Yazar Makaleleri


 Musab Seyithan


  Cenabet bir toplum mu olduk?
Ekleme Tarihi: 27.08.2018

Son günlerde sosyal medyada, Kanal7 tarafından yaptırılan ve “Guslün farzı kaçtır” sorusunun yöneltildiği bir röportaj videosu dolaştı durdu. Seyredenlerin hatırlayacağı gibi, katılımcılar içerisinde her yaş grubundan kişiler olmasına rağmen, genç ve orta yaşlılar ağırlıkta idi.

Ankete verilen cevapların yüzde doksanında, ya bilmiyorum deniliyordu, ya da yanlış cevap veriliyordu. Bunların içinde tam tesettürlüler, yarım tesettürlüler, tam sakallılar ve kirli sakallılar olduğu gibi, tesettürsüz olanlar da vardı ve doğru cevabı da onların bir kısmı verdi. En ilginci de, başörtüsünü kafasının üst kısmına toparlamış olan genç bir bayanın verdiği cevaptı:

            - Gusül abdestinin kaç farzı vardır?

            - Vallahi bilmiyorum ki hiç almadığım için.

            - Niçin almadınız?

            - Almaya gerek görmedim.

Evet, “Bir ambar buğdayın mostrası/numunesi, bir avuç buğdaydır” atasözünün ortaya koyduğu gerçekten yola çıkarsak, Türkiye genelinin, yani büyük fotoğrafın habercisi, bu küçük fotoğraftakilerdir. Dolayısıyla insanımızın ezici çoğunluğunun, guslün farzını bilmediği gerçeği ortaya çıkıyor.

Bunlar, gusül abdesti almıyor olamazlar. Bütün iyi niyetimle söylüyorum ki, bunların kâhir ekseriyeti gusül abdesti alıyordur. Fakat yaptıklarından hangilerinin farz, hangilerinin sünnet olduğunu bilmemekten kaynaklanan bir bocalama ile yanlış ifade etmişlerdir.Yoksa toplumun yüzde doksanı cenabet geziyor demektir.

Olayı bu şekilde iyi niyet göstererek tolere etsek de, genel hatlarıyla toplumda dinî alanda bir cehalet söz konusudur. Kadın-erkek bütün Müslümanlara, öğrenmeleri farz-ı ayın olan, yani bire bir her Müslümanın bilmesi gereken konulardaki bilgisizlik, normal kabul edilemez. Hele hele hayatımızda sıkça başvurduğumuz -gusül abdesti gibi- konuların en ince ayrıntısına kadar bilinemeyişi, hoş görülecek bir cehalet değildir. “Ne olmuş canım, bilmeyebilir” türünden üstü örtülecek kadar basit de değildir.

Eğer soru; “Tavaf nedir ve kaç şavttan meydana gelir?” şeklinde olsaydı ve toplumun çoğunluğu bilmeseydi, normal karşılayabilirdik. “Hac, ömürde bir defa yapılacak olan bir ibadettir. Kendilerine hac farz olanlar, hac kuraları çekilip de gidecekleri kesinleşince onların hacla ilgili ilmihal bilgilerini öğrenmeleri farzdır. O zaman bir hacı adayı, ‘Kâbe’nin etrafında yedi defa dönmeye tavaf, her dönmeye de bir şavt denir. Dolayısıyla bir tavaf yedi şavttan oluşur’  bilgisini edinir. Sokaktaki her insanın bu konuyu bilmemeleri normaldir” derdik.

Fakat günlük veya haftalık yaşadığımız ibadetlerle ilgili sorulan sorulara, eğer toplumun yüzde doksanı doğru dürüst bir cevap veremiyorsa, imalarımızın, vaizlerimizin ve en önemlisi eğitimcilerimizin, kafalarını iki elleri arasına alıp iyi düşünmeleri gerekmektedir. Özellikle ilköğretim ve liselerimizde Din Dersi öğretmenliği yapan eğitimcilerimiz, konuyu iki kere düşünmelidirler. Çünkü cevap vermekten kaçanların veya yanlış cevap verenlerin çoğu gençlerden oluşuyordu. Onların çoğu da en az liseyi bitirmişlerdi.

Müfredât ne olursa olsun, Müslümanın günlük hayatında lazım olacak bilgiler her hâlükârda tekraren hatırlatılmalı ve öğrencilerin zihnine âdetâ çakılmalıdır. Mesela Fatiha suresi ve namazlarda okunacak diğer kısa sureler ve dualar anlamlarıyla beraber yer yer tekrar edilmeli ve öğrenciler eksiksiz bir şekilde öğrenmeli ve telaffuz güçlüğü çekmemelidir.Gusül abdesti de onlardan biridir.

