Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Kurban ve Bayram
Ekleme Tarihi: 26.08.2018

İnsanlıkla yaşıt belki de insanın yeryüzündeki ilk ibadeti olan kurban ibadetimizi yerine getiriyoruz. İbadetlerimizi yerine getirmek için birçok maddi hazırlıklar yapıyoruz. Bu hazırlıklarımız kadar yapacağımız manevi hazırlıklar da önemlidir.

Yaptığımız bütün ibadetlere anlam katan da olayın manevi, şuur boyutudur. Şuur boyutu ihmal edilen, manevi hazırlığı yapılmayan ibadetler şekilden öteye geçemezler. Bu ibadetler insanı terbiye etmekten ve Rabbine yakınlaştırmaktan çok uzak bir noktadadır. Ruhsuz bir beden neyse şuursuz bir ibadette odur. Şuur ve maneviyat insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliklerden biridir. İnsan dışındaki hiçbir varlığın fillerinin arkasında maneviyat göremezsiniz. İnsan da amellerini maneviyattan uzak yaptığında, fiilleri kendi cinsi dışındaki varlıkların yaptıkları ile aynı seviyeye iner.
Kendinden önceki vahiyler gibi Kur’an da kendisine muhatap aldığı insanlığı şuurlu hareket etmeye davet etmiştir. Kur’an’ın bu daveti daha ilk nazil olan ayetlerde kendisini göstermektedir. İlk nazil olan ayetler insanı tefekküre davet eder. Çünkü tefekkür olmadan şuur olmaz. Onun için yaptığımız bütün ibadetlerin tefekkür hazırlığına maddi hazırlığından daha çok önem vermeliyiz.

Malumunuz olduğu üzere kurban ibadeti, Hz. Âdem’in evlatlarından Allah’a kurban arz etmelerini istemesiyle başlamış ve Efendimize kadar devam etmiştir. Hz. Âdem ile başlayan bu ibadet bütün peygamberlerimizin şeriatlarında vardır. Hz. Zekeriya, Hz. Yahya efendilerimiz ise bizzat kendileri kurban olmuşlardır. Bu durum kurban ibadetinin adeta zirvesidir. İnsanın her şeyini, en sonunda bedenini Allah’a adaması halidir. Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya’nın kurban oluşlarının bizlere verdiği mesajı çok dikkatli bir şekilde okumalı ve anlamalıyız. Bu mesajı doğru anlamak, hem hayatımızı anlamlandıracak, hem de yerine getirdiğimiz kurban ibadetine müthiş bir maneviyat kazandıracaktır.

Rabbimizin bizi terbiye etmek için emrettiği her bir ibadetin bir hikmeti vardır. Kur’an da kurban ibadetimizin hikmet ve amacı şu şekilde ifade buyruluyor;

“Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat sizden O’na ulaşan yalnızca O’na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir. Böylece, onları size musahhar kıldı ki, size yol gösterdiğinden dolayı Allah’ın yüceliğini layıkıyla takdir edesiniz; ve sen ey peygamber, iyileri ve kendilerini iyiliğe adayanları O’nun rızasıyla müjdele.” ( Hacc, 22/ 37)

Bu ayetler, kurbanlarımızın et, kan ve derilerine değil, manevi yönüne dikkat etmemiz gerektiğini açıklıyor. İnsanın eşya karşısındaki konumunu tespit ve tayin ediyor. Hayata özne olarak yaratılan insanın kendisini eşya karşısında nesneleştirmemesi için dikkat çekiliyor.

