Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Dünyevileşmenin Panzehiri İbadet ve Hilafettir
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Modern dünyanın Müslümanları günah ve ahlaki kokuşma karşısında duyarsız ve edilgen bir şahsiyet haline geldiler. Yüce Yaratıcının insan için çizdiği sınırların çiğnenmesinin Müslüman şahsiyetler tarafından dahi basite alınması hassasiyetlerimizin kaybolduğunun en büyük delilidir.
Haramların aleni reklamı şahsiyetimizde ciddi erozyonlara sebep olmuştur. Şunu unutmayalım ki yaşanmakta olan ahlaki bozulma ve kokuşma mutlaka bireysel ve toplumsal anlamda bizleri de etkilemiştir.

Cennete layık bir kul olma mücadelesi içinde yaşamamız gerekiyor. Bu mücadele ise ibadet ve hilafetten geçer. İbadetle beynimiz, gönlümüz ve bedenimizle kul olduğumuzun farkına varmak, hilafetle de evimizden yeryüzünün tamamına kadar düzeni, intizamı sağlamak ve neticede yaratılış gayemizi yerine getirmek…

İbadet ve hilafet sorumluluğunu hayatında canlı tutan bir Müslüman için merhamet, karşısındaki insanın eksikliklerini tamamlamaktır. Birbirlerinin eksik ve noksanlıklarını tamamlamak mücadelesinde olan Müslüman toplum, otomatikman toplumsal barışı sağlamış olur. Ve böyle bir toplumun sırtının yere gelmesi mümkün değildir.

İnsan, Allah’ın varlık sahnesine çıkarmış olduğu en değerli varlıktır. Kur’an bu durumu insanın en güzel şekilde (ahsen-i takvim) ve eşref-i mahlûkat olarak yaratıldığını ifade ederek vurgular. Bu yaratılışın ardından akıl, irade ve vicdan nimetleriyle donatılan insan, tekâmül yolculuğunun başlangıcına bırakılmıştır. Bu yolculuk, beşerin insan olma yolculuğudur. Bu yolda yürüyenler, birey olmaktan şahsiyet olmaya doğru yükselişe geçerler. Âlemlerin Terbiyecisi olan Rabbimiz, insana bu yolculuğunda rehberlik etmesi için vahiyler indirmiş ve Rahmet Elçileri olan Peygamberlerini göndermiştir. Bu durum, Allah’ın insana vermiş olduğu değerin bir neticesidir. Rabbimiz en güzel şekilde yaratmış olduğu insanın kendisine verilen değeri korumasını beklemektedir. Bu bağlamda bütün ibadetlerin amaçlarından biri de insan şahsiyetini korumaktır.

Sekülerizm, Allah’ın insana vermiş olduğu değerin zıddına insanı değersizleştirmek için mücadele eden ideolojidir. Bu ideolojinin amacı, temel insani değerlerin dibe vurduğu, günahların normalleştiği, insanın beşer haline geldiği bir hayat tarzını yaşanılır kılmaktır. Böylece insan, hazları için yaşayan, hayatının anlam ve amacını unutmuş bir varlık haline gelecektir. İnsanı bu şekilde değersizleştirme, onun şahsiyetini erozyona uğratma çalışmaları insanlıkla yaşıttır. Kur’an, İsrailoğullarının yahudileşme sürecini bu tehlikeye dikkat çekmek için uzun uzun anlatmıştır. Malumunuz olduğu üzere İsrailoğulları dünyevileşerek Allah’ın kendilerine vermiş olduğu değeri kaybetmişler ve yahudileşmişlerdir.