Hiç unutmuyorum. Öğretmenliğimin üçüncü yılıydı. Bingöl Genç Lisesinde Din Dersi Öğretmeni idim. İlk teftişimi geçiriyordum. Adını hiç unutmadığım, boylu-poslu Hamza Taş adında Bakanlık müfettişi dersime girmişti. Yaşıyorsa Allah hayırlı, bereketli, sağlıklı uzun ömür versin, ölmüş ise gani gani rahmet eylesin. Dersimi dinledikten sonra, sınıfın dışında elini omuzuma attı ve bana; “Bu kitaplardaki konular 15 dakikada verilip geçilebilecek konulardır. Sen 15 dakikada bunları verdikten sonra İslam’ın ana konularını bu çocuklara sıklıkla anlat. Önemli olan dinin ana konularının öğretilmesidir” dedi. O dönemde liselerde okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi konuları da “Yurttaşlık Bilgisi” ders konuları gibiydi. Çünkü 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra yazılmış, Cunta hükümetinin Milli Eğitim Bakanlığının yazdırdığı kitaplar idi. Fakat kitapta ne yazarsa yazsın, bu topraklarda İslam’ın yeniden ihya ve inşasını hayatının merkezine koymuş olan İlahiyat mezunu ideal bir öğretmen, ne anlatacağını bilmelidir.Öğretmenliği; insan yetiştirme sanatı, okulları da insan yetiştiren birer atölye olarak görmeyen bir öğretmen, önüne konan müfredâtı put edinirse, İslam adına onun yapabileceği bir şey yoktur. Klasik ifadesiyle o, “Kıl beşi kurtar başı, sallabaşı al maaşı” kafasıyla, din üzerinden geçinenler derekesini boylar. Böylelerinin yetiştirdiği nesil de, cenabet bir toplum oluşturur.

Bu videoyu seyredince, içim titredi ve birden kendimi ve tüm eğitimcileri sorumlu tuttum. Derslerde yüksek perdeden konulara ağırlık verme yerine, birinci önceliğimizin, “Zarûrât-ı Diniyye” dediğimiz, öncelikle bilinmesi, inanılması ve yaşanması gereken dinî konuları öğretmek olmalıdır.

Yıllarca kendimizi “Yüzde doksan dokuzu Müslüman bir ülkede yaşıyoruz” yalanıyla avuttuk. MAK Danışmanlığınca 12-18 Haziran 2017’de, 30 Büyükşehir, 23 il ve 154 ilçede, yüzyüze görüşerek yapılan  “Türkiye’de Toplumun Dine ve Dinî Değerlere Bakışı Araştırması”na göre:

 Toplumun %86’sı “Allah’ın varlığına, birliğine ve bizi yaratıp yaşattığına inanıyorum” derken, %14 inanmadığını söylüyor.

 %25 meleklerin varlığına inanmıyor.

 %24 Kur’an’ın Allah tarafından gönderilen bir kitap olduğuna inanmıyor.

Ahirete inanmayanların oranı ise %27.

Peygamberlere inananların sayısı %63. İnanmayanlar %37.

Kadere inananların sayısı ise %55. İnanmayanlar %45.

Evimizde Kur’an var ve düzenli aralıklarla Kuran okuyorum diyenlerin sayısı %25.

Evimizde Kuran-ı Kerim var ama pek okuduğumuz söylenemezdiyenlerin sayısı da %32. Geriye kalan %43 kitlenin de evinde Kuran-ı Kerim yok.

Tüm Ramazan boyunca oruç tutarım diyenler %45; Ramazanın bir kısmında oruç tutarım diyenler %25; Hiç oruç tutmayanlar ise %30.

Beş vakit namazı kılarım diyenler %22; ara-sıra vakit namazlarını kılarım diyenler %26; arada Cuma namazlarını, teravih ve bayram namazlarını kılarım diyenler %24; hiç namaz kılmayanlar da %28.

Evet, bu rakamlar bize yüzde yüz doğru sonuçları göstermese de, Türkiye’nin dinî haritasını ortaya koyması yönünden bir fikir vermektedir.Öyle sanıldığı gibi %99’u Müslüman bir ülkede yaşamıyoruz. Dinî değerlerimizden hayli uzaklaşmışız.

Sonuç olarak deriz ki; İslam’ın bu toplumda yeniden ihya ve inşası için, duyarlı Müslümanların, başta eğitimcilerin, vaiz ve hocaların konu üzerine eğilip yeni proje ve teknikler geliştirerek sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmeleri gerekmektedir. STK bünyesinde hizmet veren eğitimci ve hocalar da aynı sorumlulukta pay sahibidirler. “İnsanî yardım kuruluşu” adıyla yapılanan vakıf ve dernekler, maddî olarak insanların karınlarına hitap ediyorlar ama kafa ve kalplerini aç bırakıyorlar. Bu dünyada biz sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirelim ve bu konuda uykularımız kaçsın ki yarın kıyamet günü Rabbimize karşı bir mazeretimiz olsun

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!