Kurban ibadetinin hikmeti, eşyanın insanın emrine amade kılınmasıdır. İnsan, yaratılmışlar âleminin en şerefli varlığıdır. Allah yaratmış olduğu her şeyin üzerine adeta “insani hizmetlere mahsustur” yazmıştır. Kur’an’a göre yıldızlar, nehirler, güneş ve ay, denizler, kuşlar, bulutlar insanın emrine musahhar kılınmıştır. Kurban kesmek de Allah’ın varlık hiyerarşisine saygı göstermektir. Kurban ibadetimizi yerine getirirken kurban etmiş olduğumuz hayvanın üzerinden sembolik anlamda bu dünyada emanetçisi olduğumuz bütün servetimizi Rabbimiz istediğinde seve seve vereceğimize söz veriyoruz. Bu söz, servetimizi kulluğumuz için kullanacağımızın sözüdür.

Bu şuur haliyle kurban ibadetimizi yerine getirmek için Arefe gününü anlamına uygun bir şekilde değerlendirmeliyiz. Malumunuz olduğu üzere Arefe günü Zilhicce ayının 9. günüdür. Bu günde, bütün ümmeti temsilen hacc ibadetini yerine getirmek üzere Kutsal topraklarda olan hacı adayları haccın farzı olan Arafat vakfesini yaparlar. Vakfe esnasında her hacı adayı, gelmiş olduğu yaşa kadarki ömürlük hesabını yapar ve günahlarına tövbe eder. Ademce bir tövbe ile gözyaşlarıyla günahkar kalbini yıkar ve Rabbinden aff diler. Yani hacı adayları Arefe gününü tövbe ve istiğfarla geçirir. Öyleyse bizlerinde yaşadığımız şehirlerde Arefe gününü anlamına ve amacına uygun olarak kendimizi bilmek, hesabımızı yapmak ve günahlarımıza tövbe ederek değerlendirmeliyiz. Arefe günü yılda bir defa gelir. (Ramazan bayramının arefesi olmaz.) Bu mübarek gün alışverişle israf edilecek bir gün değildir. Öyleyse bayram hazırlıklarımızı Arefe’den önce tamamlamalıyız ve Arefe’yi de yılda bir defa gelen bir fırsat olarak bilip şuurlu bir Kurban ibadeti için değerlendirmeliyiz.

Anlamını, maksadını ve manasını doğru bir şekilde anlayacağımız bir kurban ibadeti, Rabbimize Hz. İbrahim gibi yakınlaşmamıza ve İlahi vitrinleri seyretmemize vesile olacaktır.

İlahi vitrinleri seyretmek, iç dünyamıza, dolayısıyla kalplerimize seviye kazandırmak demektir. Rabbimizle dostluk kurmak için, mal, can ve evlattan fedakârlık gerekir. Her şeyimizi, ne var ne yok tüm imkânlarımızı Allah’ın yolunda, Allah için ortaya koymak, dostluğa atılacak en ciddi adımdır.

Bilmem duydunuz mu? Rusya’da kurbanlık bir hayvan, kesilecek yere kendi isteği ile yürüyerek gelir sonra yatar ve kanı akıtılacak çukura boynunu uzatır. Hayvandaki bu teslimiyeti metafizik deyip geçemeyiz. Eğer iç dünyamıza ihtiyacımızı giderecek şekilde bir seviye kazandırmışsak, ilahi vitrinleri seyretme imkânına kavuşabiliriz.

Bunun için yapılacak şey, kalben beslenme olan sohbet halkalarına iştirak etmektir. Her şeyin farkına varmanın, eşyanın iç yüzünü kavramanın yolu sohbetlerden geçer. Kurbanlık hayvanını Allah için kesen bir müslümanın, bir başka özelliği ise Rabbimizin kendisine verdiği imkânları, yetenekleri, kabiliyetleri de Allah için, Allah yolunda kurban etmesidir. İşte o zaman Kurban Bayramının, kurban kesmenin hikmeti ortaya çıkar.

Müslüman insanın Rabbi ile olan irtibatı, ilişkisi düzeldiği an, o insanın her türlü meşru ilişkilerinde kendiliğinden bir düzelme başlar. Hayatın ve eşyanın farkında olmanın şuurunu idrak eder. Allah’ı görüyormuş gibi yaşayarak hayatına çekidüzen verir.

