Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Emin Peygambere Güvenilir Ümmet Yetiştirmeliyiz
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

Güvenilir insan yetiştirmek, cihan devletleri tesis etmenin ilk adımı, her şeyiyle tam bir dünya kurmanın bir başka adıdır. Zira güvenilir insan, kâinat ağacının hem tohumu, hem meyvesi hükmündedir. İşte bu insan, yeryüzüne belli bir gaye için gönderilmiş olup, temel mesuliyeti, kendisini Yaratan’ın kanunlarına uygun bir hayat inşa etmektir.

Elbette bu vazifenin icrası, ilgili inşa eyleminin faili konumundaki güvenilir insanın, evvela kendi benliğini aynı merkezin istekleri istikametinde terbiye etmesine bağlıdır. Bu cebrî gerekliliği çok iyi bilen yüce Allah, yeryüzünü inşa ve ihya etmesi için görevlendirdiği insanı, hem kendini ve hem de çevresini vahyin gölgesinde terbiye edebilecek potansiyelde var etmiştir.
Güvenilir insan yetiştirmek, mesleklerin en meşakkatlisi ve peygamberane olması veçhiyle en şereflisidir.

Yegâne terbiye programı olan vahiy, insana ve terbiyesine dair bir çerçeve çizerken, aslında tüm zamanlarda uygulanabilecek terbiye programının da ana umdelerini nazara veriyor. Allah Teâlâ insanın yaratılacağı haberini, meleklerine “Ben bir beşer yaratacağım.”(Hicr, 15/28), “Ben bir halife yaratacağım.” (Bakara, 2/30)buyurarak bildirmektedir. Hicr suresinde bir beşer yaratılacağını öğrenen meleklerin akıllarında hiçbir soru belirmezken; iş, Bakara suresindeki şekliyle ifade edilip, bir halifenin yaratılması söz konusu olduğunda, melekler halife insanın yeryüzünde kan döküp fesat çıkarmasından korkmuşlar ve reaksiyon göstermekten kendilerini alamamışlardır. Zira halife, inşa kudretine sahip kimse demek olup, bir varlığın inşaya güç yetirmesi, ifsada da gücünün yetmesi anlamına geliyordu.

Fakat Allah, Âdem’i yarattı ve esmayı öğretti. O’na, insanın hamlığını, kabalığını ve vahşiliğini ortadan kaldıracak bilgiler verdi. Bu durumda insanın terbiyesinde kullanılacak yegâne materyaller, bu talimde gizlidir. İşte o ilk öğretiden mahrum kalanlar, yüzyıllarca kaba ve cahil tipleri oluşturmuşlardır. Nitekim “Ey Rasulüm! Sen onlara kaba davransaydın etrafından dağılıp gitmişlerdi.” (Al-i İmran, 3/159)ilahî beyanı da, “şayet terbiyemizden mahrum olsaydın” tevili ile beraber düşünüldüğünde, aynı gerçeğe işaret etmektedir. Allah Teâlâ, yarattığı ve eğitim programına aldığı insana, ikinci merhalede beyanı öğretmiş (Rahman, 55/4), böylece aldığı terbiye neticesinde inşa edilen şahsiyetiyle, lisanını, yani bilumum araç-gerecini kullanarak bir başkasını/hayatı inşa etmesine zemin hazırlamıştır.

Ne var ki, yaratılıp yeryüzüne yerleştirilen insan, terbiyeden uzaklaşması/esmayı unutması nihayetinde, meleklerin olanca zıtlığına rağmen aynîliğine işaret ettikleri “inşa-ifsad” seçeneklerinden ikincisinin öznesi olmuş ve siyasî erki için kan dökmüştür. İktidar ve yeryüzünde istediği fikri/eylemi yükseltme yani inşa gücü, ya bir fesadın doğmasına veya nice kanların akıtılmasına sebep olmuştur. Tüm bu veriler, bizi şu sonuca götürüyor: Tarih, şahsiyet terbiyesinden yoksun insanların, tüm saldırganlıklarını ortaya koyarak yaptıkları katliam örnekleriyle doludur. Bütün mesele bu; eğitilmek, ya da eğitilmemek…

Aslında konunun ehemmiyetini ele veren çok çarpıcı bir hakikat var: İnşa sürecinde rol üstlenmeyen, ifsad günlerinin kuklası olmuş demektir. İnşa edilmeyen yıkılmaya, inşa etmeyen de fesat çıkarmaya yakındır. Bu durumda insanımızı ilahî öğretilerle terbiye etmekten başka alternatifimiz bulunmadığı gibi; “ne inşa etsin ne de ifsad” deyip hayatın dışına koyabileceğimiz etkisiz elemanımız da yoktur.

