Yazar Makaleleri


 Abdullah Büyük


  Müslüman İş Adamlarımızın Sorumlulukları
Ekleme Tarihi: 11.07.2020

Yeryüzü büyük bir sofra ve bu sofranın etrafında oturarak karınlarını doyurmak isteyen insanlar da Allah’ın iyali ve Hz. Adem’in çocuklarıdır.

Yeryüzü sofrasının etrafında oturarak karnını doyurmak isteyen insanların inanç hüviyeti ne olursa olsun, hepsinin bu sofradan karnını doyurma hakları vardır.

Yüce Allah (cc) bu sofrayı, bu besin kaynaklarını, yeryüzünde hem kendilerinin ve hem de başkalarının refahını, saadetini gerçekleştirsin diye Müslümanların güvenilir ellerine teslim etmiştir.

Müslüman bir sermayedar, Müslüman bir müteşebbis, fabrikatör, üretici; yeryüzü halkına takdim edilen çeşitli kaynakları, Allah’ın birer ihsanı olarak, lütfü ve ikramı olarak düşünür. Çünkü mal da Allah’ındır, mülk de Allah’ındır, “Mülkü elinde tutan Allah (cc) yüceler yücesidir.” (Mülk, 67/1)

Müslüman bir üretici, bir müteşebbis, kaynakları kullanırken, kişisel olmayan “emanet sorumluluğu” ile hareket eder. Yani onun inancı doğaya, tabiata sahip olmak değil, tabiata emanet gözüyle bakmaktır.

“Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Şu halde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.” (Mülk, 67/15)

Daha adil bir ekonomi ve daha yaşanabilir toplum düzenini vahyin ışığında inşa etmek istiyor muyuz? O zaman en iyi çözüm; İslam'ın iktisadi kurallarını hayata geçirmektir.

İslam iktisadında (ekonomisinde) Müslüman tacir, Müslüman üretici, Müslüman müteşebbis yed-i emindir. Güvenilir eldir. İslam dışı ekonomilerde ise müteşebbis, ilkesini, çalışmasını kişisel menfaat üzerine kurar. Hayatın bütün evrelerinde olduğu gibi ticarette de gaye Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır.

“Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda) harcayarak ahiret yurdunu iste, ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.” (Kasas, 28/77)

“Ticaretin dini yoktur” diyen zihniyet, malın sahibi olması hususunda Allah’a yetki vermemektedir. Sosyal hayatında “Allah’ın hakkı Allah’a; Sezar’ın hakkı Sezar’a” diyebilen çarpık mantık; mal hususunda, üretim hususunda aynı cömertliği gösterememiştir. “Mal benim” demiştir. “Bende başkalarının malı olamaz” demiştir.

İslâmî sermayenin potansiyel bir güç olmasından tedirginlik duyanlar şu hususu bilmelidirler:

Dünya Müslüman toplumu, her geçen gün hayat tarzlarını İslâmî hukuk ve eğitime döndürme arzu ve çabasını devam ettirmektedir.

Dini inançlarla desteklenen ve İslami kurallara göre yönetilen bir toplumun davranış modelinin İslam dini olması en tabii bir şeydir. Durum bu olunca, İslami bir firmanın amacını, inancına göre düzen ve intizama sokması onun temel vazifesidir:

“Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin yanında hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha layıktır.” (Kehf, 18/46)

Allah’a inanan, dolayısıyla katından gelen Kitabına da inanan Müslüman bir müteşebbisin hayırlı işler yapması inancının gereğidir. Toplumun faydasına yönelik hayırlı işlerde malı harcamak, onun için bir şereftir.

Salih amel veya hayırlı hizmet ve iş olarak Kur’an’da anlatılan hizmetler, Kitabımızın 32 suresinde, 62 ayette anlatılmıştır. Bu ne demektir? Şu demektir; gerek İslami firma ve gerekse o firmaya, o fabrikaya hisseleşerek ortak olan Müslüman halk, kazanç ve gelirlerinin ve kârlarının belli bir miktarını iman ettikleri Allah’ın yolunda harcayacaklardır. Müslümanlara ait bir firmanın, ortakları namına böyle hayırlı teşebbüslerde bulunması, tüm ortakları memnun ve mesrur edecektir. Çünkü bu iş, iman meselesidir.

Hayatımızın hiçbir alanındaki hizmet transit olamaz, geçici olamaz. “Hiç ölmeyecekmiş gibi, Rıza-i İlahi için hayata bakmak. Ama hemen yarın ölecekmiş gibi de hazırlıklarımızı sürdürmek.” Bu dengeyi kurduğumuz zaman hayatımızın dönen çarklarını meleklerin imreneceği bir çark haline getirebiliriz.

Meslek olarak hangi işi üstlenmiş olursak olalım, onunla yüzgöz olmamalıyız, bağışıklık kazanmamalıyız. Hayatımızda bağışıklık kazandıracak bir şeyimiz olmamalıdır. Yaptığımız işlerde bağışıklık kazanırsak monotonlaşırız, bayatlarız. Monotonluk usanç verir. Her gün yeni bir gündür. Cenab-ı Allah her gün bize eskimiş günleri iade etmiyor. Yeni gün veriyor. Adeta bize teslim edilen günü de Cenab-ı Allah gönlümüze, kulağımıza fısıldarcasına konuşturuyor. “ Ey Âdemoğlu! Ben yepyeni bir günüm” Kullanmış olduğumuz yirmi dört saatlik zaman dilimini Allah bize böyle konuşturmaktadır.