Hayatını Rabbine, yüce yaratıcısına vakfetmeye, kurban etmeye karar vermiş olan her insan, kaliteyi yakalamış bir insandır. Daraltılmış kulluğunu, genişletmek için tüm imkânlarını ortaya koymuş insandır. Kurbanlık hayvanın kanı akarken, o insanın samimiyeti, ihlâsı ve takvası çoktan Allah’a kavuşmuş olur. Kulun, Allah’la beraber olmasının sırrı da budur.

Bedel ödemeden dünyaya geldik öyle değil mi? Ancak ahiret yolculuğunda Müslüman insanın bedel ödemesi gerekir. Üzerimize vacip olan kurbanı kesmek, kulluk vazifemizin gereğidir. Rabbimizin kuluna verdiği diğer nimet ve yetenekleri Kur’an ve Sünnet yolunda kullanmazsak, bedel ödemeden dünyadan ayrılmış oluruz ki bu durum ciddi bir kayıptır.

Rabbimiz Tevbe Suresinin 110-111. ayetlerinde cennetini pazarlıyor. Cennete müşteri olanların, bedenlerinde, kulluk kimliklerinde boşluk olmasını istemiyor. Son nefes endişesi ile yaşamamızı istiyor. Zekâtlarımızı, öşürlerimizi vermezsek, lokmalarımıza haramın karışacağını Resulünün diliyle bildiriyor.

Tüm bu ve benzeri vazifelerin, kulluk birimlerimizin farkında olmanın yolunun, ilahi vitrinleri izlemekle mümkün olabileceği hatırlatılıyor. İdrak ettiğimiz Kurban Bayramını, kesilen kurbanlıkları bu çerçeveden izlenmesi gerekiyor.

İmkânı yerinde olanların, fıkhi ölçülere uygun bir hayvanı kurban etmesi gerekirken, diğer taraftan sağılacak hayvanların göğüslerinin incitilmeden sağılmasını, tırnaklar uzamışsa, kesilmesini beyan ediyor fıkhımız ve ahlaki prensiplerimiz. Mekke Fethinde, askerin gittiği yolda köpek yavruları görülünce, çiğnenmemesi için askerler korumaya almıştır.

Bu örneğin ışığında kesilecek kurbanlık hayvanlara küçük çaplı da olsa eziyet etmenin nelere mal olacağını kurban sahibinin hesap etmesi gerekiyor.

Sizlere takdim ettiğimiz bu mesajın her bir paragrafı, ayrı bir konu başlığı durumundadır.

Netice olarak, insanın hayatında ilk tahsilin, içimizi temizlemekle başladığını idrak edecek olursak, bu meseleleri kendiliğinden halletmiş oluruz. Asıl tahsil de budur zaten. Yukarıda hatırlatmıştık ki, her sohbet, gökten inen sofra özelliğine sahip olması gerekir. Sohbetlerde yetişen insanların beyin ve gönül gücü kuvvetlenir. Hayatın ve yaptığımız ibadetlerin farkında olmaya başlarız. İster selam verelim, ister Umreye gidelim, ister kurban keselim… Yeter ki ne yaptığımızın farkında olalım. Farkında olmanın yolu sohbet yoludur. Diğer kültürel faaliyetler zihnimizi besler. Sohbetler ise gönlümüzü besler. Her ikisi de gerekir. Ancak, sohbeti, sohbet halkası olmayanın iç dünyasına tahsil yaptırması çok zordur.

Tüm Müslüman kardeşlerimizin Kurban Bayramlarını tebrik ediyor, kestikleri kurbanların hak katında kabul edilmesini diliyoruz. Yurt dışındaki muhtaç kardeşlerimiz için verilen kurban sahiplerine ayrıca teşekkür etmeyi bir borç biliyoruz

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!