Seküler dünya düzeni hayatı anlam ve amacından koparıp, değersizleştirme üzerine kurulmuştur. Bu süreç, insanı Rabbiyle yapmış olduğu fıtrat sözleşmesine ihanet ettirerek insanlığını unutturup esfeli safiline indirene kadar devam edecektir. Planlı bir şekilde yürütülen değersizleştirme programı, dünyayı ıslah etmekle görevli insanı daha günahkâr ve daha hazcı bir varlık haline getiriyor. Artık insan hiçbir şeye değer biçmiyor, fiyat belirleyip etiketine yazıyor. Çevresindeki her şeyi alınıp satılabilen bir meta gibi görüyor. Değer biçme ve fiyat belirleme eşya ile sınırlı kalmayıp insana kadar uzandı. İnsana ve eşyaya karşı böylesine bir yanlış bakış açısı kadim toplumlarda yaşanmamış bir süreçtir. İnsan, kendi eliyle kendisini hiçbir dönemde bu kadar değersizleştirmemişti. Yaşanmakta olan bu süreç ne yazık ki sadece batı toplumlarıyla sınırlı değil. Adeta bir virüs gibi bütün toplumlara bulaşıyor. Varlığını hissettirmeden insanın fıtratını bozuyor. Çekirdekteki bozulma düşünceyi ve ameli de fesat ediyor. Düşünce ve eylemi bozulan insan, dünyaya gönderiliş amacının tam zıddı olan bir istikamete yöneliyor. Daha doğrusu istikametsiz ve yönsüz kalıyor. Nerede ve nasıl bir ahlaki çözülme- bozulma ve kokuşmaya sebep olacağı kestirilemez hale geliyor. Islah unutulup yerine ifsat hâkim oluyor. Böylesine bir insan tipi, adeta saatli bomba gibi toplumun ahlakını tehdit ediyor. Bütün haramlar ve günahlar artık sıradan ve normalmiş gibi algılanıyor. Böylesine tehlikeli bir algı yöntemi artık İslam toplumlarında ve muhafazakâr kesimlerde dahi alttan alta varlığını göstermeye başladı. Modern dünyanın Müslümanları günah ve ahlaki kokuşma karşısında duyarsız ve edilgen bir şahsiyet haline geldiler. Yüce Yaratıcının insan için çizdiği sınırların çiğnenmesinin Müslüman şahsiyetler tarafından dahi basite alınması hassasiyetlerimizin kaybolduğunun en büyük delilidir. Haramların aleni reklamı şahsiyetimizde ciddi erozyonlara sebep olmuştur. Şunu unutmayalım ki yaşanmakta olan ahlaki bozulma ve kokuşma mutlaka bireysel ve toplumsal anlamda bizleri de etkilemiştir. Artık Müslümanlar günahları konuşurken işlenen günahı basite indiriyor ve normalmiş gibi davranıyor.

Ülke Müslümanları olarak her geçen gün şahsiyet erozyonuna uğruyoruz. Kendi değerlerimizi farkına varmadan kaybediyoruz. Vahyin bakmamızı istediği yerden kendimize baktığımızda her geçen gün değersizleştiğimizi görüyoruz. Müslümanları şahsiyet erozyonuna uğratmak için amaçlı, planlı ve sistemli bir şekilde çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmalardan birkaç tanesine dikkatlerinizi çekmek istiyoruz;

- Günahlara karşı hassasiyetlerimiz azaltılıyor. Arşı titretecek günahlara televizyon, internet ve yazılı medyadan şahit oluyoruz ama ürpermiyoruz. Çünkü izlemiş olduğumuz programlar aracılığı ile bilinçaltımıza günahın normal olduğu mesajı veriliyor. İşlenen günahlardan şikâyetçi oluyoruz ama bu günahlara şahit olmaktan sakınmıyoruz. Unutmayalım ki Züleyha gibi günaha davet etmek ve günahın arkasından koşmak ile Hz. Yusuf (as) gibi günahtan kaçmak bir değildir. Mümin bir şahsiyet olmak istiyorsak modern dünyanın günah merkezlerinden ve buralarda işlenen günahlardan kaçınmalıyız. Bireysel ve toplumsal hayatımızda gözümüze ve gönlümüze hâkim olmalıyız.

—Şahsiyetimize değil, imajımıza yatırım yapmamız isteniyor. Gerek ibadetlerimizde gerekse davranışlarımızda özü unutup, görünene odaklanıyoruz. İbadetlerimizin ruhu yerine şeklini önemsiyoruz. Öz ihmal edilerek görüntüye yapılan yatırımlar özün çürümesine sebep oluyor. Davranışlarımızdaki vakarla ve nebevi ahlakımızla çevremize mesaj vermek yerine, kullanmış olduğumuz aracımızla, giydiğimiz elbisenin ve elimizdeki telefonun markasıyla mesaj vermeyi tercih ediyoruz. Bu acı tablo şahsiyetimizden çok şeyi alıp götürüyor. Bu durumun farkına varıp kimliğimize ve şahsiyetimize yatırım yapmalıyız.

-Kanaatimiz elimizden alınıyor. Efendimizin dilinde en büyük zenginlik olarak tarif edilen kanaatimizi her geçen gün kaybediyoruz. Kanaati adeta hayatımızdan çıkarıp attık, her şeyin en iyisine sahip olmak istiyoruz. Hiçbir yanımız yarım kalmasın, her bir yanımız tamam olsun istiyoruz. Bu durum bize ahireti unutturuyor ve bizi ahiret yokmuş gibi yaşamaya yönlendiriyor. Öyleyse kanaati hayat prensibi edinerek şahsiyetimizi erozyondan korumalıyız.