Hayvanı, toprağı konuşturan Allah, bize vermiş olduğu zaman dilimini dili varmış gibi konuşturuyor. “ Ey Âdemoğlu ben senin için gelmiş yepyeni bir günüm, aman ha dikkat et! Benim üzerimde, benim içimde hayat süreceksin. Sakın ola ki günaha bulaşma! Çünkü ben bunlara şahitlik yapacağım. Ahirette de benim yüzümden cehennem ateşine girmene ben razı değilim” dercesine kendisini güzel bir şekilde tarif etmektedir.

Güney Asya ülkelerinden Endonezya’nın İslamlaşmasına İslam ahlakını hayatında yaşayan bir kumaş tüccarının vesile olduğu anlatılır. Endonezya'ya yerleşen ve ticaretini orada sürdüren bu Müslüman tüccar, çırağının hayli kârlı bir satış yaptığını görür. Ancak işin aslını öğrenen tüccar, çırağının metresi 5 akçe olan kumaşı 10 akçeden sattığını görür. Bunun üzerine çırağından satış yaptığı kişiyi bulmasını ister. Tüccar, durumu müşteriye izah ederek kendisinden helallik istedikten sonra fazladan alınan 5 akçeyi de iade eder. Çok geçmeden bu olay ülkede dilden dile dolaşmaya başlar. Peygamberimizin "Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar (doğrular) ve şehitlerle beraberdir" hadisini hayatında ilke edinen bu tüccarın 5 akçelik hassasiyeti, sergilediği bu tutum, bugün Endonezya'nın kaderini belirlemiştir.

İslam’ın yayılmasında, Mekke’nin jeopolitik olarak ticaret yolları üzerinde olması önemli sebepler içerisindedir. Günümüzde İslamiyet’in yayılması için Müslüman tüccarların İslam’ı temsil sorumlulukları çok önemlidir. Müslüman bir tüccarda, Müslüman toplumunun bir nüvesini görmekteyiz. Tüccarlık sadece bir alışverişten ibaret değildir. Manevi boyutu çok büyük olan bir durumdur. Müslüman tüccar ruhsal ve fikri faaliyetini bedeni faaliyetinin önüne koyan insandır. İlk adımı buradan başlamaktadır. Çünkü manevi ve fikri yapı demek; Allah’ı ve Peygamberi birinci sıraya koymak demektir.

Müslüman bir tüccarın, bir firmanın, inandığı Allah’tan gelen talimatlarının içerisinde salih amel 62 kez tekrarlanıyorsa, bu firma okullar açacak, hastaneler kuracak, Kur’an Kurslarının ihyası için yatırımlara girecektir. İslam’ın yücelmesi ve yayılması için mescitler inşa edecek, fakir ve muhtaçlara yardım elini uzatacak, İslam’ın yayılması için gereken tüm harcamaları inancının gereği olarak yapacaktır. Bundan daha tabii ne olabilir ki?

Müslüman insanın inancında salih amel, sadece namaz kılıp, hacca gitmek değildir. Salih amelin ağırlık noktasında toplumu hedeflemek vardır. Ramazan’dan Ramazan’a fakirlerin evine gönderilen bir kaç kilo bulgur, zeytinyağı, pirinç, şeker ile yardım dosyasını kapatmak, Müslüman bir firma için hiç uygun bir davranış değildir.

İşsizlere el atması, iş bulması, akide dünyası bozuk olanlara eğitim yatırımlarına başlaması, gazete, mecmua, TV gibi basın-yayın hizmetlerini deruhte etmesi, hizmet sahasının bel kemiğidir.

İnsanlık için, insanlığın iyiliği için hizmet yarışında olan Müslüman işadamlarımızı muhabbetle bağrımıza basıyor ve onlara bir takım temel prensipleri hatırlatıyoruz:

Müslüman iş adamı; mesleğinde de iş kimliğinde de bayatlamayan, taze kalan, canlı olan insandır.
Müslüman iş adamı; ruhsal ve fikri faaliyetini bedeni faaliyetinin önüne koyan insandır.
Müslüman iş adamı; teşebbüs ruhunu Asr-ı Saadetten alan, Neyi, Nerede, Ne şekilde, Nasıl, Ne zaman, Kimlerle yapacağının cevaplarını sermayesinde ve işletmeciliğinde bulan insandır.
Müslüman iş adamı; malını ve canını cennet karşılığında Rabb’ine satan, satmış olduğu malda hak sahiplerinin hakkı olduğunu bilen, ilahi buyruklar sahibi Allah’a sattığı malın kuruşuna kadar hesabını vereceğine inanan insandır.
Müslüman iş adamı; paraya mahkûm olmayıp, paraya hâkim olan, girdi ve çıktısını dininin ve aklının ölçülerine göre yapan, helal kazanç uğruna yeteneklerini kullanmanın cihadın bir başka bir yönü olduğuna iman eden insandır.
Müslüman iş adamı; peygamberlerden hem Hz. Süleyman (as)’ı hem de Hz. İsa(as)’ı iş hayatında ölçü alan, Sahabelerden Hz. Osman (ra)’ı, Abdurrahman b. Avf (ra)’ı ve Hz. Ebu Zerr (ra)’ı rehber edinen insandır.
Müslüman iş adamı; almayı da vermeyi de Kur’an ve Sünnet terazisinde tartan, mizan başında hesabını göğsünü gere gere Rabb’ine verebilmek için mücadele eden, Peygamberler, sıddıklar, şehidlerle cennette beraber olabilmek için hayatını adayan Allah eridir.

  Diğer Yazı Başlıkları

Diğer Tüm Başlıkları Göster

» Yazarlarımız

» Bizden Haberler

» Videolar

» Makaleler

» Önerilenler

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bağış
Yap!