İnsan hayatla vahiy arasında bir elçidir. Vahiy onun şahsiyetini, o da hayat şubelerini inşa edecektir. Vahyin Allah Resulü’nün en muazzam mucizesi olması bir kenara, vahyin en büyük mucizesi de, asırlardır ondan beslenen nice sineleri muhteşem birer şahsiyet harikasına dönüştürmesi olsa gerektir. Buna göre vahiy temelli bir terbiye tezgâhından geçip neşv-ü nema bulmuş her güvenilir karakter, Kur’an’ın mucizevî eseridir. Kur’an’a inanan kimse, bütün ruh-u canıyla onun hala geçerliliğini koruyan devasa bir inşa layihası olduğuna ve en bedbaht bir sima da olsa ona teslim edilmiş her canın parıldayan bir çırağ haline dönüşeceğine inanır.

Konuyu vahyin ilk uygulayanı Allah Resulü zaviyesinden ele aldığımızda, O’nun nazarında Müslüman güvenilir insanın inşası ile Müslüman devletin inşasının birbirinden kopmaz bir bütün olduğu sonucuna varırız. Medine devleti, Mekke terbiyesini almış güvenilir insanlar ile kurulmuştur. Tam da bu noktada, Ali Şeriati’nin; Hz. Peygamber’in 13 yıllık Mekke dönemini, şahsiyet yetiştirme/karakter inşa etme, 10 yıllık Medine dönemini ise, toplum tesis etme aşaması olarak özetlediğini hatırlamak yerinde olacaktır. Yine O, çeyrek yüzyıllık bir zaman zarfında çevresindeki inananların bedevilikten medeniliğe doğru nasıl kanatlandığını belirttikten sonra, bu mirasın varislerine seslenerek sorar, “Bu mektep ne zaman, yarı vahşi, sadece dünyadan değil kendi ülkesinden dahi habersiz bedevi bir Arap’tan, ashab gibilerini çıkarır?”

Herkesçe malumdur ki, Hz. Peygamber’in elinde ne sihirli bir değnek vardı, ne de O, muhataplarını hipnotize ederek kişilik transferi yapmıştı. O’nun bu büyük güvenilir insan yetiştirme başarısının arka bahçesinde, sıkıca bağlı olduğu vahyi, terbiye müfredatı kabul etmesi bulunuyordu. Bu nedenle “matlûb neticeye varıncaya kadar hangi merhaleler takip edilmeli?” sualinin cevabını verebilecek en sağlıklı kaynak, vahyin hayata dönüşmüş formu demek olan nebevî tatbikattır.

Terbiyesi tamamlanmamış şahsiyetlerle başlatılan hiçbir siyasî, iktisadî, dinî ve hatta ailevî girişimin ayakta kalamayacağı gerçeğini daima hatırda tutmanız gerekmektedir. Şu halde Müslüman güvenilir insanın inşası programı, yalnız İslamî harekette aktif görev alacak bireyler için değil, mutlu bir aile yuvası kurmak isteyen fertler için dahi kaçınılmaz tek yoldur.

Kimliklerin asimile olduğu zamanımızda Müslümanca bir kimlik inşası zaruridir. Kur’an’ın ve Efendimizin usulüne tabi olarak güvenilir insanlar yetiştirmemiz gerekmektedir. Şu halde güvenilir insan yetiştirmek için, Kur’anî çerçeve ve nebevî tatbikin ana umdeleriyle muvafık, aynı zamanda da çağın imkânlarıyla bütünleşmiş bir usul takip edilmesi gerekmektedir.