Yaşanmakta olan bu değersizleştirmeye karşı biz Müslümanlar nasıl mücadele etmeliyiz?

Cennete layık bir kul olma mücadelesi içinde yaşamamız gerekiyor. Bu mücadele ise ibadet ve hilafetten geçer. İbadetle beynimiz, gönlümüz ve bedenimizle kul olduğumuzun farkına varmak, hilafetle de evimizden yeryüzünün tamamına kadar düzeni, intizamı sağlamak ve neticede yaratılış gayemizi yerine getirmek… İşte bu iki temel sorumluluğumuzu yerine getirdiğimiz zaman, yeryüzünün gerçek varisleri olma ve Rabbimizin kaza ve kaderinin tecellisinde “biz de varız” deme hakkını elde etmiş oluruz. Daha sonra yaptığımız ve yapmakla mükellef olduğumuz her şeyin farkına varırız. Karşımızdaki Müslüman kardeşimize selam vermekten, ağzımıza aldığımız küçük lokmaları çiğnemeye kadar her şeyimizle Peygamberimizi ölçü ve örnek almış oluruz. Bunun dışındaki hayat, paldır-küldür bir hayattır ki ne Allah yanında ne de hakiki müminler yanında hiçbir değerimiz olmaz.

İbadet ve hilafet sorumluluğunu hayatında canlı tutan bir Müslüman için merhamet, karşısındaki insanın eksikliklerini tamamlamaktır. Birbirlerinin eksik ve noksanlıklarını tamamlamak mücadelesinde olan Müslüman toplum, otomatikman toplumsal barışı sağlamış olur. Ve böyle bir toplumun sırtının yere gelmesi mümkün değildir.

Kalben beslenme olan sohbetler enerji ise, bu enerjinin sinerjiye çevrilmesinin adı elbette hizmettir. Hizmet ise kişinin tüm gayret ve çabalarının karşılığını Rabbimizden istemesidir. Bu manasıyla hizmetlerden uzak kalmak, cephelerden uzak kalmak gibidir ki bu acı durumu normal bir Müslüman kaldıramaz. Sohbet ve hizmet, ibadet ve hilafetin hayata yansımasıdır.

İbadet ve hilafet sorumluluğuna sahip Müslümanın, davranışlarına bakıp da Müslümanlığa özenen kimseler yoksa Müslümanlığını gözden geçirmesi gerekir. Müslüman olduğumuzu kabul ederiz fakat Müslümanlığı temsil ediyoruz dersek yüzümüzün kızarması söz konusu olur.

Yaşadığımız olumsuzluklar Müslümanları üzmemeli tam aksine harekete geçirmelidir. Beynimiz, gönlümüz ve bedenimizin birbirlerinden haberli olarak çalışması, her çeşit problemi çözecek güçtedir. Çünkü Allah katından gelen hayat tarzımız İslam dini, motor gücümüzdür. Taklit etmeye ihtiyacımız yoktur, çünkü mutlak örneğimiz Hz. Peygamberimizdir. Meşru değişimlerimizin referansı vahiydir, yani Rabbimizdir. Âlimlerimizin bir eli kitapta diğeri ise yaşanan hayatın üzerindedir. Kur’an-ı Kerim’in bir ucu Rabbimizin kudret elinde ise, diğer ucu biz Müslümanların elindedir. Kader anlayışımızın can damarı, Allah ile insan arasında yaşanan ortak süreç inancıdır. Allah’ın ayetlerinin, toplumun davranışlarına göre hareket edeceğine imanımız tamdır. İşte bu özet halinde takdim ettiğimiz doğru bilgiler, biz Müslümanların zihninden kalbine indiği zaman, yeryüzünün gerçek varislerinin bizler olduğunu göreceğiz.

Ülkemizde ne zaman bu anlayış ve prensip gündeme alınır, ayaklarımız yere değer, içi boş gündemlerle zaman israfını durdurursak, yapılacak önemli işleri görüşme ve uygulama vaktinin geldiğini hep birlikte anlamış oluruz.

Bugün Müslümanlar olarak dinimize yapacağımız en güzel hizmet, Allah’ın bize vermiş olduğu değerleri korumaya çalışarak örnek ahlakımızla ve onurlu şahsiyetimizle insanlığa numune olmaktır

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!