yani vahiy ve hayatı birleştirme yolculuğu, şeytan ve nefsin tuzaklarıyla dolu, zor bir yolculuktur. İşte böyle mübarek bir ayda vahiyle, vahyin sahibi ile bağlantımızı sıkı tutmaya çalışmalı ve bu yolculuk için gereken hazırlığımızı yapmalıyız.

ŞABAN AYINDA YAPMAMIZ GEREKEN: RASUL-KUL İRTİBATINI SAĞLAMLAŞTIRMAK

Peygamberimizi (sav) anlatırken, Abdullah oğlu Muhammed değil, Allah Rasulü Muhammed (sav) olarak ele alır ve risalet vasfını öne çıkarırız. Bir Müslüman’ın iman etmesi gereken pek çok mevzu vardır fakat bunların hepsinin lokomotif şeklinde bağlı olduğu ve bütün bunları çekme özelliğini haiz olan üç temel mevzu vardır ki, bunların herhangi birinde yaşanacak bir sıkıntı, bütün iman şubelerine tesir edecektir. On üç yıllık Mekke döneminde Kur’an, büyük nispette bu üç mevzu üzerinde durarak, onlara olan imanın sabit hale gelmesini sağlamıştır. Bunlar; Allah’a iman, ahirete iman ve Rasulü’ne iman etmektir. Bu üçüne olan imanımızı en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde sağlamlaştırmalıyız. Allah Rasulü’ne olan imanımız, Allah’ın Efendimiz (sav) ile ilgili Kur’an-ı Kerim’de anlattığı her şeye inanmamız ve bu imanın sınırlarını çizenin de yine Allah Teâlâ olduğunu bilmemizdir. Bu ölçüyü iyi muhafaza edemeyenler ise ya Hristiyanlar gibi ifrata ya da Yahudiler gibi tefrite kayacak, Allah’ın tarih sahnesinden sildiği bu iki ümmetin özelliğini taşıyacaklardır. O halde Efendimizin ayı olarak kabul ettiğimiz Şaban ayında Peygamberimizle olan ilişkilerimizi incelememiz gerekmektedir.

Eski ümmetlerin batıl ve yanlış yaşam tarzları neticesinde helak olmalarının sebebi, Rasul-kul irtibatlarında var olan zayıflık veya hatalarından kaynaklanmıştır. Bu hakikat, Peygamberimize olan imanımızda muhafaza edeceğimiz sınırların önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Unutmamalı ki, neyi inkâr ettiğini bilmeyen, neyi tasdik ettiğini de bilemez. "أَشْهَدُ أَنّ لَّا إِلَٰهَ إِلَّإ الله و أَشْهَدُ ان محمد رسول الله" diyen biri, bu hakikatleri, beynine ve kalbine nakşetmelidir. Zira bu, imanî ve itikadî bir meseledir. Yani namaz kılan bir insanın gevşeklik gösterip, birkaç vaktini ihmal etmesi, onun günah işlemesine sebebiyet verirken, imanda göstereceği en ufak bir zafiyet, onun İslam’ına zarar getirecektir. Tam da bu nedenle Rabbimiz ibadetleri kesin bir dille emrederken iman hususunda “Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin ” (Kehf, 18/29) buyurarak, bu konuda kuluna herhangi bir baskı, dayatma yapmamakta ve kalbi tatmin etme yoluna sevk etmektedir. Dolayısıyla kelime-i tevhidi iyi idrak etmeli, tasdik etmeden evvel, hayatımızda, davranışlarımızda, inancımızda inkâr edilmesi gereken her şeyin reddinin geldiğini bilmek durumundayız. Bu inkârda bir eksiklik söz konusu olursa, tasdik de sıkıntılı olacak ve Allah katında kabul görmeyecektir.

Kullarına rahmetinin tecellisi olarak katından Kur’an-ı Kerim’i gönderen yüce Rabbimiz, bunun yanında bir de onun yaşanmış halini, yani sünneti ve Peygamberimizi lütfetmiştir. Fakat bugün birçok Müslüman kardeşimiz Efendimizin yaşantısını ve uygulamalarını kendi hayatıyla kıyaslanamayacak ve ulaşılamayacak bir derecede görmekte ve sünnetin uygulanabilirliği konusunda şüphe etmektedir. Peygamber (sav)’in hayatını kendi hayatlarımızdan uzak ve hayalî görmek O’nun sünnetleriyle bizim aramıza aşılmaz mesafeler koymaktadır. Efendimizle ve sünnetleriyle olan irtibatımızda hiçbir kopukluğa mahal vermemeliyiz. Bu,“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının” (Haşr, 59/7) ilahî emri gereği yapılması gerekendir.