Müslüman mürebbiler, çevrelerinde inkıtasız devam eden batıl ve Hakk mensuplarının eylem deveranı arasında etkisiz ve işlevsiz hiç kimse bırakmamalı, eğitime aldıkları her sineden taze düşünce ve aksiyonlar yeşermesi için mücadele vermelidirler. İlahî mahkeme, ihmale uğrayan mağdur insanın hesabını mutlaka görecektir. Muhatapların tekâmül ve temayüz gösterememesi, sorumlu kimse için ind-i ilahide hesabını vereceği bir sorgulama unsurudur. İnşasından sorumlu olduğumuz insanın, şu alanlarda gelişme kaydetmesi sağlanmalıdır:

İman potansiyeli
İlim ve ahlâk gücü
Hizmet aşk ve şevki
Amel ve ihlâs kimliği
Müslüman ve Güvenilir İnsanın Yetiştirilmesi İçin Genel Esaslar

1-Şahsiyet inşasını, yıkılmaya yüz tutmuş eski bir binanın tamir işi gibi değil, boş bir araziye tüm ölçüleri baştan tespit ve tayin edilecek yeni bir bina yapımı gibi mütalaa etmek.

2-Bunun için de akideyi önceleyerek, çok katlı yapıları kaldırabilecek sağlam bir temel atmak. Çünkü temel muhkem değilse, sonradan sütunlar dikilerek bina desteklenmeye de çalışılsa, netice hafif bir sarsıntıda binanın yerle bir olmasıdır.

3-İdeal bir modelin mevcudiyetinin şahsiyet inşasındaki konumunu asla küçümsememek. Zira nihaî planda şahsiyetleri inşa etmeyi gayelerinin başına koyan vahiy, model şahsiyetleri şaşırtıcı derecede bir sıklıkta sıcak gündemine almakta, muhataplarına sunmaktadır.

4-Bunun tesisi için de, ilim ile âlimi, bilgi ile bileni birbirinden başka şeyler sanma yanılgısına düşmemek. Modern anlayış, bir başka tabirle tersyüz olmuş beşer aklı, bu ikisi arasındaki kopmaz bağı koparmış, bileni bir huni, bir ara kablo mahiyetine indirgemiştir. Bunun tabii bir neticesi olarak da bilgi ahlaksızlaştırılmıştır. Zira bilgi, ruhunu bilenden alır.

5-Her insanın tıpkı parmak uçları gibi karakterinin de kendine özgü olduğu gerçeğini kabullenmek. Ömer tabiatına mütemayil birinden ısrarla Ebu Bekir gibi davranması istenmemeli ve bilinmelidir ki müstakbel İslam medeniyetinde her iki şahsiyete de şiddetle ihtiyaç duyulacaktır.

6-Örnek bir şahsiyet inşasında, içinde bulunulan zamanın meşru olmak kaydıyla tüm yöntemlerini kullanmak, tabir-i diğerle imkân dâhilindeki tüm kaynakları, mahlûkatın ekseninde duran insanın ihyasına seferber etmek. Zira yaşanan teknolojik ve bilimsel gelişimler karşısında savunmacı bir tavır takınarak reddedici bir tutum izlemek, Rabbanî eğitim ilkelerine aykırıdır.

7-Muhatabın diğer insanlarla iyi ilişkiler kurmasına zemin hazırlamak ve bilhassa inanç birlikteliği olan kimselerle sıkı bir iletişim ve diyalog halinde bulunmasını sağlamak.

8-Bunun için de, tüm ahlakî meziyetler bir yana, şahsiyetinin güven verme/eminlik temeli üzerinde yükselmesine gayret etmek. Zira mü’minler arası uhuvvet bağlarının zedelenmemesi, ancak ülfet edilen, maddî-manevî her türlü zarar verme olasılığından emin görülen bir kimse haline gelebilmekle mümkündür.

9-Muhatabı “bencillik”ten alıkoymakla birlikte, sıhhatli bir “ben” anlayışı geliştirmesine de yardımcı olmak. Modern zamanların kuklası olmuş, egoizm yanlısı, hayatı yalnız rahatına göre planlayan ve keyif almayı yaşam felsefesi yapan “birey” yerine; varlığının kıymetini Var Eden’den bilen ve dolayısıyla O’nun kudret delilleri olan herkese ve her şeye hak ettiği itibarı gösteren, fedakârlığın simgesi “şahsiyet”i ikame etmeye çalışmak.

10-İmanı, cihadı, ahlakı, eğitimi özetle İslam’ı hâkim kılmanın, muayyen iç aşamalardan müteşekkil olduğunu, bir basamağı atlayarak diğerine yükselmenin olanaksızlığını kavramak.

İfade ettiğimiz bu genel esaslara tabi olarak, Efendimizin usulüyle ve Kur’an’ı müfredat alarak başlatacağımız terbiye çalışmalarımız “Emin Peygambere Güvenilir Ümmet Yetiştirme” hedefimize bizleri vasıl edecektir

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!