İnsanın Allah ile olan irtibatının ekseni O’na kayıtsız şartsız teslimiyettir. Efendimiz (sav) ile olan irtibatın ekseni ise O’nu sevmek ve O’na itaat etmektir. Bu irtibatlarda yaşanacak herhangi bir kayma ve inhiraf, ilişkilerin bozulmasına sebebiyet verir.

Peygamberlere iman ederken onların hayır dediği şeylere hayır diyebilmek, yasakladıklarını da yasak kabul etmek bu imanın bir gereği olarak yapılması gereken şeylerdendir. İşte bunu başardığımız zaman bundan binlerce sene evvel gönderilen Peygamberlerle dahi irtibatımızı sağlam tutmayı da başarmış oluruz.

Peygamberler ile kurduğumuz ilişkide nelere dikkat etmeliyiz?

Muhammed İkbal’in büyük hikmet barındırdığına inandığım şu sözünü zikretmek istiyorum: “İslam’ın aziz, nezih Peygamberi eski dünya ile modern dünyanın tam ortasında durmaktadır. Vahyin esaslarıyla eski dünyayı yönlendirmiş olan Peygamber, modern dünyayı da vahyin amacı ve maksadıyla yönlendirmeye devam etmektedir.” Efendimiz (sav) dönemi ile günümüz dünyası arasında büyük farklar olduğu su götürmez bir gerçektir. Sünnet ve hadisin vücut bulduğu toplum sadece hayvancılık, tarım ve ticaretin olduğu bir toplumdu. Fakat bu durum bizi sünnetin geçerliliğini yitirmiş olduğu gibi bir sonuca asla ulaştırmamakta bilakis sünnet halen hayatımıza yön vermektedir. İşte Muhammed İkbal tam da bu noktaya işaret etmiş ve Peygamberimizin (sav) yönetim, idare, eğitim, ticaret, sosyal hayat, iktisat, hukuk gibi konularla alakalı bütün hadislerinin maksat ve amaçlarının modern dünya içinde geçerli olduğunun altını çizmiştir. O halde bugün dünyanın dört bir yanında hatta gayr-i Müslim olan Avrupa ülkelerinde dahi hakkaniyet ölçülerine uygun ne varsa hepsinin Allah Rasulü’nün hayatından alınmış güzellikler olduğunu söyleyebiliriz. Efendimizin sosyal hayata dair hadisleri ‘makasıd-ı şeria’ dediğimiz kaideler gereği maksat ve amaçlarının yönlendirmesiyle günlük hayatımıza uyarlanabilmektedir. Dolayısıyla sünnetin, ahlakî ve edebî davranışlardan, yeme içme adabından, ticaret adabına kadar hayatımızın her alanında örneğimiz ve rehberimiz olma özelliğine haiz olduğu hakikati de kendini göstermiş olmaktadır. Peygamberlerin ümmetlerinden kendilerini taklit etmelerini değil, örnek almalarını istemeleri de bu hakikatin yaşanması için gösterilen bir yoldur.

Ve şimdi sırada ümmetin ayı olan Ramazan ayı vardır. Receb ve Şaban aylarında istenilen vazifesini, irtibatını gerçekleştirerek belli bir iman ve İslâm kimliği elde etmiş olan Müslüman insanın, rahatlıkla eline alabileceği bir kitabı vardır. O da Kur’an’dır. Ramazan ayında kulunun eline Kitab’ını tutuşturan Yüce Allah, sanki kuluna şöyle diyor: “Kitabıma iyi sarıl, onunla irtibatını sıklaştır. Çünkü, seni cennetimde görmek istiyorum...” Dolayısıyla Ramazan’ı bir mektep bilerek rıza diplomasını hak etmek için, gerekli özeni göstermeliyiz. O’nun bir Kur’an ayı olduğu bilinciyle diğer aylardan daha fazla Kur’an tilavet edip, mealini de okuyarak onu anlamalı ve yaşamalıyız. Bugünkü Müslümanların sorunu, Kur’an okumama değil, anlayıp yaşamamaktır. Milyonlarca hatimler yapılır, dualar edilir, fakat mealini anlama ve yaşayarak anlamlandırma yönü tercih edilmez. Müslümanlar Ramazan ayını fırsat bilerek Kur’an’dan anladıklarıyla amel etmeli, anlamadıkları yeri de uzmanlarından sorarak hayata geçirmelidirler.
Bu duygu ve düşüncelerle tüm okuyucularımın üç aylarını tebrik ediyor, sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!